• $13,7194
  • €15,5684
  • 786.53
  • 1910.41
3 Şubat 2017 Cuma

Güvenli bölge, ABD ve muhaliflerin geleceği

Suriye’nin geleceğine dair tartışmalara kısa bir Trump arası verilmişti. Trump başkanlık koltuğuna oturduktan hemen sonra yaptığı “güvenli bölge” açıklamalarıyla Suriye meselesini ABD için yeniden başlatmış oldu. Açıklamasının hemen akabinde Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün gibi ülkelerin liderleriyle yaptığı görüşmelerde bu liderlerden güvenli bölgeye desteklerini isteyen Trump aynı zamanda ekibine bu yönde bir çalışma yapmaları için de talimat verdi.

Trump’ın güvenlik bürokrasisine bakınca güvenli bölge meselesinin üstüne yatma ihtimallerinin yüksek olduğunu görüyoruz. Bu konuda hem sivil hem de askeri bürokrasi isteksiz. Ellerinde “terörle mücadele” sloganıyla sürdürebilecekleri tek cephe var; o da Rakka. ABD’nin SDF adıyla YPG’ye yeni parti zırhlı araçlar göndermesini de böyle okumak gerekiyor. ABD Rakka’ya yatırım yapacak.

Bütün bunlar yaşanırken Suriyeli muhalifler arasındaki kamplaşmalar da yeni bir düzleme oturmaya başladı. Aslında uzun süredir görülmek istenmeyen ve üzerinde durulmayan bir kopukluğun ve sorunun yavaş yavaş adı konulmaya başlandı. Muhalif grupların bir kısmının Nusra’yla fikir ayrılıkları belirginleşti. Sonradan ismini Şam’ın Fethi Cephesi (CFŞ) olarak değiştiren Nusra Cephesi’nin efektif olarak merkezde olduğu içerisine Suriye’nin belki de en pragmatist grubu olan Zenki Hareketi gibi grupları da alan yeni bir ittifak ortaya çıktı. Şam’ın Özgürleştirilmesi Heyeti ismi (HTŞ) verilen bu yeni oluşumun karşısında Ahrar’uş-Şam merkezli yeni bir ittifaklaşma da doğdu. Senelerdir birlikte hareket eden gruplar arasındaki bu ayrışma ve hatta çatışmalar, muhalifler için varoluşsal sorunları da beraberinde getiriyor. Esed rejimi durumdan memnun.

Ahrar’ın ideolojik olarak daha sert isimlerinden kopup HTŞ’ye katılanlar oldu. Aynı esnada HTŞ’den korunma adına Ahrar’a katılan gruplar da oldu. Bu süreçte Astana’nın da etkisi olduğunu hatırlatmakta fayda var. Çünkü Türkiye başta olmak üzere muhaliflere müzahir ülkeler, muhalif gruplardan Nusra’yla işbirliğine son vermelerini istiyorlardı. Astana’da DEAŞ ile birlikte anılan Nusra ile işbirliğini yürütmenin maliyeti bazı grupları Ahrar’a yakınlaştırırken, Ahrar içindeki önemli bir bloğu da Nusra’dan uzaklaştırdı.

Yeni oluşumlarda dengenin HTŞ lehine olduğunu söylemek mümkün. Bu durumun da HTŞ ile arasına mesafe koyan gruplara maliyeti olacak. Diğer bir tabirle muhalifler Nusra’yla aralarına mesafe koymanın maliyetiyle, Nusra’yla birlikte hareket etmenin maliyetleri arasından birisini seçmek zorunda bırakıldılar. Astana’ya katılanlarla birlikte Ahrar’ın önemli bir kısmı ilk opsiyonu seçti.

Muhalifler kendi aralarında bölünürken ABD’nin önünde önemli bir fırsat var aslında. Senelerdir Nusra ile aralarına mesafe koymasını istediği muhaliflerin son girişimlerine destek verip vermeyeceği sorusunun cevabı, ABD’nin Suriye konusundaki politikasına dair kuvvetli mesajlar verecek. Trump’ın güvenlik bürokrasisinin, muhaliflerin bu yeni oluşumuna destek vermesi ihtimali de gerçekçi olmak gerekirse oldukça düşük.

Amerika’nın henüz bir Suriye politikası yok. Etrafta uçuşan vaatler ve açıklamalar var. Obama döneminin facia Suriye politikasının hayaleti etrafta dolaşıyor. Trump’ın Suriye’de fark yaratabilmesi için Obama’nın PKK/YPG terörüne kucak açan ve Suriye’nin ana akım muhaliflerini öteleyen yaklaşımına son vermesi gerekiyor. Aksi halde mevcut şartlar Esed rejimine yeni bir ruh üfleyecek ve PKK ile birlikte DEAŞ türevlerinin daha da yayılma imkânı bulduğu bir ortam yaratacak.

<p>Otto Yayınlarından çıkan 'Nebevi Liderlik ve Hz. Muhammed'  kitabı 508 sayfadan oluşuyor. Hz. Pey

Yalçın Akdoğan'ın yeni kitabı: “Nebevi Liderlik ve Hz. Muhammed”

UNESCO'nun geçici listesindeki Yesemek'te 15 heykel gün yüzüne çıkarıldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan Siirt'te toplu açılış törenine katıldı

Ürdün'ün Salt kentindeki müze dünyanın en küçük Kuran-ı Kerim'ine ev sahipliği yapıyor