• $7,3432
  • €8,9338
  • 437.424
  • 1536.11
30 Eylül 2010 Perşembe

'Ulusal sınav enstitüsü' kurulsun


Geçtiğimiz hafta ki öncesi de var, sürekli ÖSYM tartışıldı. Ben de bu köşede bu sorunun analizini sizlere yapmaya çalıştım. O yazıdan sonra başta çok sayıda hocam olmak üzere çok olumlu tepkiler aldım. Geçen hafta TÖDER'in bu konuda bir basın toplantısı oldu. TÖDER Başkanı Enver Yücel TÖDER'in bu soruna bakış açısını ve çözüm önerisini sundu. TÖDER'in bakış açısı çok ilginçti. Yücel, sorunun kişisel olmadığını, son olaylara bakılarak yorumlanmasının tehlikeli olduğunu asıl sorunun temelinde ülkemizin sınava olan tepkisi ve bu tepkinin sonucunda sınav yapan kurumun yapısının yenilenmemesi olarak gösterdi.
Örnekler verdi. Son derece doğru yaklaşım sundu. Özellikle ÖSYM'nin son yıllarda yaşadığı personel sorununa değindi ve bu kadar hassas bir iş için uzman olmayanların çalıştırılmasının ilginç olduğunu anlattı.
Yücel sonra öneride bulundu: "Ulusal Sınav Enstitüsü" kuralım. Bu enstitü hem sınavları yapsın hem de yüksek lisans programları açarak ölçme değerlendirme alanında bilim adamı yetiştirsin. Böylece çok geride olduğumuz bir konuda adım atmış da oluruz. Ayrıca bu merkez bağımsız ve özerk olsun dedi ve örnek olarak "Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulu" gibi kurumlan gösterdi.
Öneri bence harika, düşünsenize; hem bilim yetiştiren hem de sınavlar konusunda uzman bir kurum. Böyle bir kurum olursa bir çok sorun çözülmüş olur. Bence değerlendirilmelidir. Sanırım bu öneriyi Başbakanımız duysa 'hemen yapın' derdi.
Ama iş ona duyurabilmekte.
Geçen hafta söylediğim gibi ÖSYM Başkanının istifası sınavın iptali bu işin çözümü değildir. Bunlarla bu işin üstü örtülemez. Sonuçta bunlar sadece kamuoyunu susturmak için atılan adımlar. Asıl sorunun çözümü TÖDER Başkanı Sayın Enver Yücel'in önerisini dikkate almaktır.
Üniversiteler açılıyor. Ben her yıl yaptığım gibi üniversitenin ne demek olduğunu bir daha tanımlamak istedim; "Üniversite ile lise arasındaki en önemli fark, lise iyi ders anlatırsa iyi lise olur fakat iyi üniversite anlattığı dersle değil ürettiği bilgi ile ölçülür." Bu bir üniversite tanımı, bu tanımı Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Yılmaz Esmer üniversitesinin açılış töreninde yaptı. Bu tanımı lütfen dikkatli okuyun.
Daha önce defalarca yazdım. Üniversitelerin bacasız fabrika olması gerektiğini ve her rektörün yönettiği üniversitede bilgi sermayesi üretimi ile değerlendirilmesi gerektiğini yazmıştım. Yine o yazılanmda ülkemizdeki üniversitelerin birer yüksek lise olduğunu, doğuda akşam saat 17.00'de ışıklannı kapatan üniversite olduğunu belirtmiştim. Bir üniversite bilgi üretmeli ürettiği bilgi ile bulunduğu toplumu kalkındırmalıdır.
Bize bakın bizde üniversite denince akla iki şey geliyor; birincisi meslek edinme, ikincisi ise hiçbir şey üretmeden devletten maaş alabilme. Bunu söylerken bazı üniversitelerimizi bu kapsam dışında tutuyorum ki siz bunları zaten biliyorsunuz.
Gelin bu üniversiteleri birilerinin yattığı, devletin finanse ettiği kurumlar olmaktan çıkaralım. Üniversitelerimizi bilgi üreten, ürettiği bilgiyi pazarlayan ve toplumu yönlendiren kurumlar haline getirelim. Üniversitelerimiz kalkınmanın lokomotifi olsun, olsun ki gerçek kalkınma ve büyümeyi yaşayalım. Aksi halde yapay, tamamen dış güdümlü dünyayı yönlendirmeyi bırakın değişimleri takip dahi edemeyen üniversitelerimiz olacaktır.

<p>Taceddin Kutay Kafa Konforu'nda bu hafta, 'hayatın tekliflerine karşı aldığımız pozisyonu nasıl t

'Refik'in kadar kıymetlisin hayatta...'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Kutup ayılarını görüntülemek istedi, az daha canından oluyordu!

Herkes memleketinde yaşasaydı illerin nüfusu kaç olurdu?