• $13,7194
  • €15,5684
  • 786.53
  • 1910.41
22 Mart 2013 Cuma

Newroz'a aşitiye (Barış Nevruz'u)

Sokaklarda halay çekenler, ateş yakanlar, türkü söyleyenler gecenin karanlığından sıyrılıp içime düşen heyecanla buluştu.
Pencereden sokağı izlerken; sayısız acı, tarifsiz haksızlık ve büyük bir mücadelenin kahramanı olmuş; kimi zaman canını, kimi zaman evladını inandıkları uğruna vermiş bir halkı izliyordum.

***
Sabah çok erken bir saatte Nevruz alanında yerimi aldım. İlk dikkatimi çeken; alanda çalışan gazetecilerin heyecanıydı. Herkes 'bugün ne olacak?' diye birbirine bakıyordu. Sanırım halk okunacak metne gazetecilerden çok daha hazırdı.
İstisnalar dışında aslında hepimiz bölgeye o kadar yabancıydık ki...
Yıllarca bize anlatılan, doğru kabul ettirilen ne varsa çoktan terk etmiştik etmesine de şimdi kaybettiğimiz yılları dokunarak, hissederek geri kazanmaya çalışıyorduk.

***
Ateşler yakıldı, halaylar çekildi, konuşmacılar bir bir sahnede yerini aldı. Ama bence en önemsenmesi gereken 'mesaj' Halk İnisiyatifi adına açıklama yapan yüzleri poşulu, gerilla kıyafeti giyen gençlerden gelmişti... Sahnede yerini alan Halk İnsiyatifi'nin  sözlerinin alandaki kitlede nasıl bir coşkuya sebep olduğunu görmenizi isterdim.
Aldatılmaya, kandırılmaya, oyalanmaya müdanalarının olmadığının dile getirilmesinden ve dile getirenlerin 'onlar' olmasından nasıl gurur duyduklarını gördüm.
Barışa özlem duyan, acı çekmekten bıkmış bir halkın kenetlenerek, kolektif hareketle 'sürece' destek olduğunu ama 'kontrolü' asla elden bırakmaya niyetleri olmadığını görmekten etkilendim.
Şüphesiz günün en önemli anı Abdullah Öcalan'ın İmralı'dan gönderdiği mektubun okunmasıydı.
Barış çağrısı yapan, silahın değil fikrin ve demokratik siyasetin hakim olacağı bir süreçten bahseden o mektup.
Kimilerini memnun eden kimilerini tatmin etmeyen o mektup...
Önümüzdeki günlerde mektuba Kürt halkının ne dediğini, nasıl yorumladığını da aktaracağım sizlere. Ancak bugün Öcalan'ın mesajlarını yorumlamak, hareket planları ve tarihleri üzerine 'süreç nasıl işleyecek' yorumları yapmak için çok erken diye düşünüyorum. 

***
Abdullah Öcalan'ın mektubu okunurken gözüm hep halktaydı. Ne büyük bir coşku gördüm ne de bir öfke... Herkeste temkinli, olgun bir bekleyiş hali hakimdi. Kimse neye karşı bu savaştan vazgeçtiğini bilmiyor ama herkes liderine güveniyordu.
Kürt halkı sürece zarar vermemek konusunda öyle temkinliydi ki mektuba dair yorumlarını yüksek sesle yapmaktan kaçınıyor, değerlendirmeyi eve, aile arasında yapılacak münazaralara saklıyordu.
Abdullah Öcalan'ın mektubu hem Kürtçe hem Türkçe okundu. Pervin Buldan'ın okuduğu Kürtçe metin sessizce dinlendi. Çünkü Kürtçe okumada zorlanan Buldan metni yazıldığı gibi okuyor ve Kürtler anlamakta büyük zorluk çekiyordu. Buna rağmen ne bir protesto ne bir itiraz yapıldı. Herkes tüm coşkusunu metni Türkçe okuyan Sırrı Süreyya Önder'e sakladı.

***
Benim için dün Diyarbakır Nevruz alanında; dışarıdan bakıldığında büyük bir coşku, büyük bir kutlama gibi görülen ama kalabalığın içine girildiğinde düşünceli, kafasında onlarca sorusu olan ama sürece gölge düşürecek tek bir hamle yapmamaya kendini programlamış, geçmişin hesabını sormayı ertelemiş ama silmemiş milyonlar vardı. 

<p> </p>

Parasosyal etkileşimi çocuklarımıza neden anlatmalıyız?

UNESCO'nun geçici listesindeki Yesemek'te 15 heykel gün yüzüne çıkarıldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan Siirt'te toplu açılış törenine katıldı

Ürdün'ün Salt kentindeki müze dünyanın en küçük Kuran-ı Kerim'ine ev sahipliği yapıyor