• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
03 Eylül 2011 Cumartesi

Türk annelerinin sakatladığı adamlar -2-

Aşk cinayetleri, sevgili dayakları, koca şiddeti, olaylı boşanmalar her daim gazete sayfalarından takip edebildiklerimiz. Ama bir de şiddettin 'ruhsal' kısmı var ki, o zaten işin gizliden gizliye devam eden en vahim kısmı.
Dedim ya; etraf sorunlu adam kaynıyor. Çoğunun temeli anneye dayanıyor. Anneleri de toplum sakatlıyor... Tam bir kısır döngü. Haliyle 'eğitim şart' klişesi bir kez daha hayat buluyor... Bugün, bizlerle deneyimlerini paylaşan bazı okurların mektuplarını, üç erkek çocuk annesi olması sebebiyle bu konudaki görüşlerini önemsediğim Gülben Ergen'i ve konunun uzmanlarını okuyacaksınız...
Anne oğul ilişkisi çok kollu, çok yönlü bir sorun. Ortaya çıkarttığı bireyleri toplumsal sebepleri de gözeterek incelemeye başlarsak konuyu şüphesiz Freud'a kadar getirebiliriz...
GÜLBEN ERGEN: OĞULLARINIZI 'AĞAM, PAŞAM' DİYEREK YETİŞTİRMEYİN!
 Bir 'Semra Hanım ve oğlu Ata' filmi var aklımda. Gerçek bir dram. Sağlıksız, baskıcı, ezici bir anne oğul ilişkisi. Sonu uyuşturucu, sonu yalnızlık, sonu gri, sonu ölüm...
Evlat yetiştirme konusunda fetva veremem. Çünkü tecrübem, henüz 4,5 seneden ibaret ama içine üç erkek evlat sığdırılmış bir 4,5 seneden bahsediyorum...
Ataerkil bir toplumda 'ağam paşam' diye yetiştirmemek gerekiyor erkek çocuklarını. Toplum zaten bir şekilde deneyimletiyor bu duyguyu çocuğa. Çocuklarımı yetiştirirken benim öz cümlem; 'sana güveniyorum'...  Hangi kararı verirsen ver yanındayım ve hata yapsan da seni seviyorum, çünkü sevgi şartlı bir duygu değil... 'Şöyle şöyle yaparsan seni severim', 'Yemeğini yemezsen sevmem' gibi basit bir şey değil sevgi. 
Çocukların istemediği bir şey olduğunda 'haklısın' diyebiliyorum ve asla BAĞIMLI değil BAĞLI çocuklar yetiştirmeye çalışıyorum. Benden ayrı babasıyla da tatile gidebiliyor. Kendi hayatını yaşayacak, özgürlüğünün kendi ellerinde olduğunu bilecek ve en önemlisi benim ona seçtiğim ya da hayalini kurduğum hayatı değil, kendi seçtiği kendi hayalini kurduğu hayatı yaşayacak... Anneler 'önce kendi oksijen maskelerini taksın' diyorum, uçaklardaki anonslar gibi... Çünkü ancak anne nefes alırsa çocuğuna faydası olabilir. Anne, oğlundan kendisine kol kanat germesini, korumasını, eşinin yani çocuğun babasının yapamadıklarını yapmakla yükümlü olmasını beklememeli. Kendine bir kalkan yetiştirmediğini bir evlat yetiştirdiğini fark etmeli.
Oğlu da ileride yuva kuracak, baba olacak ama annesinin babası değil, annesinin kocası değil. Annesinin oğlu, aşık olduğu kadının kocası olacak.
Toplumumuzda önemli bir konu anne oğul ilişkisi. Benim de öğrenmem gereken çok şey olacaktır, bu konuyu dikkatle takip edeceğim.
KADINLAR ŞEYTAN DEĞİL Mİ?
Nuri
: Kadının en büyük düşmanı yine kadındır. Bunu unutmayın... Kocasının metresine karşı duyduğu nefretten dolayı onu yok etmek isteyen kadınlar değil mi? Şeytanın aklına gelmeyecek kötülükleri kendi hemcinslerine planlayan kadınlar değil mi? Kendisinden çok daha güzel ve bakımlı kadınları çekemeyenler kadınlar... Birbirlerinin sevgililerini ellerinden almaya çalışan çok samimi arkadaşlar yine kadınlar... Onların yetiştirdiği oğullardan ne bekliyorsunuz?
ELBETTE ANNEM GİBİ BİR EŞ İSTERİM!
Ahmet: Elbette annemiz gibi bir kadın arayacağız sizler gibi gözü doymak bilmez, ihtiraslı, kaprisli, elinden hiçbir iş gelmeyen, ev ekonomisi nedir, tutum nedir, kanaat nedir, zor günlerde kocasına destek nedir bilmeyen kadınları neden başımıza bela edelim ki?
Hem kariyer peşinde koşup hem de 'kadın'' olunamayacağını öğrenin. 'Başarı' odaklılar hiç olamaz...
ÜNLÜLER DE HATALI
Aslı: Ben de bir süredir bu konuya kafa yoruyorum. Mesela Seda Sayan birkaç zamandır şöyle açıklamalar yapıyor; oğlum evlenmeme izin vermiyor... Kadına karşı şiddeti programlarda anlatıp kadınlara haklarını öğretenler, 'özgür olun' diyenler kendi çocuklarından mı izin alıyorlar? Oğlunun küçükken izin hakkı yoktu da büyüdüğünde mi maçoluk yüklüyor ona?
OĞLUMU KISKANIYORUM
Sibel
: Çok enteresan duygular yaşıyorum, mesela daha önce hiç olmayan bir kıskançlık duygusu oluştu bende. Benim ömrümde oğlumdan daha çok seveceğim hiç kimse olmayacak. Ama gün gelince onun olacak. Ve benim şimdiden buna alışmam gerekiyor...
KOCAMIN ANNESİ BENİ TAKLİT EDİYOR
Jenny:
Kocamın annesiyle çok ciddi sorunlar yaşıyoruz. Hayatımıza müdahale etme çabası dışında ne giysem aynısını giyiyor. Konuşmalarım, vurgularım, tavırlarımın aynını onda görüyorum. Sanki beni taklit ediyor.
OĞLU KIZINDAN DEĞERLİ Mİ?
Nurgül:
Anneannem resmen dayım ve annemi birbirinden ayırıyor. Dayımı yere göğe koyamazken annemle hep bir derdi var gibi. Sürekli eleştiriyor. Mesela son yıllarda maddi durumu biraz bozuldu, ona annem bakıyor. Ama o etrafına 'Bana oğlum bakıyor' diye yalan söylüyor.
ANNESİ KOCAMI BANA KARŞI DOLDURUYOR
Hatice:
İki senelik erkek çocuk annesiyim ve kayınvalidemi neredeyse boğazlamak üzereyim.
Zırt pırt ve haber vermeden geliyor. Her gelişinde çocuk nasıl bakılır, nasıl eğitilir dersleri veriyor. Kendi anneliğinin nasıl da mükemmel olduğunu anlatıp duruyor. Çocuğa yedirme biçimimden, oyunlarımıza, giydirdiklerime kadar müdahale ediyor. Bana istediklerini yaptıramayınca kocamı dolduruyor.

KADIN 'O ERKEĞİN ANNESİ' OLARAK DEĞER KAZANIYOR!
Derya ÖZÇELİK-İnda Danışmanlık-
Uzman Psikolog-Aile ve Çift Terapisti

Kadın ve erkeğin birlikte var olabildiği ilişkiler her ikisine de belli bir doyum ve mutluluk sağlar. Ancak genele baktığımızda ilişkilerin büyük bir kısmının hiç de böyle yürümediğini görebiliyoruz. Hele de kadın cinayetlerinin arttığı şu dönemde, kadın ve erkeğin birlikte var olabildiği ilişkilerden değil, kadının yok olduğu ilişkilerden söz ediyoruz. Kadına yönelik şiddet, fiziksel olmasının yanı sıra duygusal istismar, hakaret, hor görme, aşağılama gibi ne yazık ki hepimizin bildiği gerçekler...
Erkek egemen toplumun gerçeklerini de irdelemek gerekiyor. Toplum, kadına, kendini var etme, kabul ettirme alanı olarak evliliği ve anneliği bırakıyor. Kadın, eş olduğu zaman ve anne olduğu zaman beklentileri karşılamış ve anca böyle 'değer kazanmış' oluyor. 21. yüzyıl ile birlikte, kadının toplumsal rollerinde ciddi değişimler yaşanıyor ama ne yazık ki halen var olabilme, değer sahibi olabilme alanları kısıtlı.
Günümüzde hala, erkek evlat daha bir değerli, adeta gurur kaynağı, üstelik büyük kentlerde varlıklı ve kültürlü ailelerde de durum çok farklı değil. 'Erkek evlat annesi olmak'la tanımlanan bir varlık söz konusuyken annenin erkek evladına yaklaşımı da farklılaşıyor.
Anne, eşinden saygı görmüyor, ev ve aile ile ilgili sorumlulukları sırtında taşıyor, haliyle kimliğini yaşayabilmek adına eş ve anne oluşunu her şeyin önüne koyabiliyor, bu 'varoluşu' sağlayan erkek evladına da gözünün içi gibi bakıyor.
Aile, hayata dair pek çok deneyimin ilk yaşantılandığı yer. Erkek evlat, annesinin 'kendi olmaktan' önce eş ve anne olduğunu görerek büyüdüğünde, aynını arıyor. Babasının annesine saygı gösterdiğini görmeyen bir çocuk, başka kadınları sevebilir ama iş saygı duymaya geldiğinde kafası karışabilir.
Anne ve babalara düşen en önemli görevlerden biri kadına değer vermeyi ve saygı duymayı çocuklarına aşılamak.

<p>Çevre dediğimiz hadisenin sadece devletlere bırakılamayacağını söyleyen Oğuzhan Bilgin, konuya il

'Çevre, dünya ve tabiat bize emanet olarak bırakıldı'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Kilo vermek için iştah kapatan besinler

Haftanın yalanları