• $ 5,8063
  • € 6,5494
  • 237.986
  • 96.886
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Paha biçilemez Karaköy!

İnşaatlarla çevrilmiş olmak; çok kötü... Eski dokunun bozulması; tahammül edilemez... Kalabalık; çekilmez... Yine de, her şeye rağmen İstanbul'da yaşamak; paha biçilemez...

İşte Mastercard da böyle düşünmüş olacak ki bir proje başlattı.
'Paha Biçilemez İstanbul' adlı proje kapsamında tur satın alıyor, İstanbul'un güzide bir semtini, saklı kalan, normalde girilmeyen yerleriyle görme imkanına kavuşuyorsunuz.

İlk durak Karaköy'de çatılardaki kiliselere girdik, 'yeraltındaki camiyi' ya da Arap Camii içindeki 13 metrelik, 'İsa'nın Son Akşam Yemeği' freskinden haberdar olduk; Suma Han'daki alternatif hayatlara imrendik... İşte öne çıkanlar...

Son dönemde 'konsept turlar' daha da moda; tasarım, yemek, Boğaz, sanat gibi temalar üzerine güzel rotalar belirleniyor, içine restoranların, galerilerin, han ve hamamların, bolca da tarihin girdiği enteresan geziler yapılıyor. Bunlardan biri de MasterCard'ın başlattığı 'Paha Biçilemez İstanbul' adlı tur konsepti. Bu çalışma ilk olarak New York, Londra ve Toronto'da başlamış; Miami, Paris, Londra, Berlin, Madrid derken dünyanın farklı şehirlerine uzanmış. İnternet sitesine (www.pahabicilemezistanbul.com) giriyor, kaydınızı yaptırıyor, maksimum 200 TL'ye turunuzu satın alıyorsunuz .
En az iki yıl boyunca İstanbul'un çeşitli semtlerinde yapılacak bu tur daha sonra yurtdışına da satılacak. İlk tur Saffet Emre Tonguç rehberliğinde Karaköy'de.

ADI KARAİM YAHUDİLERİ'NDEN
Biz de adını Karaim Yahudileri'nden (Yahudiliği seçmiş tek Türk kağanlığı) alan bu semtteki 'deneme turuna' katıldık...
Karaköy Palas, Türkiye'de inşa edilen son Ermeni kilisesi Surp Krikor Lusaroviç, Karaköy Hanları, Bankalar Caddesi Binaları, Kamondo Merdivenleri, Yüksek Kaldırım, Lastik Papuç adlı özel dükkan, Süslü Karakol derken, pek çok yer gördük; dinledik...
Bunlar pek bilindik; ben AKŞAM PAZAR okurları için biraz daha 'perde ardı' mekanları ön plana çıkarmak istedim. Buyrun 'paha biçilemez bir Karaköy seçkisine'...

REHBER ÖNEMLİ: Rehberimiz Saffet Emre Tonguç'un özgeçmişi bu köşe boyutlarında olduğundan bir 'gugıllayın' derim; ama çoğu ödüllü, 8 kitabı olduğunu, Oprah Winfrey'den Colin Powell'a pek çok kişiye Türkiye ve dünyanın pek çok yerinde (122 ülke gezmiş) rehberlik yaptığını söyleyebilirim. Türkiye'yi tanıtma açısından da iyi. En son Robert Redford'a 'Eşinizin adı (Sibylle) de bizim topraklarımızdan (Kibele, bizde Sibel, Kraliçe) geliyor' deyince, Redford 'Yok artık, her şey mi Türkiye'ye bağlanır' demiş:

TÜRK ORTODOKS PATRİKHANESİ, SEVGİ ERENEROL: Ali Paşa Değirmen Sokak'ta, avlusunda kocaman bir Atatürk fotoğrafı ve 'Ne Mutlu Türküm Diyene' yazısıyla Meryem Ana Kilisesi'ni görüyoruz ilk; tartışmalı bir konumu olan Türk Ortodoks Patrikhanesi 1922'de Fener Rum Patrikhanesi'nin gücünü azaltmak için kurulmuş. Şu anda bütün cemaatleri Erenerol Ailesi. Ailenin üyesi Sevgi Erenerol ise Ergenekon davası nedeniyle hapiste.

MANASTIRI KAFANA GÖRE YIK, OTOPARK YAP!: Bizans döneminden kalma Hristos Krematos Manastırı'nın, 7 yıl öncesine kadar burada var olan üst katı yıkılmış, otoparkçıların kullanım alanı olmuş!

ÇATI KATLARINDAKİ KİLİSELER: Gezimizin en ilginç bölümlerinden biri Rus Ortodoks Kiliseleri. Çünkü bu kiliseler öyle bir 'saklanmış ki', bilmiyorsanız bulmak, hele de pazar ayini dışında girmek çok zor. Biz özel izinle giriyoruz.
Çatıda yer alan dört kilise Rus hacıların Yunanistan'daki Athos Dağı'na veya Kudüs'e giderken mola verdikleri dinlenme evlerinin üstüne şapel olarak yapılmış. Bunlar 'Podvoriyes' olarak isimlendirilmişler.
Dört kiliseden Hoca Tahsin Sokağı'ndaki St. Panteleimon modern Rusların ibadet için seçtiği bir mekan. Sayıları çok azalan yaşlı Beyaz Ruslar ise tercihlerini Galata Mumhanesi Caddesi'ndeki St. Andrei'den yana kullanıyorlar. Diğer iki şapelse ne yazık ki ihmalin kör kuyularına atılmış.

YERALTI CAMİİ: Evet! Gerçekten yeraltında! Kemankeş Caddesi'nin sıradan dükkanları arasında kalan caminin yerinde Haliç'e davetsiz misafirlerin girmesini engellemek için konulan zincirin bağlandığı bir kule varmış (zincirler bugün de Deniz Müzesi ve Askeri Müze'de görülebiliyor). Osmanlı döneminde kule yıkılmış ve burası barut deposu olarak kullanılmış. Arap kuşatması sırasında Vehb Bin Hüseyre ve Süfyan B. Üyeyne burada şehit düşünce kulenin mahzenlerine gizlice gömülmüşler; mezarlar bulununca da bir türbe inşa edilmiş. 1757'de türbe cami olmuş. Caminin yeraltında olması bile ilginç olması için yeterli neden!

TÜRK MUSEVİLERİ MÜZESİ: 'Rehberimiz 57 Müslüman ülkeden kaçında bir Yahudi/Musevi Müzesi görebilirsiniz?' diyerek bize Tünel girişindeki köşeyi döner dönmez Terim Elektronik adlı bir dükkanın üzerindeki Türk Musevi Müzesi'ni gösteriyor. Zülfaris Sinagoğu'nun yerine 2001'de açılmış.

ARAP CAMİİ: İstanbul'da camiye çevrilen ilk kilise imiş! 1323-37 yılları arasında yapılmış. Kare şeklinde, üzeri külahlı bir çan kulesi var! Cenevizliler tarafından da kullanılmış. İspanyol Engizisyonu'ndan kaçmayı başaran Araplar tarafından kullanılınca adı değişmiş. Galata Mahkemesi Sokak'taki camide son dönem restorasyonlarda bir de 13 metrelik İsa'nın son akşam yemeği freski bulunmuş; ancak, cemaat için kapatılmış!

AYVAYI YEDİN Mİ?: Tam 66 yıllık bir esnaf mekanı, Bankacılar Lokantası. Bugünlere yolculuğu da ayrı bir hikaye. Perşembe Pazarı Sokak'ta. Basit masa ve sandalyeler, temiz ve ferah bir ortam, beyaz örtüler, hızla hizmet eden garsonlar... Yemeğinizi açık büfeden seçiyorsunuz; pek çok etli yemek, pilav çeşitleri, sebzeler, zeytinyağlılar, derken liste uzuyor. Tatlılarda da yok yok! Ben az döner, ıspanak püresi, beğendi ve iç pilavdan oluşan bir tabak yaptırıyorum; yanına da çömlekte gelen kaymaklı yoğurt! Leziz.

Ama kaymaklı ayva tatlısını tam olarak bitirmediğinizde yaşanan diyalog:
- Ayvayı yedin mi?
- Yok bitiremedim
- Bir sorun mu var?
- Yok yok. Harika da bende hipoglisemi var...
- Peki. Ayvada bir sorun olmasın da... (Diyalog biraz garip de olsa, tabağı dolu gönderdiğinde, nedenini soran garsonların olduğu mekan iyidir!)
Kahve otantik kahve fincanında, suyu leopar desenli bardakta! Girişte ve çıkışta kolonya müessese ikramı...

FİKRİ: Bir de 'Fikri' isimli bir yere gidildi; tur kapsamında yine Karaköy'de, küçük bir 'Helenistik dönem workshop'u için... Burası özellikle görsel sanatlar alanında hayallerinizi gerçeğe çevirmeniz ya da fikir alabilmeniz; ya da resim, edebiyat, felsefe, sanat tarihi konusunda 'kapsül' dersler alabileceğiniz bir çeşit düşün mekanı. Daha iyi bilgi için: http://fikri.com.tr/

VE SUMA HAN!: Karaköy'de hurdacının, elektrikçinin, plastikçinin yanından geçip (Yanıkkapı Sokak, Osmanlı Bankası Müzesi'ne 50 metre) böyle bir yer görmeyi beklemiyor insan! Burası ekip olarak bizim en fazla etkilendiğimiz yerlerden biri oldu diyebilirim. Önce Suma Han'ın bir parçası olan, alt kattaki 'Academie Leon' adlı sanat galerisine girdik. Biz gittiğimizde üstü çıplak bir erkek model, omuzunda bir çıta poz veriyordu genç sanatçılara...
Ardından genç biri, Süreyya Arıoğlu geldi ve bize 1902 tarihli hanın dedesi tarafından alınışından bugüne geçirdiği evreleri anlattı.

KAPİTALİST KOMÜN: Arıoğlu, Suma Han için 'Burası bir kapitalist komün' diyor. Sanatçıların, yaratıcı zihirlerin bir araya geldiği, gelmesini istedikleri bir yer... Sumahan'ın giriş katı, yakın zamanda dans stüdyosu (direk dansı, burlesk vs.), sinema ve çeşitli kültür sanat faaliyetleri için hazırlanıyor.
İkinci katta 'yaratıcı' ofisler var; 3, 4 ve 5'inci katlar ise özel konut. Dekorasyon etkileyici ve çok farklı; ortak yaşam alanları eğlenceli, ortak bir de yemek kültürü oluşturulabiliniyor.
Ama kiracı ince elenip sık dokunuyor. Farklı kafalar, farklı ama hoş hayatlar anlayacağınız... Karaköy'de...

'NOEL BABA'YI COCA COLA İCAT ETMİŞ' DESEM!
KARAKÖY gezimizin duraklarından biri olan Meryem Ana Kilisesi'nde; ziyarete açık bölümde küçük gümüş gemiler görüyoruz... Bunlar güvenli yolculuklar için Ayios Nikolaos'a (Malum, Aya Nikola aslında Antalyalı, pamuk sakallı ve tam bir deniz adamı; çocukların ve denizcilerin azizi) şükranlarını sunan denizciler tarafından yaptırılmış.
Rehberimiz Saffet Emre Tonguç, bu noktada bir hikaye anlatıyor: 'ABD'yi sarsan 'Büyük Buhran' döneminde Coca Cola, halkın moralini düzeltmek (ve satışlarını da artırmak) için bir kampanya başlatıyor. Denizcilerin Azizi'ne kendi renklerinden kırmızı ve beyaz şapkalar, kıyafetler giydirerek tanıtım yapıyor, hediyeler dağıtıyor ve Noel Baba böyle doğuyor!' İnanamamıştım ama doğrulama yaptım!
Günümüzdeki Noel Baba imajı karikatürist Thomas Nast'ın 1863 yılında Harper's Weekly dergisinde yayınlanan çizimlerine dayanıyor. Ama çizer Haddon Sundblom, 1931 yılından itibaren 'yaz aylarıyla' özdeşleşen Denizlerin Azizi'ne yine yaz ve sıcakla özdeşleşen ama kışın da içilmesi istenen Coca-Cola için firmanın renklerinde kalın kıyafetler giydiriyor. Ve popüler imaj böyle doğuyor!

Denizcilerin ve çocukların koruyucusu Demreli Aziz Nikola, Coca Cola çizeri Haddon Sundblom'ın elinden çıkma çizimlerle 'Noel Baba' imajına kavuştu!

Nilay Örnek Diğer Yazıları

Pepsi, yeni enerji içeceğinin reklamını uzayda yapmayı planlıyor. Pepsi, bunun için alçak dünya yörü

Pepsi, uzayı reklam panosu olarak kullanacak

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

12.5 milyon emekliye en az 2.020 lira

İşte Türk futbolundaki yeni sistemin tüm detayları