• $ 5,7064
  • € 6,3293
  • 270.292
  • 106785
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54
Reklamı Kapat

Bu çağın en büyük eksiği nezaket

1950'lilerde yazılmış 92 aşk mektubunu inceleyen Yrd. Doç. Dr. Sıdıka Yılmaz, 'Bu çağda hayatlarımızı hep bir yere yetişmeye çalışarak yaşıyoruz. O mektuplarda şimdi bize çok uzak gelen tahammül ve nezakete şahit oldum. Anladım ki bizim hayatlarımızda en büyük eksiklik, nezaket' diyor.

MELİS APAYDIN
50'li yılların ortasında filizlenmiş bir sevda... Hasretin ve aşkın pençesinde yazılmış, her biri beş sayfa uzunluğunda tam 92 mektup... İki buçuk yıl boyunca aşkına cevap bekleyen bir erkek ve erkeğin vefatından sonra bu mektupları 2011 yılına kadar özenle saklayan, hiç evlilik yapmamış bir kadın...
Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Sıdıka Yılmaz, 'Her çağ kendi mektubunu yaratır. 1950'ler ve aşk mektupları' isimli çalışmasıyla iki kişiye ait olan o büyülü evrenin kapılarını aralıyor. Çalışmasını Ege Üniversitesi Amerikan Dili ve Edebiyatı Bölümü tarafından 6 Mayıs'ta düzenlenen 'Kültürel Çalışmalar Sempozyumu'ndaki sunumu için hazırlayan Yılmaz, önümüzdeki günlerde daha ayrıntılı bir araştırmayla kitaplaştıracağı 'Aşk Mektupları'nın şifrelerini AKŞAM Pazar ile paylaştı. Yılmaz, 20 yılı aşkın bir süredir içinde bulunduğu, pek çok araştırmaya imza attığı iletişim ve medya ile ilgili de çarpıcı açıklamalarda bulundu. 

- Bu mektuplar elinize nasıl geçti?
1940'lara ait 52, 1950'li yıllara ait 92 mektup inceledim araştırmalarım sırasında. Bizzat sahipleri tarafından bana emanet edildi. 'Homo Sermo Onis: İfade Eden İnsan' isimli kitabımda mektupla ilgili bir bölüme yer vermiştim. Mektupların sahibi olan hanımefendi kitabımdaki bu bölümü okuduktan sonra bana gelip yıllar öncesinde kendisine yazılmış olan mektupları incelememe müsaade etti. Fikir ilk etapta beni korkuttu. Mektupları yazan beyefendi artık hayatta değildi ve onun müsaadesini alamadan içtenlikle paylaştığı duygularına şahit olacaktım. Ancak daha sonra iki kişiye ait olan o dünyaya girdiğimde, uzun süre etkisinden kurtulamayacağım anlar yaşadım. Şimdi bu araştırmalarımı kitaplaştırmak niyetindeyim.

- O hikayeyi bizimle paylaşır mısınız?
Zengin bir işadamı olan beyefendi 1957 yılında hanımefendiye mektuplar yazmaya başlıyor. Her biri beş sayfa uzunluğunda. Kelimelerin hepsi tek tek, özenle seçilmiş. Bu mektuplaşma tam iki buçuk yıl boyunca devam ediyor. Beyefendi iki buçuk yıl boyunca aşkına cevap bekliyor. Bekleyiş esnasında da bir an bile nezaketinden ödün vermiyor. Bu süre zaafında sadece 5 kez yüz yüze görüşüyorlar. Ve maalesef kavuşmaları mümkün olmuyor. Beyefendi vefat ediyor. Hanımefendi ise hiç evlilik yapmadan bu mektupları bir mücevher gibi saklayarak yaşamına devam ediyor. Bu aşk hikayesi, okurken insanın soluğunu kesiyor.

- Mektuplardan ne gibi çıkarımlar              elde ettiniz?
Her mektup bana yazıldığı dönemle ilgili ipuçları verdi. Mektupların en güzel yanı yazıldığı çağın tüm özelliklerini gözler önüne sermesidir. Bu çağ, hepimizi aynı anda pek çok işle birden uğraşmak zorunda bırakıyor. Hayatlarımızı soluk soluğa hep bir yerlere yetişmeye çalışarak yaşıyoruz. Ben o mektuplarda şimdi bize çok uzak gelen tahammül, yavaş bir yaşam ve nezakete şahit oldum. Ve anladım ki bizim hayatlarımızda en büyük eksiklik, nezaket... İki kişinin kendisine yarattığı o büyülü dünya, nezaketten asla ödün vermeyen kelimeler beni derinden etkiledi. Hayatları boyunca en fazla beş kez birbirlerini görebilmiş olan bu iki insanın yaşadıklarına olan bağlılıkları şimdilerde yaşanan ilişkilere daha farklı bir gözle bakmama sebep oldu.

- Sizce gelişen teknolojiyle kaybolmaya yüz tutan mektup gelecekte var olabilecek mi?
Günümüzde mektuba nostaljik bir gözle bakıyoruz. Oysa ki insana ait her ürün aslında bir mektuptur. Bazen bir sınav kağıdı bile 'mektupsu etki' bırakabilir. Bu yüzden istesek bile mektuplar hayatımızdan hiçbir zaman yok olmayacak.  Benim mektuplara olan merakımın en büyük sebebi öğrencilerimin zaman zaman sınav kağıdına eklediği küçük notlar oldu. O notlarda aslında bir öğretmenle paylaşmayacakları sırlarını benimle paylaştılar. İşte bu, yazılı anlatımın güçlü etkisini fark etmemi sağladı. Mektup sadece iki kişiye ait bir alandır. Ve sözel olarak ifade edemediğimiz şeyleri, yazarak açık yüreklilikle anlatmamızı sağlar. Ben diğer insanlara bir şeyleri anlatabilmek için ortaya çıkardığımız her ürünün bize ait bir mektup olduğunu düşünüyorum. Ve en son teknolojilerin bile bunun karşısında durabileceğini sanmıyorum.

Medya hiçbir zaman masum değildi ki...
- Son dönemde medya üzerinde yoğunlaşan eleştiriler hakkında ne düşünüyorsunuz?
Tarihte rastladığım bazı notlarda gördüm ki hiçbir zaman mevcut gidişattan memnun olunmuyor. 1980'lerde iletişimle ilgili tüm ürünlere iyi gözle bakılıyordu. Haberin bir ürün, kurgu, hikaye, yorum olduğu görmezden geliniyor, bu sektörde de kişilerin para kazandığı gerçeği göz ardı ediliyordu. Oysa ki medya hiçbir zaman masum değildi. Son dönemlerde  medya ve sermayenin tamamen iç içe geçmesi bu gerçeği su üstüne çıkardı. Ancak ben bu sektöre bu kadar olumsuz gözle bakılmasını da doğru bulmuyorum. İletişim ne kadar kötüyse hukuk da o kadar kötü. Bir alana yüklenmeden önce düşünmemiz gerekir, tüm kurumsal yapılar çok iyi de sadece medya mı kötü?

HEPİMİZ BİRBİRİMİZİN ACILARINA BAKIYORUZ
- Dizi ve televizyon programlarında kadına şiddet içeren öğelerin sıkça işlenmesi, bir iletişimci gözüyle, sizce toplumu nasıl etkiliyor?
Bizim toplumumuz mahremiyetine düşkün bir toplumdur. Varlığını yokluğunu birbirine belli etmez. Ancak son dönemlerde karşılaştığımız enteresan bir manzara var. İnsanlar en yakınlarına bile anlatamadıkları sıkıntılarını çıkıp televizyonlarda anlatıyorlar. Ve bunları her kesimden insan seyrediyor. Kişilerin acıları günlerce birileri tarafından teşhir ediliyor. Porno sadece cinsellik değildir. Mahremiyetin bu şekilde gözler önüne serilmesi de pornodur. Hepimiz bir diğerinin acılarına bakıyoruz. Bazen bu acıları bir bardak çay eşliğinde çekirdek çitleyerek izliyoruz.  İnsanların merakları ve zaafları var. Bu yüzden normal seyirde giden bir insan hikayesi hiçbirimizin ilgisini çekmiyor. Mutlaka bir aksiyon olsun istiyoruz. Medya da bunu sonuna kadar kullanıyor.


<p>Terör örgütü PKK/YPG yandaşları, Fransa’nın Toulouse kentinde Türkiye’yi protesto ederken Morgane

PKK´ya Kafa Tutan Gizemli Fransız Ortaya Çıktı

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları

Roma dönemine ait 48 kandil ortaya çıkarıldı

Sadece 10 taneyle başladı! Şimdi taleplere yetişemiyor