İstanbul
  °C
İl Seç

HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

  • 3,5207
  • 3,9977
  • 141,86
  • 99.639

Yeni bir dinamiğin eşiğinde

Seçimler siyasi partilere kendilerini topluma yeniden anlatma fırsatı verirken, aslında kendini değiştirme imkanı da sunar. 2015 seçimleri bir dönemin sonunu ifade edecek. AKP’yi devirme zemininde ortaya konulan söylem ve eylemlerin ‘siyaset’ olmaktan çıktığına ve AKP ile birlikte daha epeyce uzun bir zaman yaşanacağı gerçeğine adapte olunduğuna tanık olacağız. Söz konusu kayma muhakkak ki iktidar partisini de etkileyecek. Daha rahatlamış, özgüveni derinlik kazanmış, ‘öteki’ ile ilişki kurmaya daha istekli ve yetenekli bir AKP ile karşılaşacağız. Siyasetin zemini kavga ve gerilimden ziyade, geleceğin inşasında oluşacak muhtemel koalisyonlar tarafından belirlenecek. Bu da iktidarın tehdit algısını, önceliklerini ve zaman kavramlaştırmasını değiştirecek. Normalleşme toplumdan siyasete oradan siyasi partilerin kendilerine yansıyacak. Engelleyici değil, oluşturucu ve yapıcı kriterlerin daha makbul bulunduğu bir siyasi atmosfer oluşurken, herkes daha uzun vadeli düşünmek zorunda kalacak.

Seçimlerden bir süre sonra geriye dönüp baktığımızda son on iki yılın ne denli olağandışı olduğunu daha iyi idrak edeceğiz. Bu dönemin kabaca üç dinamik çerçevesinde yaşandığını öne sürmek mümkün. Birincisi kamusal alanın genişlemesi, İslami ve ‘yerli’ bir değer sistematiğinin inşa edici unsur haline gelmesi ve ortaya çok daha bireysel ve melez bir sosyolojinin çıkmasıdır. İkinci dinamik AKP’nin söz konusu dönüşüm dinamiğinin taşıyıcısı ve sürükleyicisi olarak kendisini hazır tutabilmesi, kitlelerle samimi ve sahici bir temas oluşturması ve onları ikna etme gücünü yeniden üretebilmesidir. Üçüncü dinamik ise AKP dışı siyasi unsurların ve bunların temsil ettikleri kesimlerin bu partiyi hazmetmekte zorlanması, giderek AKP’yi sistem dışına itme arzusunun psikolojik bir reddiye noktasına taşınmasıdır.
Hazmetme zorluğunun darbe girişimlerine davet çıkarması aslında şaşırtıcı değil. Ülkenin ‘demokrasi’ tarihi bu teşebbüslerin sıralanmasından çok daha fazlasını içermiyor. Nitekim 2002’de AKP iktidara gelir gelmez başlayan ‘indirme’ girişimleri önce askeri mecrada ilerledi. Ergenekon ve Balyoz kargaşa ortamı yaratarak iktidara el koymanın arayışıydı ve bu uğurda her fırsatı kullanmaya istekli bir kadroya dayanmaktaydı. Bu epeyce acilci bir duygu halinin ve ‘ihtiyaç analizinin’ sonucu olmalıdır. Çünkü bin yıl sürecek olan 28 Şubat’ın henüz beşinci yılındaydık ve geleceğin avuçların arasından kayabileceği görülebiliyordu. Oysa 12 Eylül rejimi artık askeri yöntemlerle darbe yapılamayacağının idrakine dayanmaktaydı ve bu nedenle yargıyı sivil siyaset üzerinde bir Demokles kılıcı olarak yeniden tanımlamıştı…İlk başarısızlık daha zımni çabalarla ilerlemeyi gerektirdi. 27 Nisan muhtırası bir ara yoldu. Ardından Anayasa Mahkemesi’nin 367 kararı ve parti kapatma girişimi gelecekti. İlaveten post modern gereksinimler doğrultusunda Cumhuriyet mitingleri düzenlendi ve medya da elinden geldiğince sürece katkı verdi. Ne var ki bu arada yerel, genel ve referandum niteliğinde üç seçim yaşandı ve hepsinde AKP net bir biçimde üstünlüğünü ilan etti.
O noktada, bir üst aklın işi midir bilemeyiz ama kritik bir stratejik ‘yenilik’ denklemin parçası haline geldi: Batı dünyası… O zamana dek AKP hükümetlerine daha nesnel bakabilen veya nesnel bakmayı tercih eden AB kuruluşları ve Avrupalı siyasetçiler bir anda Türkiye’den iştahla kötü haber bekleyen bir sabırsızlık sergilemeye başladılar. Bunun Mavi Marmara ya da Erdoğan’ın tarzı ile ilişkili olduğunu öne sürmek mümkün olsa da, böylesine ani bir virajın sadece tali konjonktürle açıklanması pek inandırıcı gözükmüyor.
2012 Şubatında Hakan Fidan’ın tutuklanması çabası bu nedenle fazla ses getirmeden sönebildi. Aynı şekilde Gezi olaylarının aldığı biçim ve siyasi işlev de göz ardı edildi. Artık hükümetin neyi niçin yaptığı önemli değildi. Anlama çabası hem Batı’daki hem de yurt içindeki AKP karşıtları için anlamını yitirmişti. Nasıl olacaksa olsun AKP gitsin isteniyordu. Dolayısıyla 17 Aralık dosyaları tam zamanında ortaya çıkarıldı. Eğer uygun hâkim ayarlansaydı 25 Aralık dosyası da bir hafta öncesinde paketin içinde yer alacaktı. Böylece gerçeklerle gerçekdışı olguların yan yana getirildiği bir ‘torba’ suçlama üzerinden Erdoğan’sız, zayıflamış, diz çökmüş, pazarlığa mahkûm bir AKP yaratılacak ve giderek bu parti bir ‘kabuğa’ dönüştürülecekti.
‘Karşıtlar’ başarılı olamadı. Bazıları bedelini ödeyecek, diğerleri yeniden adapte olacak. AKP ise bu kaybedilen zamanı telafi etmek üzere bir enerji sıçraması sergileyecek… Yeni Türkiye’den önce yeni siyasetle tanışacağız.

Turizm kenti Antalya'nın en merkezi noktasında bonzai içen iki gençten biri yerde kıvranırken, diğer

Antalya'da ibretlik görüntüler

Haşlanmış yumurtanın suyunu sakın dökmeyin!

Gündem ve haberleri Akşam Gazetesi yazarlarından takip edin (27 Haziran 2017)

En Çok Okunanlar