• $7,4762
  • €9,0455
  • 441.732
  • 1556.77
17 Eylül 2012 Pazartesi

Oda tv davasında bir hukuk normu

'Şüphenin sanık lehine olması, ceza yargılamasının temel ilkelerindendir.'  
Bu evrensel norm, adalet aktörüne şöyle seslenir: Sanığa ceza verecekseniz, üstüne attığınız suçu şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlamış olmalısınız.
Bir tek ateşli silah bulamadan, bilgisayardaki dijital verilerin, 'terör örgütü üyeliği'yle suçlanmaya yettiği 'yeni' hukuk düzeninde, bu kuralın anlamı değişti. Yani Oda tv davasında mahkemeye gönderilen TÜBİTAK raporunun, hukuka hala inanç duyanlara bu kuralı hatırlatması kaçınılmazdı.  
Tamamlanıp gönderilmesi yedi ay süren raporun sanık lehine yorumlanması konusunda, 'izan ve vicdan' sahibi herkes müttefik kaldı. Cuma günkü duruşmada Barış Terkoğlu ile Barış Pehlivan'ın tahliyeleri, bu beklentiyi teyit etti etmesine; ama kısmen. Aynı davada benzer suçlamalarla yargılanan Soner Yalçın, Hanefi Avcı ve Yalçın Küçük'ün tutukluluk halinin devamına neden karar verildiği, gerekçeye rağmen tam anlaşılmış görünmüyor.
Bunun içinse iki ay daha beklemek gerekecek. Sonraki duruşmanın 16 Kasım'a atılmış olması, cezaevinde 60 gün daha kalmak demek. Dile kolay.
Mahkeme başkanının 'Yarım yamalak rapor yazmışlar' çıkışından sonra, savcının talebinin kabulüyle TÜBİTAK'tan 'ek rapor' isteyerek 20 gün süre tanıması üzerine birkaç görüşme yaptım. Notları paylaşıyorum:
- Ocak 2012'de TÜBİTAK'tan rapor isterken süre kaydı koymayan mahkeme, bu kez süre sınırı koyarak işi sıkı tuttu. Bunda  'Üç bilgisiyarın analizi yedi ay sürer mi?' eleştirilerinin payı var. TÜBİTAK'ın ilgili bakanı Nihat Ergün'ün TBMM'de sorulara cevap vermek zorunda kalması, bir faktör olabilir.  
- Bilirkişilere tanınan 20 gün, 'iş günü'. Cumartesi pazarlar süreye dahil değil. Süre, adli tebligat ilgilisine ulaşınca başlıyor. Bugün yola çıkması beklenen tebligat, iyi ihtimalle hafta sonuna doğru ulaşsa, hafta sonlarını çıkararak işlettiğiniz 20 gün, ekim ayının ortasını geçiyor. Peki niye 16 Kasım, daha erken değil? Mahkeme bu kadar ileri bir tarihe atarken, bizde vakayi adiyeden sayılan tebligat gecikmesini, ya da 'ek raporun' yine gecikme ihtimalini mi dikkate alıyor? Cevapsız.
- Raporun TÜBİTAK raporu olarak anılması, 'kavram kargaşası' diye niteleniyor. Bu durumun, bilirkişilerin TÜBİTAK'ta çalışmasından kaynaklandığı, raporun kurumu bağlamadığı belirtiliyor. Gerekçe olarak da raporlarda bürokratik hiyerarşiyi içeren bir onay mekanizması olmaması gösteriliyor.
- Bugün ise o bilirkişiler, TÜBİTAK bünyesinde yeni kurulan Siber Güvenlik Enstitüsü'nde görevli. Devlet kurumlarının siber güvenlik tatbikatında yer alan, savaş uçaklarının yazılımları üzerinde çalışan yetkinlikte uzmanlardan söz ediyoruz.
- Bana ikna edici gelmediğini baştan belirterek ilk raporun bu kadar zaman alması şöyle izah ediliyor: Talep edilen analiz, sanılandan çok daha karmaşıktı, 70'e yakın sorunun cevabı istenmişti. 'Bilinçli bir geciktirme ya da savsaklama' kesinlikle yokmuş. Örneğin, Danıştay saldırısındaki kamera görüntüleri konusunda teknik destek veren OYAK'la ilgili analiz daha kısa sürmüş, çünkü orada görüntünün silinip silinmemesi analiz edilmiş. Bu, zararlı yazılım analizine göre kısa sürermiş.   
Ama insanların özgürlüğünden söz ediyoruz. Terör örgütü üyeliği gibi ağır bir suçlamanın dijital verilere dayandığı yargılamada; kanıt süreçleri, zaman ve yorum açısından yeni mantığa uygun olmak zorunda. Yedi ayın  210 gün daha tutuklu kalmak anlamına geldiğini onu çekenlerin ve yakınlarının dışında da anlaşılması ve sorumluluk doğurması gerekiyor.
Ve şu soru meşru elbet: İncelenen bilgisayarlar, gazetecilere değil, üç bakana ait olsaydı inceleme yine 7 ayda mı biterdi?

<p>Peki, piyasalar güne nasıl başladı? Kur ve altında nasıl bir  seyir var? Merkez Bankası’nın

Piyasalar güne nasıl başladı?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Hayatınızı kolaylaştıracak pratik bilgiler

Kar yağışı Türkiye'nin dört bir yanında sürücülere zor anlar yaşattı