• $ 5,3174
  • € 6,037
  • 227.449
  • 103.185
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Asıl hikaye burada şimdi yazılıyor...

Bülent Eczacıbaşı’nın kitabını ele almaya devam ediyorum. Eczacıbaşı, kitap vesilesiyle verdiği bir mülakatta şöyle diyordu:

“Bir zamanlar Türkiye’nin hikayesi, ‘hür dünyanın ve NATO’nun Doğu’daki kalesi olmak’tı. Özal’lı yıllarda ‘küreselleşmenin parçası, dinamik liberal Türkiye’ hikayesi geçerliydi. Üçüncü hikaye AK Parti’nin iktidara gelmesiyle ortaya çıktı. Demokratik reformlar yapan, bir Müslüman toplumda demokrasinin gelişebileceğini, AB’ye katılım sürecinin başlayabileceğini kanıtlayan, bir yandan da hızlı büyümeye devam eden Türkiye son derece ilginç bir hikaye ortaya koydu. Şimdi hikayesiz kaldık derken bunu anlatmaya çalışıyorum.”

Burada metne yansıyan düşkırıklığı bariz… Batı ile saydamlaşma temel erektir. Her üç dönemde de bu yönde pozitif bir durum varken, bu vurgu şimdi geri çekilmiştir. Hikayesizlik tespiti, Türkiye’nin Batı etkisinden çıkmasından duyulan rahatsızlığa bağlı stilize edilmiş dışavurumdur.

Hatırlayalım, Eczacıbaşı, Nasreddin Hoca’nın kaybolan yüzüğünü dışarıda aradığı fıkrasından yola çıkarak kitabında şunu soruyordu: “Düşünüyorum da, acaba anahtarı yanlış yerde arayan asıl bizler miydik? (…) Tabuların etkisinde kalmadan gerçekçi çözümler geliştirebilmiş miydik?”

Muhtemelen Bülent Bey anahtarı yanlış yerde aradıklarınahenüz kani değildir. Makinenin dün Batı dünyası merkezli kurulmuş olması, bugün için de doğrudur (Zamansız/değişmeyen hakikat.) Bu yoldan bir sapma hissedilmekte, oluşan düşkırıklığı sorgulamaya neden olmaktadır. En azından artık gerçekçi çözümler geliştirebilmiş olduklarından emin değildir. Demek ki bir başarısızlık söz konusudur. Ama bu başarısızlık, Batıcı seçkinlerin başarısızlığı mıdır, yoksa halkın bir kapasite/ontoloji sorunu mudur, bu da net değildir.

Her şeyden önce, “Uçak başlangıçta mükemmel tasarlanmamıştır.” (Tarihte mükemmellik yoktur.) Tabiri caizse uçak üzerimize düşmüştür. Ancak bu, hikayeyi değersiz yapmaz. Türkiye belki Anglosakson bir sekülerlik anlayışı ile daha olumlu bir rotada ilerleyebilirdi; yaşamadık, bilemiyoruz. Ama her halükarda ülkemiz, Osmanlı kendi aydınlanmasını yaratamadığı için, Batı’nın etkisi altına girecek, dönüşüm geçirecekti. Batı’dan bize çarpan şeyin göz alıcı, değerli ve su sızmaz şekilde kapsayıcı olması ciddi bir etkendir.

Peki gerçekten bir başarısızlık söz konusu mudur? Bülent Eczacıbaşı’nın “İşim gücüm budur benim” kitabına göre öyle. Ama ben hiç de böyle düşünmüyorum.

Şu çok kesindir ki, Türkiye sekülerleşmiş modern bir devlet/toplumdur. Modernitenin Nişantaşı’ndan algılandığı gibi tek bir tanımı, biçimi yoktur. Tıpkı ABD’de yüzlerce yaşam biçimi ve modernite anlayışının yan yana yaşaması gibi...

Son 16 yıla damgasını vuran muhazafakar/demokrat süreç de cumhuriyetin çağa ve topluma uyarlanmasıdır. Bu halk kendisine dayatılan değişimi kategorik olarak reddetmemiş, bazılarını benimsemiş, bazılarını dönüştürmüş, ona kendi değerlerini katmış, tepeden inmeci mühendisliğin fantazileri ile gerekli olan değişim ihtiyacını birbirinden ustalıkla ayırarak nev-i şahsına münhasır bir toplum olmuştur.

Benim baktığım perspektiften ortada ciddi bir başarı söz konusudur.

Esenyurt´ta pastanedeki bağış kutusunun çalınma anı güvenlik kameralarına yansıdı.

Esenyurt´ta pastanedeki bağış kutusunun çalınma anı kamerada

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Dikenli vatoz balığı saldırısıyla ölen Steve Irwin kimdir

Defneyaprağı, adaçayı ve biberiyeden plastik ürettiler