İstanbul
  °C
İl Seç

HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

  • 6,2515
  • 7,3066
  • 241.996
  • 96.603

Bir yaşam biçimi olarak vesayetle mücadele...

Türkiye’nin 2013’ün başı itibarıyla “farklı” bir türbülansa sokulmak istendiği sanırım görülmüş durumda. Bu türbülanstan murat edilen Türkiye’deki “iktidar sapmasını” gidermekti. Bu iktidar sapması 12 yıldır Sayın Erdoğan ve AK Parti siyasi taşıyıcılığında milli iradenin güçlenmesi şeklinde oldu.

Bundan önce 7 Şubat 2012’de Başbakan Erdoğan’a MİT Müsteşarı Fidan üzerinden bir hamle gözlemliyoruz. Onun hemen öncesinde de 2011 sonbaharında Erdoğan’ın iki konutunda Gülen’in Emniyet istihbarattaki adamlarının dinleme yaptığı tespit ediliyor. MİT, şahısları takip ederken, paralelciler her yerde kriptolaştığından takibat örgütçe fark ediliyor. Arkasından 7 Şubat MİT darbesi yaşanıyor.

Ama bunun da öncesinde, 2 Aralık 2008 tarihinde Başbakan Erdoğan bir rapora “olur” veriyor. Bu Başbakanlık Denetleme Kurulu’nun Dink cinayetine dair raporudur ve Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek gibi Gülen’in polis müdürü prenslerinin dahil olduğu kamu görevlilerinin soruşturulmasını tavsiye etmektedir.

Zamanında FETÖ’nün hışmına uğramış ve Dink cinayeti konusunda özverili/namuslu çaba göstermiş olan Nedim Şener, Erdoğan’ın “ipinin” bu rapora verdiği olur ile çekildiğini

söylüyor.

FETÖ kalkışmasına dair Savcı Gökalp Kökçü’nün hazırladığı 3. iddianamede ise Dink cinayetinin “15 Temmuz’daki kanlı darbe girişimine giden süreçte sıkılan ilk kurşun” olduğunu ortaya koyuyor.

Yine iddianamelere bakıldığında, 15 Temmuz darbesine kalkışan kor, tuğ ve albay sınıfının askeri liselere seksenlerde, akademilere de doksanlarda girdikleri görülüyor. Yani örgütün önü 80 ve 28 Şubat darbelerinde açılmış.

Şunu görmek lazım; FETÖ’nün dindar görünümü, sömürdüğü insan gücüne kolay ulaşım ve Türkiye’nin muhafazakar sosyolojisine uyumla ilgili. Ama FETÖ’nün bu ambalajı, her kesimden örgüt üyelerine sahip olmasına engel değil.

Türkiye’yi kontrol eden ve 15 Temmuz darbe girişiminin tetikçisi FETÖ’nün arkasındaki güçlerin ülkenin sözde Batıcı kesimini zaten kontrol ettiği, FETÖ üzerinden de sömürgeleşmeyi muhafazakar üst yapılar ve sosyoloji üzerinden tamamlamayı hedeflediği gözüküyor.

Kısaca, geçmişimizde darbelerle tezahür eden kimi zaman ulusalcı kimi zaman askeri vesayet denen şeyin de, FETÖ’nün de bir iktidar kavgasının ülke içi dinamiği olduğu yanılsamasından vazgeçmek gerekir. Bu toplam gerçekliğin içbükey kısmıdır. Geçmişte o veya bu nedenle, bunun bir iç iktidar kavgası olarak gören, bir cenahtan yana tavrı veya sempatisi olan kişilerin bu gerçekliğin artık farkında olması gerekir.

Olmuş olan şey olmamış sayılamaz. Gezi, 17/25 Aralık, 6-7 Ekim ve 15 Temmuz darbe girişimi süreçleri Türkiye’deki vesayet hikayesinin tüm saklı yönlerini ortaya saçmıştır. FETÖ ve PKK gibi paralel yapıların dışarıda nereye bağlandığı ortadadır. 2013’te başlayan son süreç ve geçmişteki darbeler dış desteğe sonradan kavuşmuş değil, yerli ortakları olan ama doğrudan dış merkezli vesayet pratikleridir. Devamlılığa sahiptir.

Esasen biz 2013-2016 sürecini dehşetle izlesek ve “yeni” algılasak da, bu yöntemler hegemon devletlerin zayıf ülkeler üzerinde kullandığı bilindik yöntemlerdir. Mısır’a ne yapıldığını yeni gördük. Dün Musaddık veya Güney Amerika’da Allende başta olmak üzere ne yapıldığı da ortadadır.

Türkiye’de yeni olan bu yöntemler değil, Türkiye’nin bu yöntemlere olan alışılmadık ve “yeni” olan mukavemetidir. Bu mukavemetin sonucu da kötücül yöntemler makyajını yitirmiş ve deşifre olmuştur. Yeni olan budur.

Deşifre olmuş, bilindik, tüm bahtsız coğrafyalar üzerinde tatbik edilegelmiş bir kolonyal yöntemden bahsediyoruz. Türkiye bu içeriden takılmış boyunduruktan kurtulma yönünde bir şans elde etmiştir. Mücadele henüz başlamıştır ve uzun soluklu olacaktır. Bu Erdoğan’ın da AK Parti’nin de özel bir tercihi değildir. Ama Erdoğan, AK Parti ve tüm yerli/milli aktörler, verilen mücadelenin milletimizle birlikte omurgasıdır. Verdiğimiz mücadelenin ne zaman biteceğini merak etmek ve sabırsızlanmak yerine, bu mücadeleyi bir yaşam biçimi olarak kabul etmek daha rahatlatıcı ve gerçekçi olacaktır.

İstanbul Yeni Havalimanı´nda 20-23 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek olan Teknofest İstanbul Hav

İstanbul Yeni Havalimanı´nda dev yarış´ın provası yapıldı

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları

Galatasaray - Lokomotiv Moskova

En Çok Okunanlar