




















Senin için olmayan sana gelmez Galip
Mine Sultan Ünver, 18. yüzyılın son çeyreğinde yaşanan Şeyh Galip ve Beyhan Sultan'ın aşkını anlatıyor 'Nar-ı Aşk' adlı romanında.
Sakine Korkmaz / sakinekorkmaz@windowslive.com
Osmanlı'yı sadece zaferleri ve yenilgileri üzerinden değil de büyük şiiri, kültür ve entelektüel hayatı gibi daha derinden tanımaya başladığımız üniversite yıllarında gece derslerinden birinde hocamız Nazan Bekiroğlu, ara ara yaptığı gibi, teori sorularının yanı sıra bir soru sormuştu sınıfa. 'Osmanlı'nın herhangi bir dönemine gönderilme şansınız olsaydı, tercihiniz hangi dönemden yana olurdu?' Herkes kendi dönemini seçerken o yıllarda bu konuda pek bir açgözlü olan ben, 'Karar veremiyorum hocam' cevabını vermiştim. Şimdi bu sorunun üzerinden yıllar geçmişken tekrar düşündüğümde bir tayy-ı zaman mucizesi olsa 18. asrın ikinci yarısına gönderilmeyi hiç tereddütsüz seçebilirim.
18. asır Osmanlı'nın trajik dönemidir. Elbette yüzünü Batı'ya çevirme çabaları daha evvelden tohumlarını atsa da köklü değişikliklerin yapılma zamanı, sonu 'Varın kaydını görün' emriyle katledilmeye gidecek olan Osmanlı'nın o en zarif Sultanı III. Selim'e düşecektir. Bu çalkantılı dönem Osmanlı derslerinde ıslahatlar ve yeniçerilerden kurtulma, Batı tarzı askerileşme çabaları üzerinden okunsa da görünenin arkasında şiir, musik” ve tasavvuf üçgeninde yaşanan derin bir entelektüel meclis bulunmaktadır.
III. Selim'in Mevlavihanelere ve Mevleviliğe gösterdiği yakınlık, her ne kadar Yeniçeri Ocağı'na destek veren Bektaşiliğe karşın, Mevleviliğin gücünü arkasına alma gayreti şeklinde yorumlansa da tarihin sayfaları arasındaki bir deruni dostluk bunun siyasi çıkarlardan öte yorumlanabileceğinin göstergesidir. Bu dostluk Galata Mevlevihanesi Postnişinlerinden Mevleviliğin bütün vasıflarını kimliğinde taşıyan Klasik şiirin ömrünü altın varaklı sayfalarla kapatan Şeyh Galip ve Osmanlı'nın o en zarif padişahı III. Selim arasındadır.
Bu dostluk III. Selim'in başını 'Pamuk Şeyhi'nin dizine dayayıp şiirler dinlemesine kadar varır. Ve elbette haremin sultanları III. Selim'in kız kardeşleri Beyhan ve Hatice Sultan'ın da sık sık iştirak ettikleri Mevlev” ayinleri... Sarayla Mevlev”hane arasındaki bu, derinliği tarihte saklı yakınlığın içinden bize kalan efsanev” bir aşk hikayesidir de aynı zamanda.
MİNYATÜR GİBİ İŞLENMİŞ BİR HİKåYE
Şeyh Galip'le Beyhan Sultan arasındaki aşkın rivayet olmadığına dair ilk defa yazılı olarak bahsedenin Ahmet Hikmet olduğunu ve Velet Çelebi'nin de bunu teyit ettiğini Asaf Halet Çelebi'nin Aralık 1956 - Haziran 1957 tarihli Türk Yurdu dergisinde yayımlanan 'Galip Dede' adlı yazısından öğreniyoruz. Asaf Halet bu yazısında 'Merhum Sadeddin Nüzhet eserinde her ne kadar bu rivayetlerin resm” kaynaklarda olmadığını bilhassa işaret etmekte ise de ål-i Osman'dan bir sultanla geçen aşk macerasını yazmak eski terbiyeye muhalif olduğundan bahsedilmemesi tabii idi.' diyor.
Şimdi 18. yüzyılın son çeyreğinde yaşanan ve 'eski terbiyeye muhalif olduğundan bahsedilmeyen' bu aşkı Mine Sultan Ünver, Timaş Yayınları arasından çıkan 'Nar-ı Aşk' adlı romanında bir minyatür işçiliğiyle işliyor. Mine Sultan Ünver adını ilk kez 'Nar-ı Aşk'la duyuyoruz. Biz onun adını yeni duyarken Ünver tarihteki bir büyük aşkı belki de hiç duymayanlara roman gerçekliğiyle tarihsel gerçekliğin büyük ölçüde uyuştuğu başarılı bir roman sunuyor. En başta Şeyh Galip'in hayatı tarihsel gerçeklikle birebir uyuşuyor. Hayatının genel çizgilerinin yanısıra örneğin Galip'in ölümüne düşürülen tarihlerin en güzeli olan 'Geçdi Galib Dede candan ya Hu' mısraının sahibi olan Surur”'yle şiir meclislerindeki atışmaları, Hatice Sultan'ın Alman Mimar Antoine-Ignace Melling'le yakınlığı, dönemin ünlü musik”şinaslarından Sadullah Paşa'nın cariyelere musik” eğitimi verirken gerçekleşen bir olay yüzünden Beyhan Sultan'la olan gerginlikleri gibi birçok ayrıntı itinayla roman kurgusunun içine dahil edilmiş. Malzemesini tarihten almış romanlarda bu titizliğin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Hemen belirtelim: 'Nar-ı Aşk' sadece bir aşk romanı değil. Evet romanın omurgasını Şeyh Galip'le Beyhan Sultan'ın aşkı oluştursa da Ünver, satır aralarında okura III. Mustafa, I. Abdülhamit ve III. Selim dönemlerinin siyasi, asker”, toplumsal hayatından önemli bir tablo çiziyor. Ayrıca okuru Harem'de kadın efendilerin, sultanların, cariyelerin hayatları arasında anti oryantalist bir gözle dolaştırıyor.
Peki ne oluyor bu aşkın sonu? Soruyor Beyhan: 'Aşkı hapsetmeye söz kafi midir Galip?' Hayır sözle hapsedemiyor bu aşkı Galip. Yılların yangınından sonra imdadına Abdülkadir Geylan” Hazretleri'nin bir sözü yetişiyor: 'Senin için olmayan sana gelmez. Sana nasip olmayanı kimse eline tutuşturamaz.' Ve bir Mevlev”ye düşeni yapıyor Galip. İkiyi 'Bir'e indiriyor.
Beyhan'a değil, sadece 'aşk'a talip olmayı öğreniyor.
Nar-ı Aşk
Mine Sultan Ünver
TİMAŞ
288 sayfa
'NåR-I AŞK' SADECE BİR AŞK ROMANI DEĞİL. ROMANIN OMURGASINI ŞEYH GALİP'LE BEYHAN SULTAN'IN aŞkI oluŞtursa da ÜNVER, SATIR ARALARINDA OKURA, O DÖNEMİN SİYASİ, ASKERİ VE TOPLUMSAL HAYATINDAN ÖNEMLİ BİR TABLO ÇİZİYOR.
Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları, okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan AKŞAM ve aksam.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.































