• $13,7194
  • €15,5684
  • 786.53
  • 1910.41
20 Nisan 2018 Cuma

AB sorunun parçası olmamalı

AB Komisyonu tarafından yayımlanan “2018 Türkiye Ülke Raporu ve Genişleme Stratejisi Belgesi” tahmin edildiği üzere Türkiye’nin ve AB-Türkiye ilişkilerinin gerçeklerini es geçmiş. Bu durum Türkiye-AB ilişkilerindeki en köklü soruna işaret ediyor aslında. AB Türkiye’yi paranteze almak ve anlamamak konusunda ısrar ediyor. Her şeyden öte AB’nin Türkiye yaklaşımı sübjektif ve samimi bir değerlendirmeden ziyade üye ülkelerin gündemini gerçekleştirmeye yönelik.

Türkiye’nin AB ile ilişki tarihi hayal kırıklıklarıyla dolu. Türkiye’de AB’ye doğru atılan müspet adımlara AB’nin mukabele etmemesi bu hayal kırıklıklarının merkezinde yer alıyor. Son yıllardaki en büyük hayal kırıklığı ise 15 Temmuz darbe girişiminden sonra AB’nin takındığı tavır. AB’nin kâğıt üzerindeki merkez değerlerinden olan demokrasinin, bir darbe girişimiyle yok edilmeye çalışılmasına karşı AB’nin tavrı sadece AB-Türkiye ilişkileri açısından değil; aynı zamanda AB ideali açısından da hayal kırıcı. Tüm dünya bir tarafa AB’nin 15 Temmuz karşısında Türkiye’deki meşru hükümet yanında güçlü bir şekilde saf tutması ve empati kurması beklenirdi. Bu empati yokluğu ve Türkiye’yi paranteze alma alışkanlığı maalesef AB’nin Türkiye gerçeklerini es geçmesine sebep oldu.

Aynı şekilde Türkiye’nin terörle mücadelesinin de AB tarafından ya anlaşılamadığı ya da önemsenmediği görülüyor. 2016 senesini birçok Türkiye vatandaşı hatırlamak istemeyecek. Maalesef çok sayıda terör saldırısının yaşandığı ve canımızın yandığı bir seneydi 2016. FETÖ, DEAŞ ve PKK terörü Türkiye’nin kilit noktalarını hedef aldı. Bu üç terör örgütüne karşı Türkiye, FETÖ’yle mücadele, Fırat Kalkanı Harekatı ve Zeytin Dalı Harekatı’nı başlattı. Sadece 2016 senesinde yaşanan terör saldırıları bile terörle mücadelenin Türkiye için bir lüks değil, varoluşsal bir sorun olduğunu göstermeye yeter. Avrupa’nın kat be kat düşük terör tehdidi karşısında aldığı ekstrem tedbirlere rağmen; Türkiye’nin teröre karşı attığı adımları eleştirmesi en basit ifadeyle izana sığmaz. Daha da kötüsü terör örgütlerinin AB ülkelerinde dolaşıma soktuğu tezviratın, veri ve hakikat hükmüne sokulması en başta AB’nin karşı karşıya olduğu metodolojik çarpıklığı göstermesi açısından önemlidir.

Bir diğer sorun da AB’nin “birlik dayanışması” görüntüsünde sorun çözücü bir merci olmayı değil, sorunun parçası olmayı tercih etmesi. Yunanistan ve Rum Kesimi’nin provokatif ve Türkiye’nin egemenliğine kasteden adımlarının dayanışmayı gerektirmemesi lazım. Bu ülkelerin yıkıcı ve pervasız tavırlarına AB kalkanının verilmesi, AB’yi sorunun bir parçası yapıyor maalesef. Eleştirilerin tüm provokasyonlara rağmen yapıcı tavrını sürdüren Türkiye’ye yönelmesi de AB’nin sübjektif ve üye ülkelerin müstakil gündemine mahpus pozisyonunu örneklemekte.

Türkiye uzun süredir AB’ye pozitif gündemle yaklaşma gayretinde. AB’nin son örnekte olduğu gibi artık etkisini ve ciddiyetini kaybeden raporlarla Türkiye’yi ötekileştirmekten vazgeçmesi gerek. AB çözüm odaklı hareket etmeli; sorunun parçasına dönüşmemeli.

<p> </p>

Parasosyal etkileşimi çocuklarımıza neden anlatmalıyız?

UNESCO'nun geçici listesindeki Yesemek'te 15 heykel gün yüzüne çıkarıldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan Siirt'te toplu açılış törenine katıldı

Ürdün'ün Salt kentindeki müze dünyanın en küçük Kuran-ı Kerim'ine ev sahipliği yapıyor