




















Düşman kimdir, ne yer, ne içer?
Düşmanlar nerede? Ve düşman nerede başlar? Kim, ilk önce düşmandı? Ve bir 'son düşman' var mıdır, gerçekten olabilir mi? Ve ben sizin düşmanınız olabilir miyim? Gil Anidjar, bu ve benzeri sorulardan yola çıkarak düşmanın kim ya da ne olduğunun cevabını arıyor.
Serap Çakır/ cakirserap@yahoo.com
Ne çok düşmanımız var. Ne çok kinimiz... Düşman ilan edilen ülkeler, gruplar, ırklar, dinler... Hiç tanımadığımız insanlara, siyasi olarak alttan alta beslenen ne çok öfkemiz var. Oysa kendimize önce 'düşman nedir'i sorsak, belki de bu kadar düşman tanımımız olmayacak; önce içimizde sonra da toplumsal da. O zaman hadi sormaya başlayalım.
Düşman nedir? Düşman terimi, bir düşman çokluğu mu bir araya getirir? Düşman birden fazla mı olmalıdır? İkiden fazla mı? Eğer öyleyse, düşmanların türleri veya tipleri nelerdir? Düşman bir neden midir yoksa bir etki mi? Ne tür ilişki tarzları, hangi anlam ağları düşmanı devam ettirir? Düşmanlar nerede? Ve düşman nerede başlar? Kim ilk önce düşmandı? Ve bir 'son düşman' var mıdır, gerçekten olabilir mi? İnsan tam olarak nerede düşmandan ötekine, ötekiden düşmana ve bir düşmandan diğerine yani komşuya, hasımdan karşıta ve rakipten düşmana dönüşür? Ve ben sizin düşmanınız olabilir miyim?
Gil Anidjar, işte bu ve benzeri sorulardan yola çıkarak önce düşmanın kim olduğunu, nasıl yaratıldığını edebiyat, felsefe, politika, teoloji, ırk, tarih gibi değişik alanlarda düşman figürünün izini sürerek cevaplandırıyor. Yahudi, Arap, Müslüman, Hıristiyan kimliklerinin inşasında düşman figürünün nasıl işlendiğini göstererek, bu kavramın varsa şayet bir kez daha sorgusunu yapmamıza yardımcı oluyor.
SORGULAMADAN KABUL EDİYORUZ
Sormuyoruz. Hem de hiç... Kabul edilmiş, dayatılmış, öğretilmiş ve ezberletilmiş gerçek olduğu öne sürülen kavram, olay, kişi ve durumları hiç sorgulamıyoruz. Fransa'ya düşman oluverdik mesela. Daha önce Yunanistan'a, öncesi İtalya ve daha öncesi kim bilir hangi ülkeye... Düşmanlar yaratıyoruz, elle tutamıyoruz onları ve çoğunun yüzünü ömrümüzde bir kez bile görmüyoruz. Birbirine kin bileyen halklar, dinler, ırklar, tenler... Oysa önce sorsak, 'neden' diyebilsek en başta kendimize bu kadar kara bir tarihi insanlık olarak çizmezdik belki de. Ama Gil Anidjar soruyor. En azından soruyor ve bir cevap arıyor. Düşmanlığı körükleyen güçlerin felsefi temellerini anlamamızda bize sağlam bir dayanak oluşturuyor.
Derrida'ya dayanarak ilk düşmanın adını da veriyor Anidjar: Şeytan. Kutsal metinlerse onun savunma mekanizması. 'Düşman, işkencecilere verilen isimlerden biri' diyor mesela. Üstelik özel isim kullanımının aksine kelime olarak bir makama veya bir niteliğe de karşılık geldiğini söylüyor düşmanın. Ta Plutarch'a kadar uzanıyor, konuşturuyor ünlü tarihçi ve deneme yazarını. 'Düşman her yerdedir' diyor Plutarch, 'Hatta insan düşmanıyla birlikte uyuyor olabilir.' Aristoteles de 'Eğer insanlar dostsa, onlar için adalet aramaya gerek yoktur' diye bir iddia atıyor ortaya. Onlarca yıl önce söylenmiş bu sözün üstüne, hala kaç halkın adalet aradığına ve kaç 'düşmanı' olduğuna gelin siz karar verin.
KAVRAM VE NESNE OLARAK DÜŞMAN
Gil Anidjar, düşmanı hem tanımlar hem de onun peşine düşer. Onu hem kavram olarak hem de nesne olarak arar. Düşman, öteki değildir. Düşman, başka bir yaşam olarak ahlaksal yaşam, ahlaksal yaşamın sonradan yabancı ve olumsuzlanması gereken olarak koyacağı başka bir yaşayan bütündür. Düşman, kişisel de değildir. Anidjar bu noktada Hegel'den yardım alır: 'Herkes devletin dostu veya düşmanına kendi kişisel dostu veya düşmanı olarak yaklaşacaktır' der ünlü filozof. 'Bu savaş ailelerin ailelere karşı olduğu değil, halkların halklara karşı olduğu bir savaştır ve bu yüzden nefretin kendisi farklılaştırılmamış, tüm kişiliklerden özgürdür.'
Anidjar, Benveniste'ye sırtını dayar ve düşmanın erkek kardeş olduğu üstünden konuşur. Ama düşman hep aynı tanımın içinden yol alır: Düşman, öteki değildir. Adorno'ya uzandığında ise bir iç düşman figürüyle karşılaşır. Burada düşman kadınları üretir. Adorno'ya göre kadınlar (iç düşman) hem toplumun nesnel işlevsel bağlamı için bir perde ve hem de öznenin toplumun altında çektiği eziyet için bir yatıştırıcı işlevi görür.
Freud'a döner ve babada düşmanı bulur. Yine öteki değildir ama en zor düşman nesnesidir baba. 'Totem ve Tabu' kitabından yola çıkarak, 'düşman babayı' bilinçdışı bir düşmanlık akımı ifade edilse bile o şekilde kabul edilmeyen ama törensel olarak saklayan bir düşmanlık şeklinde açığa çıkarmaya çalıştığını söyler Freud'un.
'Düşmanın Tarihi', kolay bir okuma vaat etmiyor okuyucularına. Ancak, düşman kavramının özellikle teolojik kökenlerini merak edenler için oldukça enteresan örneklerle dolu. Düşmanın kimliğini politik teoloji üzerinden tanımlarken ya da daha doğru bir ifadeyle onu kimlikleştirmeye çalışırken Gil Anidjar, Shakespeare'in 'Hamlet' ve 'Venedik Taciri' oyunlarından yola çıkıyor. Yahudi ve Arap düşmanlığını ise İsrailli yazar S. Yizhar'ın 'The Prisoner-Tutuklu' adlı eseri üzerinden anlatmayı seçiyor. Anidjar'ın özellikle 'Tutuklu' kitabını seçmesinin Arap-İsrail savaşının ilk İsrail yazını olmasının ötesinde bir anlamı var. Yahudi ve Arap'ı, Müslüman'ı ve Yahudi'yi, hiçbir şeyin bir araya gelmediği ama alınan ve alınmayan yollara 'dahil olmak' şeklinde adlandırdığı bir karşılaşmanın, insanın peşini bırakmayan figürleri olarak görüyor eseri. Gerçekten de düşmanlık insanın peşini bırakmayan, altı onlarca nedenle doldurulabilecek figürler icat ediyor. İşte bu figürlerin en azından ne kadarının size ait, ne kadarınınsa size başkalarınca dayatılan suni figürler olduğunu anlamanızda eserin katkısı büyük olacaktır. 'Düşmanın Tarihi', Ayrıntı Yayınları'nın verimi, dilimize Timuçin Binder kazandırdı.
Düşmanın Tarihi Gil Anidjar
Çeviri:Timuçin Binder
Ayrıntı Yayınları
265 sayfa
Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları, okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan AKŞAM ve aksam.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.































