İstanbul
  °C
İl Seç

HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

  • 3,8402
  • 4,5225
  • 153,63
  • 109.156

Sahiden devlet olmanın bedeli

Türkiye, sahiden devlet olmanın bedelini ödüyor. Milletin kendi ülkesini doğrudan yönetme iradesi iyice belirginleşince, 80 yıl önce kurulan saatli bombalar harekete geçirildi. Şimdi Kürt ve Ermeni kartıyla Türkiye dışarıdan ve içeriden hızla kuşatma altına alınıyor.

ABD’nin başını çektiği koalisyon devletleri ile Rusya’nın yanı başımıza kadar sokulmasından kuşkusuz Türkiye için hayırlı bir sonuç çıkması beklenmiyordu. Kuzey Suriye, yeni Ortadoğu şantiyesinin merkezi olarak seçildi; ABD’nin savaş makineleri Irak ve Suriye’de sınır hattımız boyunca yeni bir devlet inşaatını hızla sürdürüyor.

Sykes-Picot’nun yüzüncü yılında dünya yeniden burada; geliş nedenleri ise İngiliz-Fransız ortak haritasına alternatif olarak yüz yıl önce hazırlanan Amerikan haritasını çizmek olabilir mi?

Bu haritada Osmanlı’nın “Costantinopolitan Satete”, Smyrna, Kürdistan, Ermenistan, Mezopotamya, Suriye ve Türkiye olarak parçalara ayrıldığı görülüyor. Üzerinden yüz yıl geçmesine rağmen bu haritanın arşivlerden yeniden çıkarılma sebebi ne olabilir? Tarih bilgisini güncelleme değil herhalde. Türkiye’ye gözdağı verilmek istenmesi bile iyimser bir gerekçe; ama net olarak bilinen haritaların, sınırları yeniden belirlemeye yaradığı gerçeğidir. Dünya sisteminin yüz yıl sonra yanı başımıza yine bir savaş karargâhı kurduğu göz önünde bulundurulduğunda meselenin, bu bölgedeki sınırları yeniden şekillendirmek olduğu kolayca anlaşılır.

Bu topraklarda bir kez daha fiili olarak bulunma gerekçelerinin Türkiye ile doğrudan ilgili olduğunu inkâr etseler de gerçek böyle değil. Birinci Dünya Savaşı’nda kimin için ve hangi gerekçeyle geldilerse bugün de aşağı yukarı aynı gerekçelerle buradalar.

PKK ve Paralel’in ülke içindeki varlığından tutun da Ermeni soykırımı iddialarının Alman meclisinde kabul edilmesine kadar yaşananlar, bu topraklara geliş gerekçesinin önünü açmak için üretilenlerdir. Türkiye’nin karşı karşıya olduğu durum bu iken, muhalefetin çizdiği tablo ise son derece soyut ve yanıltıcı. Çünkü CHP, HDP ve bu partilerin etkisindeki aydınlar ve akademisyenler; dünyayı yönetme iddiasındaki aklın buraya geliş gerekçelerini gizleme işlevi görmekteler.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Diyarbakır’da, (Stratejik müttefikimiz) ABD’yi, Suriye’de PYD ile yaptığı işbirliğinden dolayı kınayan sözleri; Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın, “ABD-PYD ilişkisini” eleştiren açıklaması; Başbakan Binali Yıldırım’ın, “düşmanları azaltıp dostları çoğaltacağız” ifadesi; Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı tehlikenin ortaya çıkardığı sonuçlardır.

Muhalefet cephesinden bugüne kadar ABD’nin PKK-PYD-YPG ittifakına dair herhangi bir eleştiri ve kınamasının bulunmaması tesadüf mü? Muhalefetin ısrarla, “Suriye politikasını değiştirin” eleştirisi acaba “sınırda ABD’nin kurmak istediği PYD devletine göz yumun” anlamına gelmiyor mu? Bu ülkenin birlik ve bütünlük içinde bir gelecek sürdürmesine dair endişeleri sadece iktidarın taşıması mı gerekir?

Maalesef muhalefet dediğimiz siyasi partilerin başkanları, özellikle de CHP ve HDP, dünya sisteminin taşeronları konumunda. Federal Alman Meclisi’ne “Soykırım Tasarısı”nı sunan Yeşiller’in Türk Eş Başkanı Cem Özdemir’in, Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve Selahattin Demirtaş’ın aynı merkezin siyasi figüranlığını yaptıkları aşikâr. Açık ki muhalefetin işlevi, ülke kuşatma altındayken milletin aklını çelmek, içeride kaos çıkarmak; ülkenin ve devletin devamlılığı üzerine saf tutanların saflarını bölmek.

Türkiye yüz sene önceki kuşatmayı nasıl yardıysa, bugün yine büyük bedeller ödeme pahasına da olsa benzer şekilde, maruz kaldığı kuşatmayı aşmayı başaracaktır.

Dünya İnsan Hakları Günü etkinliklerinde konuşma yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan önemli açı

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bu millete ihanet etmemiş herkese kapımız açıktır

Bilim dünyasını şaşırtan limon ve sarımsak mucizesi!

NASA 'yeni dünya' buldu

Mısır'da iki antik kral mezarı keşfedildi