• $7,3338
  • €8,8127
  • 405.006
  • 1524.97
11 Kasım 2010 Perşembe

Üç açıklama ve düşündürdükleri


Size bu köşeden günlük olayları değil, geleceği yazmaya çalışıyorum. Çünkü bana göre gelecek eğitimdir. Geleceği planlamak ve geleceğe göre kararlar almak gerekiyor. Geçtiğimiz hafta TÜSİAD'ın bir toplantısına katıldım. Konu "2050 nüfus projeksiyonu ve eğitime yansımalan" idi. Orada karşılaştığım çok değerli bir işadamı çok hoş bir şey söyledi: "Hükümetler neden eğitimde uzun soluklu kararlar alsınlar ki ben de olsam almam.
Çünkü aldığınız bir kararın meyvesini on beş yıl sonra alıyorsunuz. Oysa sağlık öyle değil, bugün aldığın karann meyvesini yarın alıyorsun. Durum böyle olunca da eğitimle ilgili gelecek değil, bugün kurtarılıyor." Düşündüm ağzına sağlık dedim. Ülkemizin eğitim politikalan ancak böyle özetlenebilirdi.
Neyse konumuza gelelim. Bugün size üç farklı kişinin üç farklı açıklamasını anlatmak istiyorum. Siz de bu açıklamalardan ülkemizde eğitimin nasıl yönetildiğine ilişkin çok şey çıkaracaksınız. Birincisi dün YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'dan geldi. Geçtiğimiz haftalarda kendisini günlük sorunlarla uğraşıyor diye çok eleştirmiştim. Bu sefer beni yanılttı ve o kadar güzel bir pencere açtı ki yükseköğretime, kendisini alkışlamak lazım.
Dedi ki biz sadece ÖSYS ile değil, dünyanın kabul ettiği SAT ve IB ile de üniversitelere öğrenci alalım. SAT ve IB türü sınav ve uygulamalar dünyanın kabul ettiği yöntemler. Biz neden kabul etmeyelim ki. Bu açıklama yükseköğretim açısından beni umutlandırdı.
İkinci açıklama yine dün MEB Bakanı Sayın Nimet Çubukçu'dan geldi. Bu Nimet Hanımın suçu değil ama milli eğitim bakanlan ne zaman sıkışsa "50.000 öğretmen atayacağız hem de kadrolu" diyerek durumu kurtarıyorlar. Daha önce yazmıştım bizim bakanlığımızın iki temel icraatı var: Birincisi öğretmen atamak, ikincisi sınavları değiştirmek. Sizce neden? Çünkü ikisi de anında sonuç veriyor.
Bakanlık da hükümet olmanın gereği kısa vadeli ve alkış alacak uygulamalar yapıyor. Herhalde ben de bakan olsam aynı şeyi yaparım.
Düşünsenize bakanımız çıkıyor ve diyor ki "Önümüzdeki yıldan itibaren eğitimin verimliliğini ölçmek adına her okulu ölçüp performansına göre bütçe vereceğiz. Öğretmen maaşlarını buna göre düzenleyeceğiz" ya da "Bütün öğretmenleri sözleşmeli yapacağız.
Kimin performansı yüksekse çok maaş alacak kimin düşükse az maaş alacak, hatta çalışamayacak" dese ne olurdu. Sanırım ortalık karışırdı. Bakan ne yapıyor 55 bin öğretmen atayacağız hem de kadrolu deyince alkış kopuyor. MEB de işini yapmış oluyor.
Üçüncüsünü TÜSİAD Eğitim Komisyonu Başkanı Enver Yücel "2050 nüfus projeksiyonu ve eğitime yansıması" konulu toplantıda söyledi. Yücel "Eğitim sistemimizde ölçme ve değerlendirme sistemimiz yok denecek boyutta. Dolayısıyla ölçemediğimiz bir sistemimiz var. Bundan dolayıdır ki değerlendiremiyoruz.
Mutlaka ölçme ve değerlendirmeye önem vermemiz lazım. Bu kadar yatırım yaptığımız ve geleceğimizi emanet ettiğimiz eğitim sistemimizin başarılı ya da başansız olduğunu ölçmek zorundayız. Yoksa biz dipsiz kuyuya taş atmaya devam ederiz. Önemli olan eğitimi yönetenlerin hesap verebilirlik düzeyini yükseltmektir" dedi. Yani bina yapmakla, öğretmen atamakla, kitapları ücretsiz dağıtmakla, özel öğretimi ötekileştirmekle eğitimde başarılı olamayız. "Başarılı olmak için önce fotoğrafımızı çekme cesaretini göstermeliyiz" dedi.
Sonuçta YÖK Başkanı gibi bürokratlara, Enver Bey gibi sivil toplum yöneticisine çok ihtiyacımız var. Ama açıkçası bu ülkede Milli Eğitim Bakanı olanlardan daha fazlasını beklediğimi belirtmek isterim. Bu ülkenin refahı ve geleceği için bakanımızdan daha fazla cesaret ve adım bekliyorum. Artık yanlışlara dur demenin vakti geldi diye düşünüyorum. Acaba bakanımız merak ediyor mudur ki bence ediyordur. Sistemimizin performansı nasıldır? Sistemimizi verimli mi verimsiz mi? Okullanmız ve öğretmenlerimiz nasıl verimli olur? Bu ülkenin kaynaklarını kullanan okullar hesap verebiliyor mu? Sayın Bakanım bunlara ne zaman el atacaksınız. Ne zaman birisi çıkıp eğitim sistemimiz için "Kral Çıplak" diyecek. O cesur kişiye çok ihtiyacımız var hem de çok...

<p><span>28 Şubat darbesiyle iktidardan uzaklaştırılan ve bu uğurda büyük bedeller ödeyen Erbakan'ı

CHP'nin 'Erbakan' ilgisi

İstanbul'da yüzde 50 kapasiteyle kafe ve restoranlar ilk müşterilerini aldı

Yeni normalleşme süreciyle okullarda yüz yüze eğitim başlandı! İşte ilk kareler

Madde madde kademeli normalleşme dönemi! İşte merak edilen soruların cevabı