• $7,4202
  • €9,0171
  • 446.427
  • 1569.35
21 Eylül 2012 Cuma

KTM'ler ve Oslo çıkışı

İyi ki sosyal medya var. İyi ki o fotoğraf, askerin çektiği video paylaşıldı da -benim gibi- bilmeyenler öğrendi: Meğer, KTM kısaltmasıyla bilinen Kabul Toplama Merkezleri, toplama kamplarından halliceymiş.
Vatani görevlerine davul zurnayla uğurlanan çocuklar, meğer ülkenin doğusundaki birliklerine katılmadan önce, çöplerin ortasında üst üste istiflenmek zorunda kalır; yatacak bir kuru beton parçası bulamaz da, çömelip birbirlerine sokularak öylece bitkin kıvrılıverirlermiş.
Fotoğraflar, yansıttıkları mekandan koku sızdırmaz.
Fakat iki gündür, o fotoğrafın iz bıraktığı her ekranda, 'ne sandınız ki' diye başlayıp 'bir keresinde ben de' diye akıp giden yorumlardan anlıyoruz ki, çok da pis kokarmış KTM'ler. İnsanı hasta edecek kadar. Dolup taşmış tuvaletlere girmek zorunda kalmak bir tür ölümmüş. Hissedilen tiksinti ağırlaşmasın diye özellikle yemek yenmezmiş. Tozdan ağırlaşmış kapkara battaniyelere örtünmekse büyük şansmış...

GEVEZE BİR SÜKUT

Dünden beri o fotoğrafa dair bir soru, belki bir açıklama; çıkması gereken yerlerden, (misal muhalefet partilerinden) bir ses çıkar mı diye boşuna bekledik.
Öyle geveze bir sükut ki, sanırsınız, konvoy beklerken, bilinmez kaç gece pislik içinde betona kıvrılıvermek bir yazgıdır; öyle yoksul öyle kendine yetemeyen, kaynakları kıt bir ülkeyizdir ki, 'KTM'ler insana yaraşır koşullar taşısın' demek, suçtur; suç değilse abesle iştigaldir.
Peki siyaset, en geniş tanımıyla çözüme talip olmak değil miydi?
Çok çetin bir coğrafyada, çok zor bir dönemde, binlerce askerin moral durumunu etkileyen, bu güncel sorunun peşine düşmek yerine, haber değeri artık kalmamış 'bayat'  bir metin üzerinden, dahası  gecikmeli bir tepkiyle yapılan 'siyaset' neyi çözüyor? Kime hangi umudu yayıyor?

RÖTARLI MUHALEFET
Metin 'bayat'; çünkü gazetelerde aylar önce yayımlandı. Hukuken, 'mutabakat' niteliği taşımıyor; çünkü altında imza yok. 'Neden şimdi?' sorusuna gelen yanıt ise ironik bir ders niteliğinde.
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Haluk Koç'un 'mutabakat' metnini açıklamasının nedeni, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın CHP ile PKK'yı aynı çizgide gösteren ithamlarıymış. İyi de Başbakan, bu ağır ifadeyi ne zaman kullandı? 9 Eylül'de. Peki Koç, 'yayımlanmış' belgeyi ne zaman açıkladı? 18 Eylül'de.
Gecikmiş adaletin sadece adaletsizlik üretmesi gibi, sadece bu iki tarih bile, geç kalmış bir tepkinin neden muhalefet yapmak sayılmayacağını yeterince anlatıyor.
Başbakan Erdoğan'a 'okkalı' bir yanıt verme gayesiyle yapıldığı anlaşılan bu açıklama, eskiliği, gecikmişliği ve zamanlamasıyla umulan etkiyi yaratmadı. Dahası, Kılıçdaroğlu'nun daha birkaç ay önce, 'Genel başkanlığıma mal olsa da bu sorunu çözeceğim' taahhüdüyle çelişti. Durmaksızın kanayan yaraya ucundan kıyısından deva olmayışı ise işin en umut kırıcı kısmı.

<p><span>Niğde'nin meşhur patatesi dondurmaya da lezzet katacak. 'Patatesli dondurma olur mu?' demey

Patatesli dondurma hem şaşırtıyor hem de tadanları kendine hayran bırakıyor

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Azerbaycan'da 20 Ocak Katliamı'nın kurbanları yad ediliyor

Türksat-5A'nın alt sistem testleri tamamlandı