• $9,5956
  • €11,1715
  • 555.725
  • 1492.93
16 Ocak 2015 Cuma

Bunlar beyhude çabalar… Yeni bir “demokrasi” de istiyoruz…

İsviçre Merkez Bankası’nın faiz düşürmesi ve aynı anda frankın euro karşısındaki kur sınırını kaldırması, İsviçre’nin artık kendisinden çok euro bölgesini düşünmeye başladığını gösteriyor. Euronun değer kaybetmesini sağlamak ama aynı anda da sermaye girişlerini, İsviçre yerine euro bölgesine yönlendirmek ancak böyle olur herhalde. Avrupa Merkez Bankası, (AMB) önümüzdeki hafta, varlık alımlarını devlet tahvillerini de kapsayacak şekilde artırırsa, euro daha da değer kaybedecek. Ancak euronun dolarla eşitlenmesi (bile) Avrupa’yı kurtarır mı, hiç sanmıyorum. Bunlar toplamda beyhude Merkez Bankası cambazlıkları; AMB, Fed kadar bilanço büyütse bile, var olan halde, AB’nin çıkışı yok.
Çünkü gelişmekte olan ülkeler de uyanmaya başladılar. İsviçre Merkez Bankası’nın, faizleri düşürdüğünü ilan etmesinden önce, Hindistan Merkez Bankası, emtia fiyatlarındaki düşüşün enflasyon baskısını zayıflattığını öne sürerek faizleri indirdi. Hindistan, bu dönemde, tıpkı Türkiye gibi, Batı’dan ayrılarak kendi özgün yolunu bulmaya çalışan bir ülke…

G-20: Hindistan ve Türkiye
Geçen sene, şubat ayındaki G-20 toplantısında Hindistan Merkez Bankası Başkanı Rajan, gelişmiş ülkelere verip veriştirmişti. O toplantıda Rajan özetle ABD’ye ve gelişmiş ülkelere şunu söyledi; “2008 kriziyle birlikte siz kendinizi kurtarmak için merkez bankalarınızın bilançolarını sorumsuzca büyüttünüz, şimdi toparlanma sinyalleri ile birlikte, aynı sorumsuzlukla, tam tersini yapamazsınız. Eğer bunu yaparsanız, biz değil siz de bunun altında kalırsınız ”Rajan’ın ekonomide yaptığı bu eleştirinin benzerini Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM için sürekli yapıyor. Gelişmiş ülkeler, BM’de ya da G-20 gibi platformlarda, yakın zamana değin, ekonomik olarak güçlenen Asya ülkelerinin bu tür çıkışlarını münferit sayıyorlar ve bunlar çok dikkate alınmıyordu. Ancak bu, artık Çin ve Hindistan’dan başlayan topyekun bir itiraza dönüştü. Şimdi Türkiye, G-20’nin dönem başkanı ve Rajan’ın geçen sene ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM zirvelerinde yaptığı çıkışları, biz artık G-20’nin tüm zirvelerinde ilgili bakanlardan ve TCMB Başkanı’ndan bekliyoruz.

Dışa açılmayla gelen başarı…
Şunu da hemen söylemeliyiz ki; gelişmekte olan ülkelerin-daha geniş anlamda doğunun- ekonomik ve siyasi olarak bu çıkışı, kesinlikte yeni bir ‘bağlantısızlar hareketi’ olarak anlaşılmamalıdır. Çünkü 1960’lı yılların hemen başında ortaya çıkan ‘bağlantısızlar,’ iki kutuplu bir dünyanın ürettiği ve ABD hegemonyasına Sovyetlere dayanarak karşı çıkan kapalı ekonomiye ve siyasi rejime sahip ülkeler grubuydu. Her ne kadar kendilerini, üçüncü bir kutup olarak tanımlasalar da, devletçi-kapalı bir ulus-devlet modeliyle, Sovyet modelinden niteliksel olarak çok ayrılmıyorlardı. Şimdi ise, gelişmekte olan ülkelerin itirazı, tam aksine, siyasi rejimlerini ve ekonomilerini dışarıya açtıkça mümkün oluyor. Örneğin Çin ve Hindistan bugün ulaştıklarını ekonomik etkinliğe, ekonomilerini daha fazla dışa açarak geldiler. Böyle olunca Çin ve Hindistan, 21. yüzyılın ilk çeyreği biterken, Batı'nın elinden ekonomik hegemonyayı alacaklar. Ancak, ilk önce gelişmekte olan Asya ve sonra da Kafkasya’dan başlayarak, Ortadoğu, Türkiye ve Doğu Avrupa, bu Doğu-Batı eşitlenmesini yakalayacak.

“Otuz Perişan Yıl”
Bugün küresel ekonomi üzerindeki resesyon baskısının güçlenmesi, Batı’nın krizinin giderek derinleşmenin sonucudur ve bu sürecektir.
Emtia fiyatları son 12 yılın en düşük seviyesine geriledi. Burada tabii petrol öncü ve sürükleyici bir rol üstleniyor. Ancak petrole diğer stratejik emtialar da eklemlenmeye başladılar. Örneğin bakır bu hafta yüzde 9 civarında değer yitirdi.
Bunlar Batı’nın en büyük ve sürekli krizinin sonuçları. Kıta Avrupa’sı, 1950’li yıllardan başlayarak seksenli yılların başına değin, otuz altın yıl yaşadı. Refah Devleti, Kıta Avrupa’sının bu dönemde hiç bitmeyecek gibi duran düzeni oldu. Ama tam şimdi Kıta Avrupa’sı Refah Devleti devrini çoktan kapatmakla kalmıyor; yüksek kamu borcu ve hızlı büyüme düşüşleriyle bir “Trente Piteuses” (Otuz Perişan Yıl) dönemine giriyor.
Avrupa hatta tüm Batı dünyası için şunu söyleyebiliriz; seksenlerin başında İngiltere’de Thatcher, ABD’de Reagan ile başlayan ve 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra, Almanya’dan başlayarak Kıta Avrupa’sına yayılan neoliberal iktisadi çevrim ve kurallar, Avrupa’yı Sanayi Devrimi avantajına götürmedi. Çünkü Sanayi Devrimi çok yoğun bir emek sömürüsü ile mümkün olmuştu ve 15. yüzyıldan beri süregelen merkantilist yağmaya dayanmıştı.
Şimdi Doğu, bu yağma ve sömürüde kaybettiklerini geri alıyor ki; bu, tarihin akışının da gereğidir.

Doğu için demokrasi
O zaman Doğu’nun bu atılımını yalnız ekonomik olarak değerlendiremeyiz.
Doğu, binlerce yıldan beri biriktirdiği değerlerle bugün kabul edilmelidir. Örneğin İslam Peygamberi’nin resminin ya da karikatürünün yapılması Batı kültürel değerleri için ‘normal’ hatta demokratik bir hak-bir eleştiri hakkı- olarak görülebilir. Oysa bu, İslam dini için çok kesin bir kırmızı çizgidir. Bu, herhangi bir Müslüman için oldukça yaralayıcı bir hakarettir.
Demokrasi denen özgürlük alanı, yalnız Batı kültürü ve sosyolojisi için belirlenecek ve sınırları buna göre çizilecek diye bir şey-artık- söz konusu olamaz. Batılı hükümet yöneticilerinin-ve bizdeki Batıcı mültezim çevresinin- anlayamadığı gerçek işte budur. Türkiye’den Çin’e kadar bütün Asya ülkeleri 21. yüzyılda dünya ekonomisini ve ticaretini belirleyecek. Ve buna bağlı olarak bu ülkeler, kendi dinlerini, kültürlerini, anlayışlarını da öne çıkartacaklar.
İşte bu gerçeği kabul edip, evrensel demokrasinin sınırlarını da bu gerçeğe göre genişletmek gerekir. Bizim istediğimiz, hiç şüphesiz, daha fazla demokrasidir. Yalnız Batı’nın değil, tüm insanlığın değerlerini, kültürünü ve anlayışını-birikimini dikkate alacak daha kapsamlı demokrasidir…

<p>Yeşilçam'ın usta ismi Hülya Koçyiğit, 1963 yılında henüz 16 yaşındayken Susuz Yaz adlı filmle bey

Hülya Koçyiğit bilinmeyenlerini anlattı

Yer siyah gök beyaz! İşte Beşiktaş'ın Galatasaray galibiyetinden en özel kareler

Düzce'nin 1830 rakımlı Kardüz Yaylası'na kar yağdı

Az bilinen tarihi fotoğraflar ve hikayeleri