• $8,1538
  • €9,7472
  • 457.971
  • 1375.52
20 Şubat 2015 Cuma

Başkanlık Sistemi ve yeni birlik arayışları

Bu hafta Amerikan Merkez Bankası ( Fed) tutanaklarının açıklanmasından hemen sonra, Çin’in ABD varlıklarınındaki -döviz ve hazine tahvili olarak- azaltmayı hızlandırdığı haberi geldi. Bu haberin zamanlaması, ABD Hazine Bakanlığı’nın Çin işleri eski kıdemli koordinatörü David Loevinger’ın dediği gibi, oldukça “ironik.” Çünkü Fed tutanaklarından görüldüğü üzere, en önemli sorunlardan birisi, güçlü dolara bağlı olarak, ABD mallarının dış rekabette çuvallaması; öyle ki, küresel rekabet esnekliği yüksek olan ve fiyata bağlı olmayan, teknolojisi yüksek ilaç sanayinde bile, bir çok şirket zarar açıkladı.

Bu iki önemli gelişmeyi bize anlatıyor; birincisi ABD ve gelişmiş Batı ülkeleri, yoğun teknoloji alanlarında, teknoloji rantı pozisyonlarını kaybediyorlar.
Artık küresel tekel konumlarını koruyabilmeleri için fiyat rekabeti yapmaları gerekir.
Çünkü bunların elinde olan teknolojiye Asya ulaşmış hatta, bir çok alanda, geçmiş durumda. Ama ABD hegemonyası açısından daha endişe verici durum da, bu teknoloji yaygınlaşmasının savunma sanayi ve siber güvenlik alanlarında da olgunlaşması. Buraya geleceğiz ama bu gelişmenin ikinci önemli ayağına değinelim.

Para ve Ticaret Sistemi çöküyor

İkinci Paylaşım Savaşı’ndan sonra, ABD merkezli kurulan para sistemi de çatırdamaya başladı. Yani Bretton-Woods diye adlandırılan ve doları, 2000’den sonra Euro ile birlikte- “karşılıksız” rezerv para kabul eden sistem su kaynattı. Bu sistemle, dünya ticaretinin yürümesi imkansız. Nitekim, özellikle gelişmekte olan ülkeler arasında, yerel paralarla ticareti öne alan, serbest ticaret anlaşmaları yaygınlaşıyor. Tabii ABD ve AB’nin buna cevabı Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması (TTIP) oldu. TTIP’i Asya ülkelerini de içine alacak şekilde genişletilmek istenmesinin en önemli nedeni, dolara ve euro’ya bağlı para- küresel alış-veriş- sisteminin korunmak istenmesidir.
Ancak iş bununla da bitmiyor; 2. Dünya Savaşı sonrası ABD önderliğinde kurulan bu sistem, aynı zamanda, siyasi bir kontrol mekanizmasıdır. Bunu anlatmak için hemen 17 Aralık darbe girişiminde, Halk Bankası’nın başına gelenleri hatırlayalım.

Sisteme çomak sokmak…

Bu süreçte, Halk Bankası, yalnız İran’a ambargoyu delmekle kalmamıştı. ABD’nin egemenliğine dayalı bu sistemin iki temel aracınının etrafından dolanmıştı. ABD, o zaman Halkbank’ın yalnız Türkiye’nin İran’dan enerji ithalatını değil, Hindistan gibi üçüncü ülkelelerin de İran’a borcunu lira ve altın karşılığı ödemesinde aracılık etme ihtimali üzerine telaşlanmıştı. 17 Aralık operasyonu sonrası ABD Hazine Bakanlığı müsteşarı David Cohen Türkiye’ye gelmişti. Cohen’in görevi swift mekanizması dışına çıkan para akışını dünya çapında takip etmektir.

Swift Sistemi…

ABD, finansal istihbarat-terör ve kara para deyince, bu sisteme girmeyen dolaşımı anlar. ABD’nin ikinci olarak dikkat ettiği mesele, dünyanın bütün ticari çevriminin temel rezerv paralarla -daha çok da dolarla- yapılmasıdır. Doların etrafından dolanarak yapılacak ticari çevrim, ABD’nin kendisini, şimdiye değin finanse ettiği gibi, finanse ettirememesidir. Çünkü dolar, emtia ticaretinde asıl ödeme aracıdır. Dolar talebi daha çok bu saikle yapılır. Fed, dolar talebi ve arzını ayarlayarak dünya ekonomisine, bütün bu süreçte, ayar vermiştir.
İşte swift sistemi, ABD’nin dünya parasal akışını takip ettiği, dolar dışında ticaretin oranını ölçtüğü ve buna göre önlem aldığı, projeksiyon ve sonuçta operasyon yaptığı çok önemli bir denetim mekanizmasıdır. Bu mekanizmanın dışına hiçbir banka sistemi, finans organizasyonu çıkamaz; çıkarsa kara para ve terör finansmanı çevrimimde sayılır ve ABD tarafından tehdit edilir.
Ancak bu sistem, aynı zamanda, bütün dünyada, tekelci sermaye yapılarının ve ülkelerdeki banka ve finans oligarşisinin hareket ettiği zemini oluşturur. Sistem, daima doğudan batıya, az gelişmişlerden gelişmişlere faiz ve dolara dayalı sömürü mekanizması yoluyla değer aktarımı üzerine kurulmuştur. Nasıl ki bir futbol takımı iyi bir çim sahada oynayabilirse, finans oligarşisi de bu sistem üzerinde oynar. Parasal sermaye, artmış olarak, doğudan batıya giderken düşenleri işbirlikçiler toplar.

Paralel Çete’yi neden iteklediler?

İşte Halk Bankası, 17 Aralık öncesi, yalnız İran’a ambargoyu delmekle kalmadı... ABD’nin egemenliğine dayalı bu sistemin iki temel aracınının etrafından dolanmıştı. İşte bu tarihte küresel “üst akıl”ın elinin altındaki paralel çeteyi harekete geçirmesinin temel-ekonomik- nedenlerinden birisi de buydu.
İşte sistem şimdi çatırdıyor; başta Çin olmak üzere, gelişmekte olan Asya ülkeleri dolar bazlı rezervleri azaltıyorlar ve diğer gelişmekte olan ülkelerde, daha tam anlamıyla doğmamış olan TTIP’i bile by-pass edecek yeni ticaret anlaşmaları yapıyorlar. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bütün güneyi ve doğuyu adım adım dolaşma nedenlerinden birisi de budur.

Yeni Çoklu Detant…

Bunun dışında da, dünyadaki konvansiyonel ve nükleer silah teknolojisi, bu temel ekonomik gelişmeye paralel olarak, yaygınlaşıyor ve ABD denetiminden çıkıyor. İnsansız Hava Araçları, Füze Savunma Sistemleri ve nükleer teknoloji artık Doğu’nun da elinde… Böylece karşımıza çoklu “detant” çıkıyor. 1975 yılında, Helsinki Toplantısı ile ABD-Sovyet Rusya arasında resmileştirilen “yumuşama” dönemi esasında karşılıklı nükleer tehdide dayalı bir dehşet dengesi idi. Bu dehşet dengesi, BM’den başlayarak hala tüm küresel kurumların yapısını belirlemektedir. Sovyet Rusya’nın çekilmesinden sonra, ABD ve onun hiyerarşisi altındaki Batı, bu 20. yüzyıl sisteminin devam edeceği sandı.
Ancak etmeyeceğini, etmesinin imkansız olduğunu görüyoruz. İşte Erdoğan’ın “Dünya Beşten Büyüktür” formülasyonu, içine girdiğimiz bu yeni dönemi; yani Doğu’nun da eşit şartlarda katılması gereken “çoklu detant” dönemini anlatır.

Başkanlık Sistemi Vizyonu

Aslında bu dönem, Batı’da Sanayi Devrimi ile başlayan ve İngiltere’de monarşinin yerine ikame edilen parlamenter sistemle mutlaklaştırılan nispi “demokrasi” nin de sorgulanacağı, bunun yerine doğrudan yeni bir demokrasinin yeşereceği, adem-i merkeziyetçi bir dönem olmaya adaydır. İşte Başkanlık Sistemi tartışmaları, bize göre, bu tarihsel ve ekonomik persfektiften başlamalıdır. Dolayısıyla, Türkiye dahil, bundan sonra, Doğu’nun-gelişmekte olan ülkelerin- geliştirecekleri yeni siyasi sistemler, Batı’nın-ABD dahil- siyasi sistemleri ile karşılaştırılmamalıdır; bunlar bu coğrafyaların özgün modelleri olarak doğacaktır. Öte yandan bu yaklaşımdan yola çıkarak, tabii ki, yeni “Birlik” arayışları ve modelleri de doğacaktır.

Putin neyi biliyor?

Geçen gün Putin, Macaristan ziyaretinde şu önemli açıklamayı yaptı: “Rusya, başta Türk Akımı projesi olmak üzere, Türkiye ile diğer konularda da işbirliği yapmaktan vazgeçmeyecektir.” Putin, Macaristan Başbakanı Viktor Orban ile düzenlenen basın toplantısında, Türkiye ile işbirliğinden neden vazgeçmeyeceklerini şöyle açıkladı: “Avrupa bize, bundan sonra, ne teklif ederse etsin, Türkiye’ye verdiğimiz sözü unutmayız; önemli olan uzun vadeli işbirliği”…
Ben Putin’in, bütün bu süreci çok doğru okuduğunu ve Avrupa-genel olarak Batı- krizini çözdüğünü ve bunun nereye varacağını çözdüğünü düşünüyorum. Ve buna bağlı olarak, Avrasya Birliği stratejisini geliştiriyor. Çünkü AB böyle devam ederse, Türkiye’nin, hemen doğusundan başlayan ve Türkiye’nin de belirleyeci olacağı yeni bir birliğin doğacağını görüyor. Burada Adriyatik ve Mağrip ülkeleri de olabilir.
Çünkü, Victor Hugo’nun da düşü olan barış içinde yaşayan ve kapsayıcı bir AB’yi Almanya merkezli Avrupa finans kapitali bugün reddediyor. O zaman bunun alternatifi Türkiye merkezli yeni bir Güney Avrupa, Ortadoğu ve Kafkasya Birliği neden olmasın.

<p>Spor Toto Süper Lig'de Fenerbahçe konuk ettiği Gaziantep FK'yi 3-1 mağlup ederek şampiyonluk yarı

Fenerbahçe-Gaziantep FK Maç Yorumu

Osmanlı döneminde padişahların iftar sofralarını süsleyen yemekler

Petranboard'u kapan zirveye koştu

Muş'un yüksek kesimleri beyaz örtüyle kaplandı