• $ 5,9099
  • € 6,5144
  • 281.627
  • 99027.8
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54
Reklamı Kapat

Her çağ kendi sanatsal ifadesini üretir

2013 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü Fırat Caner’e verildi. Her yıl dönüşümlü olarak farklı bir türe verilen Cevdet Kudret Edebiyat Ödülleri bu yıl şiire ayrılmıştı.

SAYIM ÇINAR
sayimc@superonline.com

Hilmi Yavuz, Egemen Berköz, Cevat Çapan, Güven Turan ve Metin Celâl’den oluşan seçici kurul, cesur olmasının yanında, tutarlı ve dengeli şiir dili nedeniyle ödülü Fırat Caner’in Zeval adlı kitabına oy çokluğuyla vermeyi uygun buldu. Fırat Caner’le özel bir söyleşi gerçekleştirdik.

Edebiyat dünyasının prestijli ödüllerinden Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü bu yıl şiir dalında 'Zeval' adlı kitabıyla size verildi. Tam olarak neler hissediyorsunuz?
Cevdet Kudret anısına, Ayşe Kudret gibi nazik bir hanımefendinin öncülüğünde hiçbir maddi yönü olmayan, dolayısıyla da prestijini paradan almayan bir ödüle layık görülmek gurur verici. Bununla birlikte bir ödülün gerçek sahibi -Turgut Uyar’ın 1948’de Kaynak dergisinin açtığı yarışmada ikinci olması örneğindeki gibi- zaman içinde belli olur. Zeval sadece beş kişilik bir jürinin son bir yıl içinde yayımlanan kırk civarında şiir kitabı arasındaki favorisi oldu henüz.

 
Zeval’in bütününde sözcük çağrışımlarının, kelimelerin kendi özel anlam bağlamlarının öne çıkarıldığını söylemek mümkün. Bununla birlikte Zeval’de sloganlaştırılabilir dizeler çıkmıyor karşımıza. Bu gibi özellikleri Zeval’i de zor bir metin yapıyor. Fırat Caner’in yanlış anlaşılmak (veya anlaşılmamak) gibi bir endişesi yok mu?
Ben okurla metin arasına, okurun metinle duygusal bağ kurmasını engelleyecek bir mesafe inşa etmeye gayret ettim. Brecht’in izleyici ile oyun arasında inşa etmeye çalıştığı mesafe gibi bir mesafe. Zeval’i insanlar okurken heyecanlansınlar, hüzünlensinler ya da sevgililerine yazdıkları mektuplara iliştirsinler diye yazmadım. O benim çağımı inşa edenlere hakaretimdir ve bu inşada hiç kimse masum değildir. Bu dosyayı kurarken sırtımı verdiğim sanat anlayışının temel vasfı insanı kendisiyle yüzleştirmesidir. Dolayısıyla insanların anlamasını ümit ettiğim şey benim yazdığım Zeval değil, onu yazmama sebep olan ve şu ya da bu şekilde sorumlu oldukları zeval.

Cumhuriyet dönemi şiirimiz Cumhuriyet öncesi Türk şiirinden genel olarak uzaklaşan bir ivmeye sahip. Zeval’in unutmak telkinini bu bağlamda yorumlayabilir miyiz?
Yorumlayamayız. Zira Zeval’in telkin ettiği unutmak forma, kalıplara, klişelere, yahut sizin deyişinizle sloganlaşan şeyleri ve bunların meşrulaştırmak için araç kılındığı tarihi unutmak. Özle bağ kurmanın yordamı olarak unutmak. Goethe tarih algısının insan olmak için önemini vurgular. Bense tarih algısının onu üretenlerin çıkarları doğrultusunda insanları bölüp birbirine kıydırmak dışında bir işlevi olduğunu düşünmüyorum. Tarih savaşların ve kanın anlatısıdır; insan olmanın anlatısı ancak edebiyat olabilir. Dolayısıyla hatırlanmaya değer olan şey insan için de insanlık için de anılardır. Bu yüzden toplumsal bellek tarih kitaplarından daha önemlidir. Siz insanlara tarih anlatırken, dedelerinin ve ninelerinin anıları sizi anlattıklarınızı yalanlıyorsa insanlık onuru başka bir yerdedir.
 
Fırat Caner, çağdaş Türk şiirini gelenek düşüncesiyle nasıl ilişkilendiriyor? Şiir, beslendiği kaynaklardan biri olan geleneği unutarak özgürleşebilir mi?
Şiir ya da başka bir sanat dalı... Her sanatsal ifade kendisini gelenekle ilişkisi üzerinden tanımlar. Geleneği yeniden üretebilir, onunla iletişim kurabilir ya da onu reddedebilirsiniz, ama onu yok sayamazsınız. Bunu becerebilmeniz mümkün değildir. Yapabileceğiniz en aykırı şey içinde yaşadığınız kültürel ortama yabancı bir gelenekle ilişki kurmaktır. Ezra Pound gibi, Picasso gibi. İlkel kültür ürünlerine öykünen Dadaistler gibi. Yoktan var edemezsiniz; var olan malzemeyi kullanmak durumundasınız. Buna dil de dahil. En uç noktaya giden Lettristler de bir başka var olan sanat formuna öykündüler sonuçta: Müziğe. Dolayısıyla şiir bu anlamda özgür değildir ve özgürleşemez. Özgürleşme zannettiğimiz şey, başka bir şeye bağlanmaktır.
 
Türkiye’de şiire ve de şairlere ciddi anlamda önyargılı bir şekilde bakıyorlar. Şair olmak sizce tam olarak nasıl  bir duygudur?
Bunu şairlere sormak lazım. Elinizi sallasanız birkaçına çarpar. Biraz daha sallayın birkaç büyük şaire denk gelirsiniz. Bununla birlikte geçmişin sultan’üş-şuaralarını, kendi çağının şiir efendilerini bugün neredeyse hiç kimse okumuyor. Benim Dionysos’la aram hiç iyi değil; zira ilhamla işim olmaz. Apollon’la da anlaşamam, zira onunla anlaşmak benim için Şeytan’a ruhunu satıp bir şeyi herkesin onayladığı, beğendiği ölçü ve ölçütlerle yapmakla aynı şey. Üstelik biz sosyolojik anlamıyla bir cemaat toplumunda yaşıyoruz ve şair olmak edebiyatçılardan, eleştirmenlerden, akademisyenlerden, televizyon programcılarından, köşe yazarlarından mürekkep bir cemaatin mensubu olmakla ilgili bir şey. Ben bir cemaat toplumu içinde yaşayan aşırı bireyleşmiş bir figürüm. Şair olmak duygusuna sahip değilim.
 
Şiir sanatının üzerinde neden bu kadar tartışma oluyor..Şiire kuma olan romanı yazmayı düşünüyor musunuz?
Komşu Yayınları’nın “Sıcak Nal” dizisinden “öykü” başlığı altında yayımlanan Hayıflanma adlı bir anlatı dosyam var. Bununla birlikte Hayıflanma bir öykü kitabı değildir. O bir hayıflanmadır, o kadar. İtiraf diye bir türden söz etmek mümkünse, hayıflanma diye bir türden de pekala söz edilebilir. Ben edebiyatla uğraşırken türlerin olanaklarını zorlamayı, var, ama henüz kullanılmamış olan olanakları keşfedip değerlendirmeyi severim. Eğer yazmak istediklerimi yazmaya çalışırken roman türünün belirli olanaklarından faydalanmak ihtiyacı duyarsam faydalanırım. Ama Dostoyevsky gibi roman yazmam söz konusu bile olamaz. Her çağ kendi sanatsal ifadesini üretir. Biz Postmodernizmin yeni bir sanat anlayışının ortaya çıkacağı Büyük Tufan’ı içinde yaşıyoruz. İçimizden pek çok kişi bu anlayışla ilgili önerilerde bulunacak ve bu önerilerden sadece küçük bir kısmı kabul görecek. Ben kendi önerimi sunmanın peşindeyim. Hem romana “kuma” demeyelim. Anlatmak çok eskidir; roman onun formlarından biri, günümüzdeki yaygın ve popüler formu yalnızca. 

Şair kendi özel kişiliğini şiirinin ardında gizlemesini iyi bilmelidir “tezine” katılıyor musunuz?
Türk şiirinde kendi özel kişiliğini şiirinin ardında gizleyebilen Orhan Veli dışında bir şair var mıdır, bilemiyorum. Ama mesele “şairin samimiyeti” gibi bir meseleyse, şiirdeki sesle şairi aynı kişi zannetme durumunu çok acınası buluyorum. Bizde “Ne demiş şair?” diye başlayan cümleler pek yaygındır. Oysa şiirde konuşan kişi şair olmayabilir de. Söz gelimi, “Cariye” adlı bir manzumem vardır ve orada konuşan kişi cariyesi ona ud çalarken rakısını yudumlayan bir eski zaman efendisidir. Dramatik şiir yazmak böyle bir şey. Bununla birlikte, pek çok lirik şiirde konuşan ses, şairin kendi sesidir. Dramatik şiirin lirik şiirden üstün olduğunu söyleyemeyiz; ama lirik bir şiir anlayışının egemen olduğu bir gelenek içinde dramatik şiir yazmanın daha zor olduğunu söyleyebiliriz.

Bütün sanatların şiire, şiirin de sanatlara katkısı vardır elbette. Sizce şiirin hayata katkısı sizde neleri çağrıştırıyor?
Ortak duygulara ve benzer bir şiir beğenisine sahip insanların birbirleriyle tanışmasına vesile olmak. Ne savaşı bitirebilir ne de baş kesebilir; ama iki insanı birbirine yakınlaştırabilir şiir. İnsana hayatın şiirselliğini, büyüsünü nasıl keşfedebileceğini öğretir mesela. Yahut onu şiirsel ve büyülü gösterir. Hangisi olduğu önemli değil. İçinde ilaç da olsa, placebo da olsa, baş ağrınıza iyi gelir. Ama bu söylediklerim Zeval’deki manzumeler için geçerli değil. Onları baş ağrıtsınlar, rahatsız etsinler diye yazdım.

Yeni dönemde yeni kitaplar var mı? Ne yapmayı düşünüyorsunuz?
İlk şiirimi yayımladığımda yanlış hatırlamıyorsam 17 yaşımdaydım. Aradan yirmi yıl geçmiş. Bu süreçte çok yazdım, yavaş işledim, az yayımladım. Elimde işlemekten yorulduğum, beni çaresiz bırakan, dolayısıyla kurtulmam gereken dosyalar var. Gözden çıkardığım iki şiir dosyasının yakın bir tarihte basılmasını ümit ediyorum. Şu sıra son rötuşlarını yaptığım ve üzerinde 1994’ten beri çalıştığım bir de kısa anlatı metni var. Yazdıklarımın çoğunu çöpe atarım. Bu dosyayı da yayımlamalı mıyım yoksa çöpe mi atmalıyım bilemiyorum. Bu konuda tek başıma karar vermeyeceğim. Hem beni daha ziyade yazmam gereken, kendimi yazmak zorunda hissettiğim, ama nasıl yazacağımı henüz bilmediğim metinler ilgilendiriyor. Yeni yazacağım metinlerin, alışkını olduğum yazma sürecini göz önüne alırsak, okurla buluşması birkaç seneyi bulacaktır.

Son dakika haberleri, son dakika haber, son dakika gelişmeleri
Son dakika haberleri

<p>Türk askeri, teslim olan terör örgütü üyelerine kumanyalarından verdi. Terör örgütü üyeleri, ardı

Barış Pınarı Harekatı´nda 24 Terörist Teslim Oldu

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Herkesi şaşkına çeviren gelişme! Bir Recep Sert portresi...

Teröristler arkalarına bakmadan kaçtılar... O anlar böyle görüntülendi