• $ 5,4774
  • € 6,2194
  • 230.048
  • 104.861
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Demokrasi inadı ve süreklilik…

Türkiye yüzüncü yılına yaklaşırken, tarihimize şöyle sakince, tepeden bakmayı denediğimizde, yaşanan tüm acı ve zorluklara rağmen işlerin yolunda gittiğini söylemek makul görünüyor. Çok fazla karamsar insanımız olduğunun farkındayım. İktidar partisi mensubu bir şahıs olarak bu tespitime anlaşılır nedenlerden dudak bükenler olacaktır. Her görüş sagıdeğerdir, ama ben aklımdakini yazmaya devam edeyim.

Öncellikle Osmanlı’nın yıkılış şartlarına bakıldığında buradan Türkiye gibi hâlâ büyük ve hâlâ dünyanın düğüm noktasında bir ülke çıkarabilmek muazzam bir başarıdır. Rus Devrimi gibi konjonktürel elverişli şartlar oluşmuştur ama o avantajları kullanmak, ancak millet odaklı bir direnişin ortaya çıkması, kurmay aklın da bu süreci iyi yönetmesi ile mümkün olmuştur.

Bu manada Türkiye’nin ortaya koyduğu kurtuluş pratiği emperyalizme karşı büyük bir zaferdir. Çok zor şartlarda, İstiklal Marşı’nda harika şekilde özetlenen biçimde tam manasıyla yedi düvele karşı verilen varlık mücadelesi kazanılmıştır.

Kuruluş pratiğini kurtuluş sürecinden bağımsız düşünmek, burada yaşanan sorunları kurtuluş sürecine aksettirmemek doğru görünüyor.

Sonrasına bakıldığında, şu veya bu şekilde tek parti diretmesi devam etmemiştir. 1946 seçimlerinde yaşanan tüm sorunlara rağmen 1950’lerde oldukça makul bir demokratik sürece adım atılmıştır. Eğer bu olgunluk kesintiye uğramasa ve darbeler süreci yaşanmasaydı, bugün AB üyesi ve dünyanın 10 büyük ekonomisinden birisiydik.

Buna rağmen kazanımlar yok değildir, Türkiye yoluna devam etmiştir. Millet kendi iradesine dönük müdahalelere içinden güçlü lider ve partiler çıkararak cevap vermiştir. Tacizlere rağmen sandık ve çok partili sistemden vazgeçilmemiş olması, tüm kısıtlı haliyle bile milletin sisteme etki etmesini sağlamıştır.

Burada Menderes, Demirel, Karaoğlan Ecevit, Erbakan ve Özal gibi liderlerin öne çıktığını görüyoruz. Hepsi de demokrasimize önemli katkılar sağladı ve tabii kendi hatalarını da yaptılar. Bu çok önemli değil; onlar sürekliliği sağlayan seçilmiş liderlerdi.

AK Parti ve Erdoğan dönemi de bu sürekliliğin son halkasıdır. Yukarıda saydığımız liderlerin ideolojisi, meşrebinden bağımsız olarak bu sürekliliğin millet iradesinin kurumsallaşması açısından değerini teslim etmek gerekir. Bu kurumsallaşma inadı, Erdoğan döneminde cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile kalıcı hale gelmiştir.

Hasılı, demokrasiye bağlı hiç kimsenin kendisini sübjektif bir bakışla muzaffer veya yenik hissetmesine gerek yoktur. Bakılması gereken yer, günün sonunda demokrasimizin yaptığı yolculuk, geldiği menzildir. Burada ölçü, yaşanan gelişmelerin millet iradesini güçlendirip güçlendirmediğidir. Millet sosyolojisi devinir, dönüşür. O dönem hangi sosyolojik kesimin liderliği üstlendiği uzun vadede önemini kaybeder, anonimleşir. Diğer türlüsü oluyorsa, orada demokrasiden bir sapma olduğundan bahsetmek daha doğru olur.

Beşiktaş´ta  geçtiğimiz ay bir eğlence mekanında kadınların dövülmesine ilişkin görüntüler ortaya çı

Beşiktaş´ta eğlence mekanında kadınları darp ettiler! O anlar kamerada

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Muammer Ketenci: Hatice kıyafetini açmak isteyince 'Seni öldürürüm' dedim

Doğanın korkutucu yüzü

Active Server Pages error 'ASP 0126'

Include file not found

/_codes/picomm_detay_sagframe_dyn-2.asp, line 2

The include file '/_data/main/home.txt' was not found.