20 yılı aÅŸkın hiç durmadan ve her gün yazı yazdım.
Yazarları ve yazar psikolojisini bu yüzden iyi bildiÄŸimi söyleyebilirim.
Kısa sayılamayacak bir süre de yayın yönetmenliÄŸi yaptım.
Bu görevleri iki uç olarak görürsek arada kalan zamanda mesleÄŸin her noktasında çalıştım. Muhabirlik, yazı iÅŸleri, matbaa, ekler, dış haberler müdürlüÄŸü, Washington temsilciliÄŸi, istihbarat ÅŸefliÄŸi, sayfa editörlüÄŸü. Bunların hepsi var CV'mde.
Bu yüzden gazetecilik üzerine ve gazetelerin geleceÄŸi hakkında düÅŸünme, bazen laf etme hakkını kendimde görüyorum.
Bana en fazla katkıda bulunan deneyimim, yöneticilik yaptığım sırada bizim dünyamızın iki tarafını da görme imkanına kavuÅŸmamdır.
Diyebilirim ki; yöneticilik sadece yazar olmanın verdiÄŸini sandığım sınırsız sorumsuz davranma alışkanlığından kurtulmamı, deyim yerindeyse biraz olgunlaÅŸmamı saÄŸladı.
Bunca yıllık yazarlık ve kısa da sayılamayacak yöneticilik deneyiminden sonra toplam deneyimim bana gösterdi ki; yazarlar ile gazete yönetimleri arasında çıkan sorunlarda olgun ve alttan alarak davranan daima yönetim tarafı oluyor.
Yazarlar ergenlikten bir türlü kurtulamayan şımarık çocuklar gibi davranmaya devam etmeliler mi?
Herkesin farklı yaÅŸam üslubu ve anlayışı var. Bu yüzden belki genel kurallar koymak yanlış olabilir.
Ancak ben artık her olayda, olayın iki tarafını da görmeye çalışarak daha anlamlı tavırlar alınabileceÄŸini düÅŸünüyorum.
Sabah gazetesi yayın yönetmenine bir yazıyı çıkardı diye aÄŸzına geleni söylenlere bu yüzden 'Biraz durun bakalım da olayı sakin deÄŸerlendirelim' anlamına gelen bir yazı yazdım.
Bu yazıyı benim bu dönemimizdeki ÅŸartlara uymam ve hatta bunlara boyun eÄŸmem olarak yorumlama manasızlıkları da beklediÄŸim gibi, tahmin ettiÄŸim insanlar tarafından hemen yapıldı doÄŸal olarak.
Halbuki benim dediÄŸim sadece bu döneme özgü koÅŸullarla alakalı deÄŸildi. Çok daha genel bir ÅŸey söylemeye çalışıyorum. Bence her zaman bugünkü dönem gibiydi.
Bu baÄŸlamda yazar dokunulmazlığı efsanesi hakkında artık bazı acı gerçeklerin açıkça söylenmesine ihtiyaç var.
Yazarlar bu hayatımıza gökten zembille indirilmiÅŸ kutsallık mertebesinde önemli varlıklar deÄŸildir.
Bizlere yazmamız için verilen köÅŸeler, orada biz her gün yazıyoruz diye babamızın malı deÄŸildir.
O köÅŸe, arkasında büyük bir emeÄŸin bulunduÄŸu, büyük risklerin alınarak, büyük paralar harcanarak büyük baskılara karşı durularak oluÅŸturulmuÅŸ bir yatırım aracının küçük bir alanıdır o kadar. 'Benim köÅŸem halkın malıdır' ÅŸeklinde yalanlar söyleyenler de elbette var ama 'Bizim köÅŸelerimiz patronun malıdır', o kadar basit iÅŸte...
Evet iyi bir yazar olabilmek için insanın egosunun biraz ÅŸiÅŸmesi kaçınılmaz olabilir. Ama onun o ÅŸiÅŸkinliÄŸi baÅŸkalarını rahatsız etmeyecek ÅŸekilde kontrol altına almak da kendisini bilen yazarın iÅŸidir. Yazar kendi egosunun üstüne 'Etrafa verdiÄŸimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz' yazısı asmayı bilmelidir.
Ne yazık ki ülkemizde kendisini bilen yazar sayısı hayli azdır. Aksine her yazar kendi yazdıklarının kutsal ve dokunulmaz olduÄŸunu düÅŸünmekte, egosu ÅŸiÅŸkin ergen çocuklar gibi davranmaktadır. Bu karışım yani egosu ÅŸiÅŸkin ve aynı zamanda ergen olmak hayatta en rahatsız edici, en itici insan tipinin ortaya çıkmasına yetecek formüldür.
Yayın yönetmenlerinin asıl görevleri, iÅŸlerinin aslı zor olan yanı, haberlerin ve köÅŸe yazılarının 'dokunulmazlığı' ile bulunduÄŸu kurumun genel çıkarı arasında uzlaÅŸma saÄŸlamaktır.
EÄŸer binlerce insanın ekmek yediÄŸi, büyük riskler alınarak, büyük paralar harcanarak oluÅŸturulmuÅŸ bir kurum bir gün yazarın 'Ben istediÄŸim her ÅŸeyi istedÄŸim gibi gibi yazarım, bana kimse karışamaz' tavrı nedeniyle eÄŸer risk altına alınacaksa, o zaman yayın yönetmeni, ilk önce yazarı nedenlerini ortaya koyarak yazısını deÄŸiÅŸtirmeye veya geri çekmesine ikna edecektir. Ama karşısındaki 'Çocukluk hastalıklarından' kurtulamamış bir kiÅŸi ise ve direniyorsa o zaman da yazıyı kendi inisiyatifini kullanarak yayınlamayacaktır.
Ben çocukluk hastalıklarımdan henüz kurtulamadığım dönemlerde bugün bana gazetecilik dersleri vermeye çalışan insanların hayal bile edemeyeceÄŸi ÅŸiddette kavgalar yaptım, inatlaÅŸtım. İşimi de kaybettiÄŸim oldu ve hatta bir dönem aç bile kaldım. (Bu benim paralı gazeteci olmayı yeterince arzu etmemiÅŸ olmamdan kaynaklanan bir durum olabilir miydi acaba?..).
Mütevazı olmamla tanınan insan deÄŸilim ben. Ama gazetelerin de sadece benim gibi insanların yazı yazabilmesi için çıktığını filan düÅŸünmüyorum. Egomun içinde boÄŸulmadım, dünyanın en önemli insanı da deÄŸilim. Yazıma karşı sorumluluÄŸum olduÄŸu kadar içinde çalıştığım kurumlara da karşı sorumluluklarım var. Aslında bu basit bir iç denge tavrıdır, herkese de bunu tavsiye ediyorum. İsteyene dengeye ulaÅŸması için yardımcı da olabilirim...