• $7,351
  • €8,9467
  • 438.424
  • 1536.11
12 Kasım 2011 Cumartesi

Hindistan'da gece zengin gündüz fakir!

Hindistan hakkında okuduklarım, duyduklarım bavulumu yaparken kıyafetten çok ilaç, bakteri kovucu ve yiyecek almama neden oldu.
Açıkçası neredeyse hiçbirini kullanmadan geri getirdim.
Çünkü insan birkaç gün içinde her şeye alışıyor. Pisliğe bile!
Hikayeyi başa saralım...
Türk Havayolları'nın Delhi'ye direkt uçuşu var.
Uçak inişe geçtiğinde pilotun 'İndira Gandhi Havaalanı için alçalıyoruz' anonsu duyuluyor...
Türk yolcuların tamamı basıyor kahkahayı.
Biliyorsunuz, 'indiragandi' bizim uydurduğumuz bir terim aynı zamanda. Türk halkı 'indiragandi'yi 'cebe para indirme' tanımı olarak da kullanıyor.
Bavullarımızı alıp arabaya binene kadar ilk teşhisi koyuyorum 'Hintliler çok yavaş!'... Tüm seyahat boyunca da bu ani teşhiste ne kadar haklı olduğumu tekrar tekrar anlıyorum.
Bir şeyi satın almak, bir yerden bir yere ulaşmak, bir sorunun cevabını almak hep 'aşırı zaman alıyor'...

TRAFİK SORUNU MU DEDİN?
Hele ki Hindistan'ın ünlü trafik sorunu! Anlatılmaz, yaşanır...
Bilgisayar oyunu oynar gibi yolculuk ediyorsunuz. Sabaha karşı 5'te bile trafik var. Kimse kurallara uymuyor. Ters yönden gelen araçlar gayet doğal karşılanıyor. Selektör ve kornasız bir saniye geçmiyor. Ani frenler, sollama ve sağlama hızları takdire şayan!
Dünyanın gelişmiş birçok ülkesinde trafikte korna çalmak büyük kabalık kabul edilirken Hindistan'da neredeyse tüm araçların arkasında 'lütfen korna çal' yazıyor.
Hintli şoförler, trafikte yaptıkları hareketlere şok geçiren turistlere çok gülüyor.
Gün ortasında aniden sıkışan trafik iki saat hiç kımıldamadan aynı noktada kilitlenmenize neden oluyor.
Trafikte sadece arabalarla değil bisikletler, motosikletler, at arabaları, inekler ve maymunlarla beraber sıkışıyorsunuz. Bu arada camı tıklayan dilenci sayısı bizim İstanbul'da 'illallah' dediğimiz dilenci sayısından onlarca kat fazla.
Ve paradan başka hiçbir şey kabul etmiyorlar. Dilenmesi için genellikle çocuklar kullanılıyor. Birbirinden güzel çocuklar. İlk iki gün her çocuk için üzülüyor, tam elinizi cebinize attığınızda ise rehberiniz tarafından yapılan 'tek kuruş verirsen tüm mahalle etrafını sarar' uyarısıyla yeltendiğiniz hareketten vazgeçiyorsunuz.

RENKLİ GECE HAYATI
Hava sıcak, nemli, sisli ve toz bulutu!
Sokaklar pislik içinde.
Aynı yerde diş fırçalayan, tuvaletini yapan, saçını kestiren, yemek pişiren, dişini çektiren insanlar görüyorsunuz. O pisliğin içinde yarı çıplak, çamurla oynayan çocuklar da cabası.
Yeni Delhi Eski Delhi'ye nazaran biraz daha temiz.
Pahalı oteller, iyi restoranlar ve barlar var.
Gündüzleri gördüğünüz ve hayretlerle izlediğiniz sefalet boyutundaki fakirlik, gece olunca yerini şıklık, zenginlik ve eğlenceye bırakıyor.
Çoğu sokaklarda yaşayan şehir halkını sisli karanlığın arasından görmeniz mümkün olmuyor.
Delhi'nin iki lüks oteli var. Biri ITC Maurya, diğeri Taj Palace.
Taj Palace'ın içindeki Vietnam yemekleri yapan Blue Ginger adlı restoran çok başarılı. Otelin bahçesine açılan Blue Bar, Hint sosyetesinin uğrak yeri.
Hint yemeği yemek ve mideyi bozmak istemiyorsanız şehrin en ünlü restoranı olan Bukhara'ya gitmelisiniz. Ama şimdiden uyarmalıyım; bu restoranda çatal bıçak kullanmak yasak. Cam bardak yerine ise bakır çanaklar kullanılıyor. Ama yemekleri gayet temiz ve lezzetli.
Gerçi seyahat uzadıkça baharat, özellikle de kişniş kokusundan bıkıyorsunuz ya neyse...
Sokakta yemek yememeniz konusunda uyarı yapmaya gerek duymuyorum bile. Çünkü o koku içinde canınız hala bir şeyler yemek isteyebiliyorsa size şapka çıkartırım!
Ya da önce ayak tırnağının içini eliyle temizleyen adamın sonra aynı eliyle size yemek servisi yapması iştahınızı kaçırmıyorsa!
Delhi'nin bugünlerde en gözde olan gece kulübü ise Lab. Bizden bir hafta önce Lady Gaga'nın orada eğlenmiş olması ise kulübün şöhretine şöhret katmış. 'Lady Gaga'nın orada ne işi var' demeyin. Hintli bir işadamı evinde verdiği davette sahneye çıkması için özel olarak getirtmiş.
Dedim ya Hindistan'da zenginlik ve fakirlik gece ile gündüz gibi. Ülkenin tamamına yakını sefalet içinde yaşarken diğer bir kesim de zenginlik içinde yüzüyor.
Ülkenin tamamı gibi Delhi de epey büyük bir yüzölçümüne sahip. Eski Delhi, Yeni Delhi, Güney Delhi, Kuzey Delhi ve Delhi Dışı olarak tanımlanan beş bölgeden oluşuyor. Güney Delhi'de zenginler yaşıyor. Birçok iş merkezi ve gökdelen de yine güney Delhi'de.

'HER ŞEY ÇOK UCUZ'  PALAVRASI...
Seyahate gitmeden önce dört bir yandan elime alışveriş listeleri tutuşturuldu.
İpek şal, yılan derisi, mücevher, işlemeli kumaş gibi isteklerdi çoğu.
'Orada çok ucuzmuş bunlar' dediler.
Bir bakıma haklıydılar da. Evet, Hindistan'da bu tip şeyler çok ucuz. Ama hangi kalitede mal aradığınıza bağlı.
Mücevher veya değerli taşlar 'dandik'se sudan ucuz. Ama iyi kalite ise fahiş fiyattan satılıyor. Dünyanın en çok turist çeken şehirlerinden biri Delhi'de adım başı kumaşçı ve mücevherci. Her dükkanın kapısında taramalı tüfek taşıyan korumalar duruyor. İyi kalite bir Hint takısını hele üzeri 'gerçek' taşlarla süslü ise 10.000 dolardan aşağıya almak mümkün görünmüyor.
Orta derece veya vasat mala tamah ediyorsanız onun için de sıkı pazarlıkçı olmanız gerekiyor. 100 dolardan açılan pazarlık yirmi beş dolara kadar indirilebiliyor, tecrübeyle sabit!
Antika almak istiyorsanız 90 senelikten eski bir şeyi ülkeden çıkartmaya kalkmak suç. Onu size satan da en az sizin kadar suçlu. Çünkü 90 senelik bir takı veya eşya müzeye bağışlanmak zorunda!
Aynı zamanda birkaç parça tavuskuşu tüyünden başka herhangi bir hayvan kürkü veya derisini de ülkeden çıkartmak imkansız. Zaten ülkeyi terk ederken bavullarınız didik didik aranıyor. Ve aldıklarınız 'yasal' değil ise el konuluyor.
Etnik takı almak istiyorsanız mutlaka köylere gitmenizi tavsiye ederim. El sanatlarını evlerinde icra eden köylülerden alışveriş yapabilirsiniz.

AMAN DİKKAT!
Rehber çok önemli. Eğer işini iyi bilen ve yırtık birine denk düştüyseniz şehrin bilinmeyen, turiste açık olmayan bölgelerine girip çıkmanız mümkün.
Rehberiniz yüzünden saatlerce trafikte kalmanız, üzerinizden para kazanacağı dükkanlardan başka hiçbir yeri görememeniz de mümkün!
Sokaklarda yankesici çok. Hızlı ve kıvrak hareketlerle siz daha farkına varmadan saatinizin, cüzdanınızın ve hatta pasaportunuzun 'tokatlanma' ihtimali yüksek.
İngiliz sömürgesinden yakın tarihte çıkmış oldukları için, dilenciler bile İngilizce biliyor. Bu turistler için büyük avantaj.
Bana Delhi'ye gitmeden birtakım pazar adları verildi. Mesela Mina Bazzar. Adı Türkçe'ye Kadın Pazarı olarak çevrilmiş. Ben gittim, yüzüme vuran sinekler ve pislikten başka bir şey göremeden çıktım. O yüzden 'pazar alanları'nı tavsiye etmem.
Bu arada Delhi'de birçok tarihi bina var. Ancak yağmalana yağmalana içeride görülecek şey bırakılmamış.
Modern sanatlar müzesi ise ilgilisi için epey enteresan.

YARIN:
'Ölü yakma ayinine nasıl katıldım?'
'Tac Mahal deneyimi'
'Shish Mahal da neymiş?'
'Felsefemiz net: Bir daha dünyaya gelmemek!'

"hint.jpg"

<p>Taceddin Kutay Kafa Konforu'nda bu hafta, 'hayatın tekliflerine karşı aldığımız pozisyonu nasıl t

'Refik'in kadar kıymetlisin hayatta...'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Kutup ayılarını görüntülemek istedi, az daha canından oluyordu!

Herkes memleketinde yaşasaydı illerin nüfusu kaç olurdu?