• $7,3657
  • €8,9573
  • 436.888
  • 1536.11
01 Aralık 2011 Perşembe

Akıntıya karşı

Cemalettin Taşçı
Cemalettin Taşçı
YAZARIN SAYFASI

Kenan Erginoğlu ile Hasan Çalışlar'ın seçili işlerinden oluşan kitaptan, Serdar Akinan'ın dünkü yazısı sayesinde haberim oldu. Kitabı henüz görmedim. Akinan'ın 'yerim olsaydı, yazının virgülüne dokunmadan burada yayınlamak isterdim' dediği, Uğur Tanyeli'nin giriş yazısının tamamına da erişemedim. Ama Akinan'ın alıntıladığı kadarıyla bile heyecanlandım. Kitabı edinmeyi bekleyemeyeceğim.
Eğer doğru anladıysam, şöyle bir halden şikayet ediyor Tanyeli: Sırf geçmişte kaldığı için, eskidiği için, antika değeri kazandığı varsayılan, korunması gerektiğine karar verilen bir şehir dokusu var. Mimarlar, genel olarak, şehrin geçmişte kalmış ve bugünden bakınca çok türdeş görünen dokusunu yeniden kazanma hayaline sahipler.  Bir zihinsel koddan söz ediliyor gibi. Ben bu kodu, bu 'mindset'i tanıyorum. Bu kod sadece mimari alanda, sadece mimarları etki altında tutan bir kod değil. İktisatçılardan siyasetçilere, eğitimcilerden iletişimcilere kadar herkes bu kodun şemsiyesinin altında. Aslında bu köşeyi, ağırlıklı olarak,  bu zihinsel kodun bizi nasıl verimsizleştirdiğini, imkansızlaştırdığını tartışmak için kullanmaya çalışıyorum.
***
Sözünü ettiğim zihinsel kodun yığınla bileşeni var. Bu bileşenlerin envanterini çıkarmak bile müşkül. Bileşenlerin biri mesela, türdeşlik. Türdeşlikte bir kıymet görülüyor. Canlılığın tarihinin sayılamayacak kadar çok canlı türü, insanlığın tarihinin binlerce lisan ürettiği görmezden geliniyor mesela.
Eğer görmezden gelmek imkansızsa, açıkça lanetleniyor bu çeşitlenme eğilimi. Çok sayıda farklı lisanın mevcut olmasında olduğu gibi. Ta Eski Ahit'teki Babil Kulesi kıssası, lisanların çeşitlenmesini insanoğluna Allah'ın verdiği bir ceza olarak kodlamıyor mu? Ceza hoş bir şey olabilir mi? Demek ki lisanların çeşitlenmesi de hoş değil. Geri dönülmeli, biricik lisana ulaşılmalı. Abarttığımı düşünüyorsanız, mesela Eco'nun 'Avrupa Kültüründe Kusursuz Dil Arayışı' adlı kitabına bakın. Manasız bir hedef uğruna harcanan hayatlar çok da önemsenmeyebilir. Ama hayatları böyle harcamayı teşvik eden toplumsal ruh durumunun hepimizi zehirlemiş olduğunu hissedebilirsiniz.
***
Mesele sadece türdeşlikten ibaret değil. Merkezileşmeden simetriye, senkronizasyondan çizgiselliğe, plana, kontrole kadar bir yığın kutsalımız var. İçimize işlediği için kutsallaştırdığımızı fark bile edemediğimiz şeyler... Üstelik hepsi miadını doldurmuşlar. İş yapma kabiliyetlerini çoktan tüketmişler. Bir anlamda, bir akıntı bizi sürüklüyor. Daha türdeş olandan daha az türdeş olana, daha merkezi olandan daha dağıtılmış olana sürükleniyoruz. Dişe dokunur, yaşamaya değer her şey bu akıntı sayesinde sürüklenmemizle oluyor. Biz yine de, ısrarla, bu antika kutsalları koruyoruz. Besbelli sürüklenmekten hoşlanmıyoruz. Sürüklenmekten hoşlanmamak anlaşılır bir şey. Ama sürüklenmekten hoşlanmamak başka şey, sürüklendiğimiz yerden geri dönüp, eskiyi ihya etmeye kalkmak bambaşka...
Bir defa, akıntı bizden güçlü. Yani sürükleneceğiz. Akıntıyla dövüşürken, akıntıya karşı dövüşürken, kendi canımızı yakıyoruz. Canımızın yanmasının faturasını akıntıya çıkarıyoruz ama suçlu biziz. Ayrıca, akıntıyı yenebilir olsaydık, o kadar gücümüz olsaydı bile, zamanı durdurarak veya geri sararak matah bir iş işleyemezdik. Lisanların çeşitlenmesinde, metropollerin yeni -daha önce hiç aklımıza bile gelmemiş- karakterler kazanmasında hayat var.
***
İrademiz dışında meçhule sürüklenmek içe sindirilebilecek bir duygu değil, ben de biliyorum. Ama en azından iki kabule şiddetle ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Birincisi, istikbal hep meçhul kalacak. Ki, bu iyi bir şeydir. İkincisi, akıntıyla rasgele savrulmamanın biricik yolu akıntıya karşı kürek çekmek değil. Akıntıdan, değişim potansiyelinden faydalanmak lazım.
Hiç değilse birkaç mimarın metropollere böyle bir gözle bakması çok ümit verici. Çünkü şehir ve mimari, her birimizin zihinsel ve ruhsal şekillenmesinde, okullardan filan çok daha etkili.

<p>İstanbul'da kaçak yollarla ülkeye sokulan oyuncakların bulunduğu depoya baskın düzenlendi. Bağcıl

Kaçak oyuncak deposuna baskın anı görüntülendi

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Mehmetçik yeni kamuflajlarıyla görev başında

Sosyal medyada en çok paylaşılan mantık soruları