• $ 5,8093
  • € 6,4711
  • 278.998
  • 97886.4
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Durum karmaşık ve oldukça da ciddi...

Bir ülkede farklı fikirlerin olması ve bunların siyasi zeminde mücadele etmesi demokrasinin temel kuralıdır. Ama bu temel kurala özen gerekir ve bazı standartlara sahip olması da şarttır. Bunlar öyle şartlardır ki, yelpazenin iki en ucundaki görüş sahipleri dahil olmak üzere, üzerinde ilkesel mutabakat gerekir. Yani her şey gibi, demokrasinin de uyulması gereken kuralları vardır.

Bunlar neler olabilir? “Radikal demokrasi” kuramının önde gelen isimleri Chantal Mouffe ve merhum eşi Laclau’dan alıntılayacak olursak, kabaca şiddetin kategorik olarak reddedilmesi başta gelir. HDP’nin bugün yaşadığı temel sorun budur. Şiddeti, mücadelelerde “siyasetin bir uzantısı” olarak kabul eden devirmeci ideolojik yapılar, aslında hiçbir zaman demokratik olamaz.

İkinci olarak, toplumda menfaatleri birbiri ile çakışan, çatışan kesimler nasıl karşı karşıya gelecektir? Kamusal alanda mücadele ederken, hem şiddetten uzak kalacaklar, hem de birbirlerini yok edilecek bir düşman değil, birer rakip olarak göreceklerdir.

Üçüncü olarak, en aykırı gibi gözüken grupların dahi, ortak bir vatan kaygısı olması gerekmektedir. Bu bizlerin üst kimliğinin etik ve manevi boyutudur. Kendimizi geniş bir aileye ait ve onun iyi olması için yük hissederiz. Üst kimlik, ancak toplumun gönüllülükle benimsediği ortak tanımlar üzerinden yükselir. Bunun için ideolojik olarak aynı yerde durmak gerekmez. Üst kimlik de alt kimliklerle çatışmalı olamaz. Hatta toplumsal çeşitlilik ve çokkültürlülük üst kimliğin ana unsuru olmalıdır.

Bu konuda ciddi avantajlarımız olduğunu 15 Temmuz işgalini püskürtmekle gösterdik. Tüm aksi çabalara rağmen, aziz milletimiz böyle büyük bir saldırı karşısında Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi inanılmaz bir dayanışma göstermiştir.

Ancak, üst kimlik konusunda sorunlarımız olduğunu da kabul etmeliyiz. Etmeliyiz ki bu konuyu sorunsallaştıralım ve telafi edelim. Son olarak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alman Focus Dergisi’ne verdiği röportaja baktığımda, öfke hissetmekten ziyade, yukarıda saydığım bilince sahip olmayan bir siyasetçinin yaklaşımlarının bir semptom olarak incelenmesi gerektiğini düşündüm.

Bu önemli; çünkü milyonlarca oy alan bir anamuhalefet partisinin liderinin şu anda Türkiye’ye her koldan mücadele başlatmış bir ülkede Can Dündar ağzıyla konuşması bir meseledir. Ama asıl mesele, bu konuşmaların iktidar çevresi ve sosyolojisi dışında, tepki çekmiyor, normalleşmiş oluşudur.

Orta ve üst sınıflardaki eşitlenme ciddi bir öfke yaratmış durumda. Bunun için de bir restorasyondan daha azına razı olmayacak, bunun için de herkesle ittifak yapabilecek patetik bir ruh halidir söz konusu olan. Keşke her şey Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylemi veya hükümetin bazı tercihleri ile kısıtlı olsaydı. Ama durum daha karmaşık ve epeyce de psikolojik. Ve bu zaafı Türkiye ile mücadeleye giren güçler çok iyi kullanıyorlar.

<p>Fırat´ın doğusunda PKK/YPG tarafından oluşturulmak istenen terör koridorunun sonlandırılması, sın

PKK/YPG´li teröristler Tel Abyad´ı köstebek yuvasına çevirmiş

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

WhatsApp’a 4 yeni özellik birden geliyor

Muğla'da 3 kilogramlık mantar bulundu