• $8,6738
  • €10,3369
  • 500.261
  • 1404.79
28 Mayıs 2014 Çarşamba

Çalışmak sendikalaşmak ölmek

Soma’daki “kara ölümün” üzerinde düşünülecek, konuşulacak, tartışılacak çok şey var. Bunlardan biri de çalışmak ve sendikalılaşmakla ilgili, daha doğrusu sendikasızlaştırılmak ve sarı sendikacılıkla ilgilidir.
Televizyonda Akif Beki’nin programına katılan Türk- İş Genel Başkanı Ergün Atalay bir ilke imza attı. Atalay’ın, Somadaki faciayla ilgili sorumlulara dönük eleştirileri sıralayıp, bu işte sendikaların da, kendilerinin de sorumlu olduğunu söylemesi önemlidir, fakat daha önemlisi açık yüreklilikle bu işle ilgili sendikal yapının bırakınız “sarı sendika” olmayı, sarının da sarısı bir ilişkiye girdiği yönünde değerlendirmelerdir.
Ergün Bey’in yaptığı eleştiri ve özeleştirileri yapacak olan başka sendikacılara ihtiyaç vardır. Bu eleştirilerin yapılıyor olması, mevcut sorunların aşılması için gerekli olan bir tavırdır. Çünkü Türkiye’deki emek sorunlarının görülmesi, önündeki engellerin aşılması için bu konuyu tartışmak gerekmektedir.

Emek ve demokrasi

Meseleyi şöyle ortaya koyabiliriz: Bu ülkede, çalışanların onda birinden daha azı sendikalıdır. Sendikalaşmış işçiler, işverene karşı işyerinde güçlü bir örgütsel yapıya, çalışma ilişkilerinde “kurumsal bir statüye sahip olmaktan” uzaktırlar. Çünkü sendikaların varlığı büyük ölçüde işverenin ya tehdidi ya baskısı altında ya da rızasına bağlanmış durumdadır.
Batı’nın, sanayileşme sürecinde yaşadığı sorunların çözülmesinde “kapitalizmin vahşet çağında” “sendikal mücadele işçi sınıfına adeta kurtuluş yolunu açmıştır”. Hatta sadece işçilerin insan olarak, sosyal haklara sahip bir sınıf olarak, yükselmesinde önemli bir rol üstlenmekle kalmamış , “demokrasinin gelişmesinde” de tarihi bir misyona sahip olmuştur. Batı kapitalizminin, “sosyal refah toplumuna” dönüşümünde, bu mücadelelerin unutulmaz bir payı vardır.
Bu sebepledir ki Batı demokrasilerini “burjuva demokrasisi” olarak eleştiren sosyalizan militanlara emekçilerin cevabı açık olmuştur: Demokrasi işçi sınıfının emeği olmadan gelişemez, dolayısıyla demokrasi herkesindir.
Türkiye’de işçi sınıfının zayıf olduğunu, sendikal mücadelenin devlete ve sermayeye rağmen bir mücadeleyle gelişmediğini ya da zayıf kaldığını söyleyebilir, bunun birçok sebebinden de söz edilebilir. İşçi hareketinin ve sendikaların “resmi ideolojiden kopup” kendi organik politika ve söylemlerini yaratmadaki sorunun bunda önemli bir rolü olduğunu vurgulamak isterim.

İşçilerin çaresizliği

Bugün bu yapısal problemlerin sonucunda, aktüel olarak ortaya çıkan tabloda sendika -işveren ilişkilerini gelip dayandığı yer bir çıkmaz sokaktır. Burada, sendikalar ve toplu ilişkiler mevzuatının bu sorunun ortaya çıkmasındaki etkisi açıktır. Kısaca işçi-işveren ilişkilerinde ortaya çıkan “sarı sendikacılık” yani işverenin belirlediği ve işçileri kontrol altına almak için kurguladığı sahte yapının oluşumunda, yasal mevzuatın sorumluluğunu görmek gerekmektedir.
Bir örnek vermek gerekirse: Bir işyerinde işçiler sendikaya üye olduktan sonra, ilgili sendika Çalışma Genel Müdürlüğü’ne müracaat ederek, o işyeri için yetki belgesi almaktadır. İlgili kurum, durumu işverene bildirip, sendikanın o işyerinde yeterli sayıda işçiyi örgütleyip yetkili olduğunu bildirince, işveren durumu kabul etmediğinde mahkemeye gidip yetkiye itiraz edebilmektedir. Adli sürecin en az bir iki yıl sürdüğünü; bu sürenin sendikaya üye bütün işçilerin işten atılmasına veya sendikadan istifa ettirilmesi için yeterli olduğunu tahmin edebiliriz. Üçüncü ihtimal ise, işverenin kendi güdümüne aldığı bir sendikalaşmaya izin vermesidir.
Kısaca, ‘neden Soma’da işçiler yalnızdır, Sendika nerededir?’ sorusunun cevabı ortadadır.

<p>Türkiye'nin en büyük, Avrupa'nın ikinci büyük rüzgar tüneli tesisinin yapımına başlandı</p>

Türkiye'nin en büyük, Avrupa'nın ikinci büyük rüzgar tüneli tesisinin yapımına başlandı

Altyapı çalışmaları sırasında bulundu! Osmanlı dönemine ait

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (18 Haziran 2021)

DSİ'nin yaptığı gölet hayvancılığı geliştirip köye dönüşü hızlandırdı