• $ 5,7884
  • € 6,4038
  • 271.932
  • 108869
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Dağın fare bile doğurmasına müsaade etmemek...

Öncellikle İstanbul ve ağır yağış ve sellerden ötürü zarar gören, zor durumda kalan bütün vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletmek istiyorum Daha önce de Muğla’nın ilçelerini etkileyen bir büyük deprem atlattık. İzmir’deki yangını da bunlara eklemek lazım. Küresel ısınmanın iklimi değiştirdiği, bu durumun farklı bir strateji ile mücadeleyi gerektirdiği gözüküyor.

İnsanın doğa ile mücadelesinde, doğanın dost olarak kabul edildiğinde bereket kaynağı, ama düşman seçildiğinde amansız bir rakip olduğu yine ortaya çıktı. Bizler kent yaşamının içinde doğadan kopuk halde yaşasak da, doğa tüm teknolojik gelişmelere rağmen içinde yaşadığımız habitatın kendisi ve hep öyle olacak. İnsanlar sanayileşme süreçlerinden sonra endüstri 4.0 aşamasına geçmesiyle bu gerçeği unutmuş gözüküyor. Oysa, işte dünyanın değişik yerlerindeki büyük doğa olayları bunun tersini her gün bizlere kanıtlıyor.

Bu durumda doğa ile yeniden barış yapmak ve tüm planlamalarda onu sabit özne olarak dikkate almak gerekiyor. Aslında bu devletlerin politikaları ve öncelikleri bir yana, sıradan insanların da arzuladığı bir barış. Çünkü doğadan kopuk insanlar kendilerini mutlu hissetmiyor. Son dönemlerde çevre hareketlerinin dünyada merkez siyasi alana yerleşmeleri, ciddi oranda destek almaları da bu nedenle…

Tabii, atmosfere karbon salınımı noktasında gelişmekte veya az gelişmiş ülkeler, gelişmiş ülkeler ile aynı standarda maruz kalmanın bir haksızlık olduğunu ifade ediyorlar. İlk başta “kirletme hakkı” olarak ters gelebilecek bir itiraz olan bu durumun altında belirli bir mantık var. Azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler, kendilerinin zaten atmosfere ABD veya diğer gelişmiş ülkelerden çok daha az zarar verdiklerini, dolayısıyla bir kısıntı yapılacaksa bunun büyük ülkelerin verdiği zarara oranlanarak yapılması gerektiğini ifade ediyorlar.

Geçtiğimiz günlerde kritik bir gelişme yaşanmış ve ABD Başkanı Donald Trump “işgücüne verdiği zarar” gerekçesiyle Paris İklim Anlaşması’ndan çekildiklerini açıklamıştı. Bu anlaşmayı Nijerya ve Suriye dışında tüm ülkeler imzalamıştı. Anlaşmadan çekilmek Trump’ın seçim vaatlerinden biriydi ve ulusalcı kamuoyu iklim değişikliği meselesinin bir aldatmaca olduğuna inanmaktaydı.

Çevre meselelerinin bir manipülasyon aracı olarak kullanıldığı da doğru. Trump’ın “Amerika’yı yeniden büyük yapmak” için pek çok önemli konuyu teferruat sayacağı da görülüyor. Ancak, eğer bir şey yapılmazsa, atmosferde beş derecelik bir ısı artışı göze alınmış olacak.

20 yılı aşkın bir süredir BM çatısı altında müzakere edilip, kalkınma ya da refah seviyesine bakılmaksızın tüm ülkeleri içine almayı hedefleyen anlaşma, aslında büyük ölçüde ABD'nin onayı alınacak şekilde hazırlanmıştı. Yani dağın fare doğurmasına bile müsaade edilmedi.

Korkarım, gözü dönmüş bir ilerleme hırsına tutsak olmuş dünyamız, ağır bedeller ödemeden bu konunda ciddi bir zihniyet değişikliğine gidemeyecek. Peki bizler Türkiye olarak neler yapabiliriz? Erozyonla mücadelede, ağaçlandırma faaliyetlerinde, temiz su kaynakları ve sağlıklı tarım konusunda yapılanların daha da öteye götürülmesinde nasıl bir gündem oluşturabiliriz?

Böyle küresel bir sorunda tek başına yapılacaklar kısıtlı olabilir. Ancak en azından daha az etkilenmek ve dünyaya örnek olmak mümkün.

<p>Olay, 25 Ekim günü Bayrampaşa Şehit Büyük Elçi İsmail Erez Meslek Lisesi´nde meydana geldi. İddia

Okul Koridorunda Dehşet Anları: Terör Estirdi

Hayranı gibi yaklaştı önce imzasını aldı, sonra canını!

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları

'Yılın Fotoğrafları' oylaması başladı