• $13,5626
  • €15,3939
  • 770.528
  • 1809.65
3 Haziran 2015 Çarşamba

Türkiye'nin gücü

Sadece arka arkaya devreye giren yatırımlara bir göz atalım: 46 milyar dolarlık üçüncü hava alanı, 22 milyar dolarlık nükleer santral, 2.5 milyar dolarlık üçüncü köprü yatırımlarını dikkate alındığında sadece bu projelerin toplamının 70 milyar dolar civarında olduğu görülecektir. Bu rakamlar bugün dile kolay gelebilir, fakat sadece 2000'lerin başında ülkenin krize gitmesine sebep olan, tabiri caizse ilk sarsıntı dalgasını hazırlayan küçük bir bankanın talebi olan ve karşılanamayan rakamın “120 milyon” dolar (evet yanlış okumadınız milyon dolar) olduğunu hatırlamak gerekir.

Yine 2002 yılında iç borçlanma faizinin %62 olduğunu hatırlayıp 2014 sonu itibarıyla 9.7'ye indiğini, daha önce devletin gelirlerinin her 100 lirasının 86'sının faize giderken, bugün yüz liralık devlet gelirinden faize giden miktarın 14 liraya gerilediğini durup düşünmek gerekmez mi?

Ekonomik büyümenin kaynağı

Türkiye bu başarıyı nasıl yakalamıştır. Benim tespitim Türkiye büyüme modelini değiştirerek bu başarıyı yakalamıştır. "Dünya konjonktürünün buna imkân sunduğunu, bir döviz bolluğunun yaşandığını ve bu sürecin iyi değerlendirildiğini söylemeye gerek olmayabilir, fakat eğer büyüme modeli değiştirilmemiş olsaydı aynı neticeye ulaşmak mümkün olmazdı."
Türkiye'nin büyüme modeli rahmetli Özal'dan bu tarafa "ithal ikamesinden, dışa açık ihracata dayalı bir piyasa ekonomisine" geçme arayışında olmuştur. Kökleri tek parti dönemine uzanan, 27 Mayıs darbesinden sonra iyice kurumlaşıp kendi kadrolarını yetiştiren “emir-komuta ekonomisi” mantığıyla işleyen-yapılaşan ekonomi kurumu bu arayışlara karşı hem dirençlidir hem de cevap verecek yani rekabet şartları içinde ayakta kalma yeteneğinden uzaktır.
Eski ekonomik mekanizmanın işleyişi, dışa bağımlılık düzeyi yüksek içine kapalı bir yapı oluşturmuştur. "Temel sorunu KİT diye bilinen kuruluşlar ve özel sektör vasıtasıyla yapılan üretimin, teknoloji, ara malı ve enerji ihtiyacını karşılamak için gerekli olan dövizi üretecek kaynağın bulunmamasıdır."
Sanayileşme stratejisinin dayandığı temel yanlış ithal ikamesi modelinden, dışa açık bir ekonomiye geçildiğinde iyice ortaya çıkmıştır. Bunun en açık örneği otomotiv sektörüdür. Yaklaşık 30-40 yıl sadece gümrük duvarlarıyla korunmakla kalmayan, ucuz döviz tahsisi edilen, ucuz kredi ve vergilerle desteklenen bu sektör, yüksek kârlarla çalışmasına rağmen ülkeye bırakınız teknoloji kazandırmayı adeta döviz kaybettirme merkezi gibi çalışmıştır.

Yardım yapan ülke olmak

Türkiye Özal'la birlikte bu yapıyı değiştirip koruma duvarlarını kaldırdığında, piyasa ekonomisini sürdürecek aktörlere sahip olmadığını gördü. Ne KİT'ler, ne 'devletçi kapitalistler' buna uygun bir niteliğe sahiptiler. Onlar devlet desteğinde 'tekel şartlarında' tahsis edilmiş karlarla büyümeye duyarlı bir halde yaşamaya alışmışlardı ve "piyasa ekonomisi denince rekabetsiz kendi belirledikleri şartları anlamaktaydılar".
Büyük sermayenin AK Parti’den nefretinin temelinde bu var. Öncelikle piyasa ekonomisinin aktörlerinin tarih sahnesine çıkmasına yol açtı. Küçük ve orta çaplı kuruluşların öz sermaye ve rekabet şartları içinde gelişmesinin hem fiziki, hem de ekonomik ortamını yarattı. İkincisi “yerli sermaye-mümessil sermaye” bağlantısında yerli katma değere dayanan, orta ölçekli endüstrileri teşvik eden ekonomik politikaya yöneldi. Üçüncüsü, büyük bir alt yapı dönüşümü sağlayarak ülkenin “pazar kapasitesini genişlettiği” gibi alt yapı yatırımları üzerinden yeni bir “birikim modeli” geliştirdi. Türkiye'nin ekonomik gücünün kaynağı buradan geliyor. Dünyanın çeşitli bölgelerine 7.5 milyar dolar yardım yapan bir ülke haline nasıl gelindi dersiniz?

<p>Bu hafta GTA 5'in çevrim içi modundaki özel sunuculara yerleştirilen aşı merkezleri ve oyun içeri

GTA 5'te aşı kuyrukları oluştu | TeknoZone #11

Yunus polislerinin zorlu eğitiminden kareler

Misafirlerini kendi tasarladığı 'dönen ev'de ağırlıyor

Çöpe gidecek malzemeleri dönüştürüp dünyaya pazarlıyor