• $9,4962
  • €11,0485
  • 548.568
  • 1519.25
25 Ağustos 2014 Pazartesi

Tarih önünde Davutoğlu

Yeni Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın, “yeni Başbakan adayımız Ahmet Davutoğlu kardeşimdir” açıklaması tarihi bir karardır. Aslında bu tercih, Davutoğlu’nun devlet bilinciyle, sorumluluk ahlakıyla, bir düşünce ve siyaset adamı olarak, tarih önünde büyük bir sorumluluğu üstlenmesi demektir.

Bugün Ahmet Davutoğlu adı, içerde dışarıda dost-düşman herkese bir şey söyleyen bir isimdir. Onun akademik kimliğinin, rutin akademik faaliyetlerin ötesine geçtiğini, bir düşünce adamı olarak, bir tarih felsefesine ulaştığını iyi kötü kendisini takip edenlerin bildiği, farkına varabileceği bir husustur. Bu sebeple, burada Davutoğlu’nun çalışmalarından, eserlerinden bahsetmeyeceğim. Onun sahip olduğu tarih görüşünün dayandığı medeniyet anlayışından bahsederek, bunun siyasete getirdiği, önümüzdeki dönemde “büyük Türkiye yürüyüşüne” katacağı değerlerden söz edeceğim.

Türkiye neyi temsil ediyor?

Davutoğlu “Türkiye merkezli bir siyaset anlayışına” inanmış bir devlet adamıdır. AK Parti hükümetlerinin bu dönem süresince ortaya koyduğu gelişmeyle, ülkenin uluslar arası sistem içerisinde “Türkiye merkezli” yaklaşımının etkinlik kazanması tesadüf değildir. Esas itibarıyla yaşanan başarı, bu siyasetin liderlik, dünya görüşü, davanın idrakinde olan bir kadroyla Türkiye’nin toplumsal olarak talep ettiği değişimin, siyasete dönüştürülmesinin eseridir.
Türk toplumunun, tarihi olarak müzminleşmiş sorunlarını üç kategoride ele almak mümkündür: Birincisi, toplum-devlet karşıtlığı ekseninde ortaya çıkan sorunlar; ikincisi, yüzyıllık geri kalmışlık-kalkınma ekseninde yaşanan ekonomik problemler; üçüncüsü ise, Türkiye’nin içinde yer aldığı dünya sistemi ile kurduğu ilişkiler ve buradan doğan sorunlardır.
Bu sorunlara ilk aşamada verilen cevap, Türk siyasal sisteminin yapısını “demokrasi yönünde” ilerletmek şeklinde olmuştur. Eğer Türkiye demokratikleşme sürecini ileriye taşıyacak adımlar atan bir siyaseti benimsemeseydi, eski yapıyı değiştirmek bir başka zamana kalabilirdi. AK Parti, eğer bu değişimi, demokratikleşme sürecini “temel strateji” haline getirmemiş olsaydı, kendi varlığını dahi koruyamayabilirdi. Bir anlamda siyasi hareketin temsil ettiği, bütün yerli-muhafazakâr-yeni sivil güçler Erdoğan’ın liderliğinde bu değişimi sürdürdükçe, siyasal varlık alanını genişletmiş, genişlettikçe de “demokrasi mücadelesi daha ileri bir aşamaya” yönelmiştir.

Tarih ve devlet bilinci

Demokratikleşme meselesi, ekonomide yeni bir açılım imkânı sunmuştur. Devlet yapısı üzerinden kurulan “ekonomik-politik iktidar” demokrasi sayesinde topluma açılmış, “emir- komuta ekonomisinin” karşısında “sivil ekonomik sektörlerin” yükselmesine, piyasa ekonomisinin oluşmasına katkı yapmıştır.
Bütün bunların, Türkiye’nin dünya sistemi içerisindeki “Batı’ya bağımlı” konumu üzerinden yapılması ve bu değişimin sürdürülmesi mümkün değildi. Bu bakımdan “Türkiye merkezli” yeni bir uluslararası ilişkiler modeline geçmek zaruret haline gelmişti. Davutoğlu’nun düşünce planında temsil ettiği siyaset anlayışı, bu yeni Türkiye merkezli ilişki biçimini ön plana çıkarmıştır.
Türkiye yenilenirken, böyle bir vizyona sahip bir başbakana sahip olmak tarihi bir fırsattır. Biliyoruz ki, tarihsel değişme süreçlerinde, “değişimin ruhunu kavrayacak” milli kültürden, medeniyet değerlerinden habersiz olmak, yabancılaşmak demektir. Bu durumun yaratacağı “ahlakı kayıtsızlık” pratik olarak, akıntıya kapılma etkisiz ve pasif kalmaya razı olmaktır. Bu tarihsel değişimi, zaman ve mekânı, tarihin ve anın, coğrafyanın ve kültürel anlam dünyasının içinden okumak, ona yön verecek donanım ve politikalara sahip olmak ise “ahlaki sorumluluk” taşımak demektir. Tarih önünde duran Davutoğlu böyle bir şahsiyettir.

<p><span style='font-size: 1.6rem;'>Beyaz Saray Sözcüsü Psaki, düzenlediği  basın toplantısında, gün

ABD'den 'müttefiklik' vurgusu

Türkiye'ye has uçak! Motoru dursa bile uçuyor

Çorum'da anne ile kızı aynı üniversitede eğitim görüyor

Kayseri'de Geç Roma-Erken Bizans dönemine ait mozaikli yapı bulundu