• $8,3179
  • €10,1159
  • 499.193
  • 1454.25
12 Kasım 2018 Pazartesi

Troya masalları!

Düşüncenin gelişiminde mitolojiden, tarihsele, dine, felsefeye, bilime geçmek kolay olmamıştır. Düşünce ile efsaneyi birbirinden ayırmak oldukça önemlidir. Günümüz Türkiye’sinde bilhassa bazı aydınlar için mitolojiye duyulan inanç, neredeyse dine inanmaktan kolay bir iş halindedir. Koskoca adamların mitolojik masallara duyduğu ilginin, hayranlığın ötesine uzanıp dinsel bir nitelik kazandığını görmek şaşırtıcı değil midir? Bu davranış biçiminde, bu tür anlayışların sürdürülmesinde arkeolojik veriler etkili olmuş olabilir fakat bu zihniyet yapısının, bu davranışın sebebi kendi kültür dünyasına, kültürel anlam sistemine karşı tavrında aranmalıdır.

Şüphesiz mitolojik bilginin bir değeri arkeolojik verilerin bilhassa tarih öncesini anlamak bakımından önemli bir yeri vardır. Bilimsel bakımdan sorun mitolojinin ve arkeolojik olanın tarihsel ve sosyolojik olana karşı bir konuma yerleştirilmesiyle ilgilidir.

TARİHSİZ OLMAK

Eski Grek mitolojisinden birçok hikâye ya da masalın bizim aydınlarımız arasında farklı bir manası olduğunu söylemeye gerek yoktur. Orada anlatılan savaşlar, ‘Olympos tanrıları’ arasındaki efsaneler onların dünyasında zengin çağrışımlar yaratır. Bunları anlayışla karşılamak mümkündür fakat bu mitlerden, mitolojik masallardan kalkarak bir Grek hayranlığına kapılmak, oradan bir tasavvur üretmeye kalkmak en azından sağlıklı bir tavır değildir.

İngiltere’de ‘Cadılar Bayramı’ yürüyüşüne katılan Türk öğrencilere acayip kıyafetler içinde rastlayıp onlarla konuştuğumuzda karşılıklı gülüşmüştük; çünkü sokakta bir oyununa iştirak etme, içinde yaşadıkları toplumun bir davranışını onlarla paylaşarak anlama çabası gibi bir davranış, onlar için de ilginç bir tecrübe görünümündeydi fakat Anadolu’nun herhangi bir şehrinde ‘Cadılar Bayramı’ kutlamaya kalkmak sanırım farklı bir ruh haline sahip olmayı gerektirir.

Sorunun kaynağında bir anlayış biçimi, yaşanılan coğrafyayı tarihsel ve kültürel olarak yanlış kavrama en azından eksik bir yaklaşımla değerlendirme vardır diyebilirdik fakat bunun bir dünya görüşüne, hatta bir ideolojik tutuma dayandığını görünce, bu tür tutumlarda bir eksiklik değil temelde sistematik bir ‘tarih dışılık’ görmemek mümkün değildir. Bu anlayış bir zihniyet biçimi olarak ‘tarihe’ karşı ‘mitolojiyi’ daha doğrusu efsaneyi ikame etmenin ‘sosyal şizofrenisini’ yansıtmaktadır.

SOSYOLOJİYE KARŞI ARKEOLOJİ Mİ?

Batılılaşma ideolojisinin, sömürgecilik çağında en dramatik tesirlerinin kara Afrikalılar üzerinde görüldüğünü düşünürüm. Derilerinin rengi siyah olan bu insanların ülkelerinin Batı uygarlığı tarafından yağmalanırken, birtakım zencilerin Batılılaşma ideolojisinin etkisiyle kendilerini Batılı sanmalarını nasıl açıklarsınız? Sömürgecileri taklit eden ‘Batılı efendilere’ benzemek için her şeyi yapan zenciler, Latince öğrenseler de, beyaz sömürgeci adamın dinini benimseler de, Grek efsanelerini, Olympos Dağı’nın tanrılarının tuhaf maceralarını ezberleseler de, siyah renklerini değiştirme imkânsızlığıyla hep bir kimlik krizi içinde olmanın dramını yaşayacaklardır.

Bu coğrafyada bin yılı aşan bir tarih, kültür, uygarlık birikimini, varlığını yok sayarak arkeolojik buluntularla, mitolojik masallarla bir dünya görüşü oluşturup, Batılı olma arayışı yabancılaşma-yerlilik çelişkisi şeklinde ortaya çıkmaktadır. Kendi halkının tarihiyle kültürüyle barışamayan aydınların başka kültürleri ne kadar anlayacağı ise mitolojiye hayranlıkla sınırlı kalacaktır. Tavsiyem, Troyalı kılığında Cadılar Bayramı’na katılmalarıdır!

<p><b >KADEMEL<b >İ <b >NORMALLE<b >ŞME DÖ<b >NEM<b >İ / 17 MAYIS –

Kademeli normalleşme sürecinde vaka sayıları düşmeye devam eder mi?

Yer siyah, gök beyaz; şampiyon Beşiktaş!

Filistinlilerin evleri yerle bir oldu

Milli Eğitim Bakanı Selçuk, emekli öğretmenlerle çevrim içi bayramlaştı