İstanbul
  °C
İl Seç

HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

  • 3,4982
  • 4,1826
  • 145,95
  • 104.123

Fıtrat meselesi

Artık bir klasik haline gelen bir tartışma bu. Çok da seviliyor. O yüzden de yıllardır bir türlü bitmiyor...

“Kadınla erkek eşit midir; farklı mı?” şeklinde formüle ediliyor ve bu haliyle lise münazaraları düzeyinde bir tartışma için çok uygun.
Tartışma bu kez de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, KADEM’de yaptığı konuşmada “Kadın ile erkeği eşit konuma getiremezsiniz. Çünkü fıtratları farklıdır” cümlesi üzerinden alevlendi. “Eşitlikçi” kadınlar yine hop oturup hop kalktılar. 57 kadın örgütü Erdoğan’a 'Fıtrat değil Anayasa' başlıklı ortak bir metinle karşılık verdi.
Oysa Erdoğan hem KADEM konuşmasında hem de başka birçok konuşmasında eşitliğin “yasalar karşısında eşitlik” olarak anlaşılması gerektiğini, kadın ve erkeğin doğaları gereği farklı olduğunu defalarca söylemiş bir lider. Zaten on iki yıllık iktidarında izlediği politikalar da bu doğrultuda. Aslında bana göre biraz fazla pozitif ayrımcı ya neyse, bu başka bir konu...
Tartışmayı fazla önemsediğimden değil ama şu bir türlü bitmeyen “eşitlik-farklılık” münazarası üzerine birkaç şey söylemek için iyi bir fırsat.
Öncelikle altını çizelim ki, nerede, ne zaman eşitlikten söz ediliyorsa, kastedilen zaten yasalar önünde eşitliktir ve bu elbette bir soyutlamadır. Bütün insanlar eşittir dediğimizde bütün insanların birbirinin aynısı olduğunu söylemiyoruz; her insanın fıtratının birbirinden farklı olduğunu elbette biliyoruz; ama yasalar önünde eşit haklara sahip olmalarından söz ediyoruz. Bir başka deyişle fıtrat farklılığı sadece kadınla erkek arasında yok; bütün insanlar arasında var.
Peki o zaman muhafazakârlar neden kadınlar söz konusu olduğunda ille de fıtrat farklılığı vurgusuna ihtiyaç duyuyor?
Bana kalırsa bunun sebebi, muhafazakâr kadın hareketinin, kendisini Batı çıkışlı feminist hareketten ayırma kaygısı...
80’li yılların ikinci yarısından itibaren ortaya çıkan ve özellikle 2000’li yıllarda kamusal hayatın her alanına hızlı bir giriş yapan muhafazakâr kadınlar KADEM çevresinde örgütlenirken, kendilerini batı kaynaklı (dışarlıklı) kadın hareketinden ayırmaya, özgün olmaya, kendi kavramlarını ve söylemlerini oluşturmaya (ve tabii bu arada kendilerini muhafazakâr toplum kesimlerinde var olan feminizm alerjisinden korumaya) çalışıyorlar ki, sürekli tekrarlanan farklılık vurgusu bu çabanın bir sonucu...
Ama bu arada, unutulan bir şey var: Feminizm eşitlik vurgusundan farklılık vurgusuna geçeli çok oldu!
60’lı ve 70’li yıllarda feminizmin esas sloganı eşitlikti. Cins ayrımcısı yasaların her biri için ciddi mücadeleler verildi ve neredeyse hepsi ayıklandı. Modern toplumlarda kadın erkek eşitliğinin yasal planda esas itibarıyla sağlanmasını izleyen yıllar feminizm için de bir dönüm noktası oldu. Eşitlik vurgusunun yerini farklılık vurgusu aldı. Aynı yılların, postmodernizmin etkisiyle “kimlik” tartışmalarının her alanda yoğunlaştığı; farklı kimliklerin yasalar önünde eşitlik talebinin yerine “farklılık” vurgusunu yapmaya başladığı yıllar olması rastlantı değildi. 80’lerin ikinci yarısından itibaren feminist kadınlar var güçleriyle “fıtrat farklılıklarını” keşfetmeye; keşfedemezlerse “icat” etmeye ama ne yapıp edip erkekten farklı bir kadın kimliği inşa etmeye giriştiler. Kadın daha barışçıdır... Kadın daha duyguludur... Kadın daha uzlaşmacıdır... Kadın daha çevrecidir ve benzeri.
Hatta bu arada, kadının ne olduğunu “keşfe” çıkan feministlerden bazıları vara vara, anneannelerimizin zaten bulunduğu noktaya vardılar. Geleneksel kadının yeniden keşfiydi bu! Birdenbire anneliğin yüceltilip “bir kadının hayatta yapabileceği tek anlamlı iş” derecesine getirilişine tanık olduk. Hamilelik ve lohusalık dönemleri yeniden kutsandı. Cennet feminist anaların da ayaklarının altına seriliyordu ve herkes bu işten çok memnundu. Çeyiz sandıkları, dantel örgüler tekrar çıktı ortaya. Kadınlığı yüceltme çizgisinin uçlarında gezinen bazı feministler, işi, kanatlı petler yerine anneanneleri gibi elde yıkanan bezler kullanma, hastanede doğum yapmak yerine evlerinde ebe yardımıyla doğurma noktasına kadar vardırdılar.
Gerçi sonra sonra bu aşırılıklar da törpülendi ama bu arada Batı’da feminist hareketin ateşi de epeyce sönmüştü zaten.
Bugün bu tartışmaları tekrar hatırlatmamın sebebi, sündürülüp duran eşitlik-farklılık polemiğinın anlamsızlığını vurgulamak…
Hem Erdoğan’a farklılık vurgusu yaptığı için öfkelenen “çağdaş” kadınların, hem de farklılık vurgusuyla “fark yaratmaya” çalışan muhafazakâr kadınların böyle verimsiz bir tartışmayı sürdürmek yerine, ortak noktalarını ön plana çıkarıp mümkün olan alanlarda güçbirliği yapmaya çalışmaları çok daha verimli olurdu.

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bozdağ: '(İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ı

Başbakan Yardımcısı Bozdağ: Kadir Bey'in istifası siyaseti bıraktığı anlamına gelmez

Haşlanmış yumurtanın suyunu sakın dökmeyin!

Okul servisinde öğrenciye dayak

Efsane olan komik mesajlar

Active Server Pages error 'ASP 0126'

Include file not found

/_codes/picomm_detay_sagframe_dyn.asp, line 2

The include file '/_data/main/home.txt' was not found.