• $13,5513
  • €15,1222
  • 777.583
  • 1983.18
21 Mart 2013 Perşembe

Tamir biraz daha zaman istiyor

Bu şehri bir kez olsun görmeyen, sokaklarında dolaşmayan, "ölmüşüne rahmet" sözünü dilinden düşürmeyen esnafıyla sohbet etmeyen, halkının konukseverliğini yaşamayanların, Kürt meselesi hakkında konuşması ayıp değilse bile, beyhudedir.
Yargımı keskin bulanların, ilk fırsatta Diyarbakır'ı görmesini dileyip Nevruz öncesi notları paylaşalım:
- Ankara'dan 9.35'te havalandığımız Diyarbakır uçağı, bir "basın servisi"nden farksız. Yavuz Donat'la yan yana oturuyoruz. Bagaj yerleştirirken peş peşe arkadaşlarla selamlaşıyoruz. Yavuz Abi, işlek el yazısıyla yol boyu notlar alıyor.
- Manzara, yakın zamanda açılmış Liluz Otel'e (Liluz Kürtçe'de Lale demekmiş)  vardığımda da değişmiyor. Lobiye girer girmez tanıdık simalar... Asansörde, en fazla 20'sinde gösteren otel görevlisine "Bu sene Nevruz bereketiyle geldi galiba" diye takılınca, "Vallahi öyle oldu" diye gülümsüyor. Kentteki bütün oteller son yatağına kadar dolmuş. Akşam gelecek "ünlü" simalardan söz ediyor.

"NEVRUZ FALAN BİLMEZDİK"
Kendi tarihini omuzlamış her şehirde olduğu gibi, Diyarbakır'da da nereden, nasıl baktığınıza bağlı olarak değişen sayısız kent iç içe...
 Bu kadim gerçek, Nevruz'un yaşanma tarzında da değişmiyor. Sanıldığının aksine -Ankara'dan ve dahi Batı'dan kestirmeci bir genellemeyle bir "terör şehri" olarak anılan- Diyarbakır'da, "homojen bir Nevruz algısı" yok...
 Evet; kentin işlek caddelerinde "Azadi Öcalan" diye anons yapan otobüsler dolaşıyor, kaynağını bin yıllık coğrafi sembollerden alsa da "terör örgütü bayrağı" algısına yenik düşen kırmızı-sarı-yeşil renkli eşarp ve filamalar tezgahlarda..
Ama özellikle ticaretin yoğun olduğu eski semtlerde, günlük hayatın rutin aktığını, herkesin işinde gücünde olduğunu söylemek mümkün.
"Celal Amca" lakaplı görmüş geçirmiş bir esnaf, "Bu Nevruz yeni bir adettir. Biz gençken Nevruz falan bilmezdik. Ne gittim ne geldim" diyor sözgelimi. Yani?  "Sıktılar milleti, işkence yaptılar ve bu hale soktular".
Celal Amca, sadece 80 darbesinin acılarını değil, 50'li yılları da kastediyor.  Askerliğini yaptığı o yıllarda komutanların kendisini, "kuyruklu Kürt" diye çağırdığını anlatıyor.
Sokakta yürürken, yolu sevgi gösterileriyle sık sık kesilen AK Parti eski il Başkanı Halit Advan "İşte her şeyin özeti budur" diyor.
Advan, hukukçu ama öncesi esnaflığa dayanıyor. Diyarbakır tacirinin 70'lere kadar İstanbul'dan senetsiz mal alabildiğini, ama şimdi ipotek üzerine bir de çek vermeden mal alınamadığını söylüyor.
Diyorum ki, "Ne zaman Diyarbakır taciri, İstanbul'dan tıpkı 70'lerdeki gibi senetsiz mal alır, asıl normalleşme o zaman başlar. Öyle mi?". Gülerek onaylıyor.

KUYUMCU BOZAN
Gazi Caddesi'nde, kısa mesafelerle çok sayıda kadın dilenci, ellerini açıp Arapça yakarıyor. Suriye'den gelmişler. İstisnasız hepsinin önünde ikişer minicik bebek, insanın yüreğini burkuyor.
 Kuyumcular Çarşısı'nın en bildik simalarından Kuyumcu Bozan'ın çayını içiyoruz.  "Umutlu musunuz?" diye sorunca önce derin bir nefes alıyor
  "Biz" diyor, "Derdimizi içimize attık hep". Anadilleri bu kadar uzun süre yasaklı olmasaydı, meselenin bu kadar ağırlaşmayacağını söylüyor. İşportacılık yaptığı gençlik yıllarında "Ahmet Kaya kasetiyle yakalandığı için" yanağında patlayan asker tokadını anlatırken gözleri yaşarıyor.
90'lı yıllarda devlet marifetiyle yakılmış bir köyün 90 yaşındaki mağdurunu da Halit Advan naklediyor. AİHM'de davayı kazanmasına karşın, hala Diyarbakır Adliyesi'nde davasının sürdüğünü, o köylünün dünkü duruşmadaki halinin içini nasıl acıttığını.
Ankara'da "Çözüm Süreci" üzerine yüksek kanaatler üretilirken, Diyarbakır'da Nevruz'dan bir gün önce manzara böyle.
Bugünkü önceliğimiz, Nevruz'un kazasız belasız atlatılması olsa da asıl tamirin tamamlanmasına daha var.

<p> </p>

Muhalefet liderleri neden Sedef Kabaş'ı savundu?

Lahiti açan öldü! Firavunun mezarında lanet mi var?

Türkiye'den vize istemeyen ülkeler hangileri? Vizesiz kaç gün kalınabiliyor

Her gün yumurta yerseniz ne olur? İşte cevabı