• $8,4705
  • €10,2921
  • 501.151
  • 1441.33
19 Haziran 2017 Pazartesi

Suriye krizinin sıklet merkezi güneydoğuya kayıyor

Ufuk Ulutaş
Ufuk Ulutaş
YAZARIN SAYFASI

Amerika’da Suriye’deki askeri tasarruflara ilişkin Obama dönemini andıran bir tartışma yaşanıyor. Tartışma Suriye’nin doğu ve güney doğusunun ele geçirilmesi için ABD’nin askeri operasyonunu genişletip genişletmemesi üzerine yoğunlaşmış durumda. Bu bölgenin ele geçirilmesi için ABD destekli gruplarla İran destekli rejim unsurları arasında rekabet kızışıyor. ABD tam da bu bölgede rejim unsurlarını birkaç kez kava saldırısıyla doğrudan hedef aldı. Irak-Suriye arasında karayolu üzerinde bulunan, büyük öneme haiz Tenf’te 150 civarında ABD Özel Kuvvetleri’nden askerin olduğu söyleniyor. Buna karşılık ise rejim unsurları Tenf sınır kapısının kuzeyinden Irak sınırına ulaşmış ve ABD destekli güçlerin Suriye’yle kara bağlantısını koparmıştı.

İran’ın Suriye’deki önceliklerinden birisi, belki de Suriye’ye bu kadar girme sebebi, Tahran ile Beyrut arasında lojistik bir kara bağlantısı kurmaktı. Bu planı hayata geçirmek için Suriye-Irak sınırındaki DEAŞ varlığının temizlenmesinden çok, sınır hattının “rejim” kontrolünde olması gerekiyor. Rejim unsurları an itibarıyla Irak-Suriye sınırına hakim değil; sadece yukarıda bahsedilen küçük bir alanı yakın zamanda ele geçirdiler. Sınır hattı kuzeyde PKK’nın, güneyde ÖSO’nun kontrolü altında. Rejim unsurları, DEAŞ’ın hala kontrol ettiği ve büyük kısmı Deyrizor’un sınırları içerisinde olan sınır hattını ABD destekli gruplardan önce ele geçirmek istiyor.

Buna karşılık olarak ise ABD henüz bir politika belirleyebilmiş değil. ABD’nin güvenlik bürokrasisinde, “angajmanın derinleşmesini” de “Tenf etrafında sınırlı kalmasını” da savunanlar var. Foreign Policy’ye göre Beyaz Saray’da Ezra Cohen-Watnick ve Derek Harvey gibi Milli Güvenlik Konseyi’nde görevli isimler bu bölgeyi İran’ın yayılmacılığının önünü kesmek için bir fırsat olarak görüyor. Daha fazla askeri angajmanla bu bölge ele geçirilirse İran’ın Suriye-Irak arasındaki kara bağlantısı kapanmış olacak. Karadan İran destekli milis geçişkenliğinin durdurulması açısından bu oldukça önemli. İran eğer bu kanalı açarsa Iraklı Haşd-i Şaabi’lerin sınırı aşıp Suriye’ye girmesi kuvvetle muhtemel. Fakat ABD’nin bu hattı kapamak için İran destekli rejim unsurlarıyla çatışmayı göze alması gerekiyor.

Savunma Bakanı James Mattis’in, Genelkurmay Başkanı Dunford’un ve Brett McGurk’ün başını çektiği bir ekip ise askeri angajmanın genişletilmesine karşı çıkıyor. Sebep, İran’la çatışmak istenmemesi. İran’la Suriye’de muhtemel bir çatışmanın riskli olacağını ve Irak’taki ABD askerlerini de riske atacağını düşünüyorlar. DEAŞ’la mücadelenin öncelenmesi gerektiğini düşünen bu ekip, ufak tefek müdahalelerle İran’ın caydırılabileceğini düşünüyorlar.

İkinci yaklaşım Obama döneminin Suriye felaketini andırıyor ve İran’ın Irak-Suriye geçişkenliğine zemin hazırlıyor. Bu yaklaşımın birçok sorunlu tarafı var. Bu geçişkenlik Suriye için DEAŞ kadar büyük bir felaketle sonuçlanır ve iç savaşı şiddetlendirir, uzatır.

İran, Suriye’de alanı boş bulduğu için bu kadar yayıldı. Bu bölgede İran’ı sınırlandırmanın, caydırmanın tek yolu, rejim karşıtı askeri angajmanı güçlendirmek. Askeri angajmanın güçlendirilmesi yolunda yerel ve bölgesel müttefikler mobilize edilebilir, yani ABD risk paylaşabilir. Çünkü Suriye’de İran’ın sınırlandırılması, rejim ve İran dışında (Rusya dahil) herkes için bir kazan-kazan senaryosu. Ürdün’den Türkiye’ye, Suudi Arabistan’dan ABD’ye kadar birçok aktör bu sürece katkıda bulunabilir.

ABD’nin mezkur sınır hattını, Obama gibi dar çerçevede değerlendirmemesi gerekiyor. Aksi takdirde İran ve rejim dışında herkes kaybedecek.

<p>Bedir Acar: </p><p>'Kur'an'da iki yerde geçen ve Hz. Ya'kūb'un ikinci adı veya lakabı olan İ

Vicdan öldüğünde geriye ne kalır?

Milli Eğitim Bakanı Selçuk, emekli öğretmenlerle çevrim içi bayramlaştı

İşgalci İsrail, içlerinde hamile bir kadınında bulunduğu ailenin tüm fertlerini öldürdü

Mehmetçiğin dikkati Doğu Akdeniz'de faciayı önledi