• $8,4396
  • €10,0747
  • 492.239
  • 1392.91
6 Ekim 2014 Pazartesi

Türkiye ve Batı uzlaşabilir mi?

Batı sisteminin (ki hâlâ patronu ABD’dir) IŞİD meselesinde bir karar verdiği ve buna Türkiye’yi katmak, ikna etmek için epeyce uğraştığı ayan beyan ortadadır. Buna rağmen Türkiye ile Batı’nın Ortadoğu’ya, IŞİD ve terör meselesine bakış açılarında tam bir uzlaşma içinde olduklarını söylemek mümkün değildir. Bu durumda, Türkiye ve Batı hangi noktalarda işbirliği yapabilir sorusuna kesin bir cevap verilebilir mi?
Öncelikle Batı’nın bu üç konu yani Ortadoğu, terör ve IŞİD meselesine nasıl baktıklarının üzerinde durmak gerekir. Batı sistemi “Ortadoğu’yu yönetilebilir, kontrol edilebilir, egemenlik sahası” olarak tutmak istemektedir. Bunun İmparatorluğun çözülmesiyle başlayan, soğuk savaş döneminden bugüne uzanan bir tarihi vardır.

Batı, Ortadoğu’da ne ister?

Batı’nın her dönemde, farklı politika ve araçlar kullanarak Ortadoğu’yu nüfuz alanı haline getirmesinin petrol ve İsrail başta olmak üzere birçok faktöre dayandığından bahsedilebilir. Şunu unutmamak gerekir ki Batı sistemi, Ortadoğu’ya alternatif enerji kaynakları bulsa da, Yahudiler bölgeyi tümüyle terk etseler de bu zengin coğrafyayı, bu büyük bir nüfusu ve böylesine önemli bir potansiyeli kendi haline bırakmayı asla düşünmez.
Ortadoğu’nun siyasal, stratejik potansiyeli ve nüfusu uluslararası ilişkiler bakımından başlı başına bir değere sahiptir. Çünkü burada yaşayan halkların sahip olduğu “üç büyük siyasal gelenek”, gelecek için büyük bir potansiyeldir ve Batı bu imkânı görmezden gelemez. İran, Arap ve son olarak Türklerin kurdukları imparatorluklar, bu “birikimin siyasal imkânları” Doğu ve Batı arasındaki farklılaşmaların, çelişkilerin ve mücadelelerin belirlenmesinde merkezi bir ağırlığa sahiptir. Ayrıca unutmamak lazımdır ki enerji kaynaklarının yarattığı ekonomi, Yahudi sermayesi ve lobilerinin Batı ülkelerindeki etkisi de dikkate alındığında, bu ağırlığın kat sayısının bir hayli yüksek olacağı tahmin etmek zor değildir.
Kısaca belirtmek gerekirse Batı sistemini oluşturan tarihsel, politik ve ekonomik süreçlerin bizim içinde yer aldığımız coğrafyayla ilgisini insani ve ahlaki değerlerle açıklamak, bütün zamanlar için yanıltıcı olacaktır.

Türkiye nerede, Batı nerede duruyor?

Bu tespitlerden şu sonuçlara ulaşmak mümkündür: Bir; Batı-Doğu ilişkilerinde, Batı sistemi Ortadoğu’yu dışlayacak durumda değildir; Ortadoğu’yu kaybetmek Batı için “düşüşün hızlanması” demektir. İki; büyük siyaset geleneğine sahip Türkiye’nin bölgedeki yükselişi, Batı sistemine rağmen, hatta bu sistemin dışında başka siyasal alanlarla entegrasyona doğru kayarsa, bu durum Batı için kaybetmek anlamına gelecektir. Üç; Batı sistemi bölgedeki eski düzenin devam etmesinin mümkün olmadığını, bölge halklarının yaşadığı sosyal değişmelerin yeni siyasal talepler yarattığını görmesine rağmen, Ortadoğu’da otoriter rejimlerin yaşamasına destek vermesi, bölgenin geleceğini onlarla işbirliğinde görmesi başlı başına bir sorun kaynağıdır. Dört; ABD kendi petrol ve gaz kaynaklarına sahip olsa da, bölgenin doğal zenginliklerinin yarattığı ekonomik kıymetin başka siyasal nüfuz alanlarında bir ekonomik faaliyete ve elbette ki büyümeye kaynak oluşturmasının sonuçlarına tahammül edebilir mi? Beş; küreselleşme süreci hızlı bir biçimde dünyanın politik ekonomik merkezini değiştirmektedir. Dünya, daha şimdiden “çok merkezli” hale getirilmiştir. Batı sistemi, eski politikalarla Ortadoğu’da siyasal nüfuzunu ve ilişkilerini sürdürebilir mi?
Meselenin bu boyutlarını göz ardı ederek, Ortadoğu, IŞİD ve terör meselesini, “tezkere neden çıktı, savaşa mı giriyoruz?” ve benzeri sorular etrafında tartışmak çok anlamlı değildir. Bu meseleleri ayrıca ele almak gerekir.

<p>Yumenoshima Okçuluk Alanı'nda 29 Temmuz Perşembe günü yapılan ilk tur maçında Lüksemburglu Jeff H

Altın çocuk Mete Gazoz

İki deli bir araya geldi: Adana'da Balotelli izdihamı

Bakanı Kurum, Antalya'da incelemeler yaptı

İstanbul'da tramvay raydan çıktı