ABD, dünyaya nükleer savaş uyguluyor!
'Cumhuriyet'in 'American Free Press (AFP)'ye atfen 24 Ağustos'taki haberine göre, ABD, uzun süreden beri dünyanın birçok yerinde 'Nükleer Savaş' uyguluyor.
Uranyum'un, 'Atom Bombası' olarak bilinen etkileri yanında, onun 'Biyolojik Savaş Elemanı' etkisi de yaptığı, havadan ve topraktan bulaşıp, tüm koruyucu malzemeleri de aşarak deriden veya soluma yoluyla vücuda sızdığı ve bu suretle canlıların DNA'larını bozarak çok karmaşık ve tedavisi olanaksız hastalıklara sebep olduğu, 1960'lardan beri biliniyordu.
Buna karşın, aynı tarihlerde, silah sanayiinde, özellikle zırha ve betona karşı daha etkili mermi ve roketler oluşturma çalışmalarında, 'Seyreltilmiş Uranyum (DU)'un mermi başlıklarında kullanılmasının çok iyi sonuçlar verdiği saptandı. Bu tarzda güçlendirilmiş mermiler ilk defa 1967'de Yom Kippur Savaşı'nda, Amerikalıların gözetiminde, İsraillilerce Araplara karşı kullanıldı ve çok etkili sonuçlar alındı. Bunun üzerine, bu uygulama, geniş şekilde yaygınlaştırıldı ve 1991'deki 1'nci ve 2003'teki II'nci Irak Savaşları'nda bu tip başlık taşıyan mermi ve roketlerden milyonlarcası kullanıldı. Bugün, dünyada 42 ülkenin, seyreltilmiş uranyumlu mermi başlıklarının, üretimi, depolanması, denenmesi ve kullanılması yüzünden ciddi radyoaktif kirlenmeye maruz bulundukları tespit edilmiş durumda.
I'inci Irak Harbi'nden hemen sonra, harekata katılan ABD askerlerinin yarısından fazlasında (580 bin askerden 325 bininde), sebebi anlaşılamayan ve tedavi yolları da bulunamayan kalıcı hastalıklar görüldü ve bunların topuna birden, 'Körfez Sendromu' adı verildi. Oysa, bu askerler, savaşa gönderilirken, bilinen tüm hastalıklara karşı itinayla aşılanmışlardı. Hastalıkların, askerlerin DNA'larını etkilediği tespit edilince, hastalık kaynağının, savaşta ABD tarafından yoğun şekilde kullanılmış olan, seyreltilmiş uranyum başlıklı mermilerden yayılan radyoaktif maddeler olduğu anlaşıldı. Ayrıca, bu hastalıkların sadece askerlerin bedenlerinde kalmayıp, eşlerini ve çocuklarını da etkilediği görüldü. Askerlerin spermlerinden eşlerine geçen DNA bozuklukları, onlarda da çok ciddi sağlık sorunları yaratırken, doğan çocuklarının % 67'sinde doğuştan sakatlıklara sebep olduğu tespit edildi. Bağımsız ve tarafsız tıp ve ilim kuruluşlarınca oluşturulan gerçeklere karşın, ABD hükümetleri, bu durumla ilgili sorumluluklarını ısrarla reddettiler.
Şimdi ise, 2003'te uygulanan II'nci Irak Savaşı'na katılan ABD askerlerinin % 40'ında, aynı hastalıkların oluştuğu ve her 20 askerden 8'inde habis urlar teşhis edildiği görüldü. Bu durum, yukarıdaki gerçekleri, artık ABD hükümetlerince reddedilemeyecek bir noktaya taşımış oluyor.
Bu, olayın, silahları kullanan ABD cephesi. Ya silahların üzerlerine yöneltilip, kullanıldığı insanlar ne durumda? Bu, bilinmiyor. Ama yine de bilinen bir gerçek var: Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'in başını çektiği bir grup siyasetçi ve bürokrat, ABD'nin, kritik coğrafyalara egemen olabilmek için, Ortadoğu ve Orta Asya'daki Müslüman Arap ve Türklerin genetik yapılarını bozarak, geleceklerini tahrip etmeyi, bir proje olarak oluşturmuş ve savunmuş oldukları. Bu projenin, gerçekleştirilmesinin hangi boyutlara vardığı ise henüz bilinmiyor.
Bu mermi başlıklarında, bugüne kadar 800 ton seyreltilmiş uranyum kullanıldığının hesaplandığı açıklanıyor. Bu miktar uranyum, ABD'nin 9 Ağustos 1945'te Nagasaki'ye atarak savaşı sonlandırdığı atom bombasında kullanılan uranyumdan tam 83 bin kat fazla. Bu rakam, tüm dünyanın (Tabii, özelikle geri kalmış ve kalkınmaya çalışan ülkelerin) ve hem bugünün ve hem de geleceğin (Zira, uranyumun topraktaki etkisi çok uzun yıllar kaybolmuyor ve gelecek nesilleri de etkiliyor) insanların nasıl bir tehlikeye maruz bırakıldığının en açık göstergesi.
Yukarıdaki gerçekleri öğrendikten sonra, ABD'nin Irak'a, 'Nükleer, kimyasal ve biyolojik silahları var ve bize karşı kullanacak' palavrasıyla nasıl saldırdığını, gelin, hep birlikte hatırlayalım. Tabii, hafızalarımız yerinde ise!
|
|
|