• $8,5492
  • €10,0853
  • 495.469
  • 1351.59
26 Aralık 2019 Perşembe

Üreten ekonomi!

‘Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler’ sözünün Adam Smith tarafından değil de Fransız Maliye Bakanı Colbert’e karşı tüccarlar tarafından ifade edildiğini söyleyince hemen uyaranlar oldu. Soru şuydu: Bu sözler, liberalizmin ilkesi değil midir?

Bunları Colbert’e karşı söyleyenler, doğrudan doğruya Fransa’nın eski düzeninde ulaşımdaki narh sisteminin o zamanlarda bir bölgede mal bolluğu yaşanırken darlık çekilen yörelere ürün sevkini engellediği için, nakliyedeki sorunun aşılmasını talep etmek üzere, dile getirmişlerdi. Liberalizmin Adam Smith tarafından ortaya koyduğu ilke ise, ‘görünmez elin’ ekonomide düzenleyici olacağı ile ilgilidir.

EKONOMİDE DEVLET

Elbette bu anlayış çoktan gerilerde kaldığı gibi onun uzantısı olan neo-liberalizm de kısa sürede itibarını kaybetmiş, gündemden kalkmış bulunmaktadır. Fakat bu anlayışın bedeli ağır olmuştur, liberalizmin ilk dalgasının maliyetini bütün dünya ‘29 Buhranı’ diye bilinen büyük çöküşle ödemiş, buradan Keynes’le çıkmıştır; neo-liberal krizin bedelini yine bütün dünya ama daha çok gelişmekte olan ve yoksul ülkeler ödemiştir; çünkü 2008 krizi küreseldir, dahası hâlâ bu krizden bütünüyle çıkılamamıştır.

‘Ekonomide devletin rolü nedir, ne olmalıdır’ sorusu, bu aşamada tekrar devreye girmiş, çok geniş ölçüde tartışılmış bir meseledir. Bilindiği gibi, küresel çağda ‘devletin olmadığı’ bir ekonomi küresel şirketler, dünyayı yağmalayıp herhangi bir kural tanımadan ‘küresel soygun düzenine’ çevirmektedirler. İşin ilginç yanı, bu soygun düzeni Batı sisteminin dünyayı yeniden yağmalamasını amaçlamıştır ve daha da ilginci ise işin içinde sadece küresel şirketler bulunmaması hatta işin merkezinde bizzat Batılı devletlerin yer almasıdır. Liberalizmin nasıl bir ‘serbestiyet’ olduğunu anlamak için küresel soygun mekanizmalarının nasıl kurulup, nasıl işlediğine bakmak lazımdır. Bir başka ifadeyle ‘görünmez el’ neyi düzenlemekte, kimlerin boğazını sıkmaktadır?

ÜRETEN TÜRKİYE

Liberalizmin Türkiye’deki macerası ayrı bir konudur; burada kısaca üzerinde durmak istediğimiz husus, Batı sisteminin gerek merkezi olan ABD ve dünya siteminin mekanizmaları olan kurumlar üzerinden, gerekse AB üzerinden liberalizm adına kendine bağımlı kılınması sürecidir. Bu ilişki biçimi, önce Soğuk Savaşın şartları kullanılarak, sonra ise neo-liberalist politikaların kabul ettirilmesi suretiyle geliştirilmiş, neticesi ise Türkiye ekonomisinin kalkınmasının yani sanayileşmesinin engellenmesi, sürekli cari açık, dış borç ve IMF programlarıyla terbiye edilmek şeklinde bir krizden diğerine yuvarlanmak olmuştur.

Bugünkü durumu, Türkiye’ye yapılan operasyonlara karşın, ekonomideki sorunlara rağmen hâlâ olayın bir krize dönüşmemesinin sebebi, 2001 Krizi’nden sonra Türkiye’nin adım adım bu süreçten çıkacak bir yönelime girmesi; bunun sonunda da IMF’le işini bitirip artık bağımlılık ilişkilerinin dışında, bir kalkınma anlayışını benimsemiş olmasıyla ilgilidir. Bugün her şeye rağmen ekonomide toparlanma varsa bu ‘üretim ekonomisine’ geçmiş olmanın neticesidir.

<p>Canlı yayında giderek hararetlenen tartışma, tokat ve yumruklarla son buldu.</p><p>Tofilat'a masa

Moldova'da canlı yayında eski diplomatlar yumruklaştı

2020 Tokyo Olimpiyatları görkemli törenle açıldı

Bayraktar TB3, TCG Anadolu'da birlikte görev yapacak

Metabolizmayı hızlandıran besinler nelerdir?