• $7,4102
  • €9,0318
  • 442.2
  • 1542.45
19 Eylül 2011 Pazartesi

Boğazımı düğümleyen cenaze

Sabah çok erken saatlerde Ankara'ya vardım. Haliyle camiye de herkesten önce giriş yaptım. Henüz çelenkler yeni taşınıyordu.
Hemen, üzerinde 'Emniyet Genel Müdürlüğü' yazan dev çelenk dikkatimi çekti. Daha neler, herhalde tutuklu olarak yargılanan birinin eşinin cenazesine Emniyet Genel Müdürlüğü çiçek yollamaz diye düşünürken öğrendim gerçeği. Güngör Yurdakul ve emekli bir emniyet müdürünün cenaze namazı aynı anda kılınacakmış. Musalla taşına da beraber yatırılacaklarmış. Dünyanın herhangi bir ülkesinde bu bile başlı başına haberdir asında. İronik bir haber...
Yurdakul Ailesi yavaş yavaş Kocatepe Camii'ndeki yerini alıyor. Sıradışı bir ailedir Yurdakul Ailesi. Bilenler bilir; okumaya, yazmaya, çizmeye ve fikir üretmeye yatkındır çoğu.
- - -
Henüz Doğan Yurdakul görünürde yok. Saat tam 12.00 olduğunda cezaevi aracıyla ve polisler eşliğinde getirilecekmiş camiye.
Herkes birbirine detayları sorarken aile üyeleri usanmadan yanıtlıyor.
Geceyi kendi evinde 6 görevliyle geçirmiş. İkisi evin içinde diğerleri dışarıda görevliymiş. Telefonla konuşması, aile dışından insanların eve kabul edilmesi yasakmış. Cuma akşamı komşuları eve akın etmiş. Doğan Bey'i görmek istemişler ama eve kabul edilmemişler.
- - -
Yengelerini kaybetmenin üzüntüsüne rağmen aile huzurluydu. Doğan Yurdakul'u görebilmiş onunla vakit geçirebilmiş, acısını paylaşabilmiş olmaktan dolayı.
Güvenlik görevlileri uçakta Doğan Bey'in kızıyla yan yana ve el ele oturmasına izin vermişlerdi. Uçak korkusu olan Doğan Yurdakul kızına kavuşmuş olmanın mutluluğundan uçakta olduğunu fark edememişti bile...

"bgzmidgmlyn.jpg"DOĞAN'I SON BİR KEZ GÖRECEĞİM!
Yeğeni Deniz Yurdakul; 'Doktorlar yengemin bu kadar yaşayabileceğine imkan vermiyordu. Fakat o bilincini kaybedene kadar 'Doğan'ı mutlaka son bir kez göreceğim' diyordu. Amcamı görmek için yaşamda kalmaya çok çabaladı' diye anlatıyordu Güngör Yurdakul'un son günlerini...
Derken polis arabasının sireni duyuldu. Herkes hızlı adımlarla merdivenin başındaki yerini aldı.
Caminin önünde duran cezaevi aracının kapısı açıldı. Güvenlik görevlileri arasında Doğan Yurdakul gördündü.
İlk izlenim; epey kilo kaybetmiş...
Gelişini bekleyen kalabalıktan alkış sesleri yükseldiğinde tüylerim diken diken oldu. Gözümden kontrolsüzce akan yaşları gizlemek istedim.

CENAZE NAMAZINI KILMADI!
Doğan Yurdakul genç değil, sağlıklı hiç değil. Birçok sağlık sorunuyla boğuşuyor. O yüzden de aile çok tedirgin. Havanın sıcaklığı, stres, üzüntü ve kalabalıktan fenalaşmasından korkuluyor. Evden çıkmadan epey güçlü 'yatıştırıcılar' içirilmiş. Tüm önlemler alınmış, ama yine de endişeliler...
Doğan Yurdakul kendisine 'göz kulak' olması için görevlendirilmiş polislerle avluda yerini alıyor. Taziyeleri kabul edecek. Kızı bir yanında, Güngör Hanım'ın ilk eşinden olan oğlu diğer yanında...
Sırada Can Dündar'ı görüyorum. Varlığı hoşuma gidiyor.
Her elini sıkan başsağlığı dilemeden önce mutlaka ya 'güçlü olmalısın' ya da 'seninle gurur duyuyoruz' diyor.
'Bu günler geçecek. Metin ol' diyen de var..
O sırada fısıldaşmalar başlıyor. Doğan Yurdakul inançları gereği yani ateist olduğu için namaz kılmayacak, duaya eşlik etmeyecek deniyor...
Keza birkaç dakika içinde birçok 'haber' sitesine cenaze haberi 'karısının cenaze namazını kılmadı' diye düşüyor.

MEZARLIKTA KİMSE YOK!
Camiden yine aynı şekilde ayrılınıyor. Doğan Yurdakul cezaevi arabasına yerleştiriliyor. Aile fertleri arabalarla arkasından takip ediyor.
Tam camiyi terk etmek üzereyken sloganlar atılmaya başladığını duyuyorum.
Oysa Doğan Bey 'Eşimin cenazesini siyasi platforma döndürmeye çalışanı affetmem' demiş, bu biliniyor...
Konvoy halinde camiden Cebeci Asri Mezarlığı'na gidiyoruz.
Çok az insan var. Nihat
Genç ve Sinan Aygün gözüme çarpıyor.
Mezarlık tenha. Aile ve birkaç kişi... İçim buruluyor. Doğan Yurdakul'u tam mezarın önünde duran cezaevi aracından 'toprak atması' için indirip işlem biter bitmez geri bindiriyorlar.
Etraf sivil polis kaynıyor. Telefonları hiç susmayan polisler 'Sorun yok. Mezarlıktan ayrılmak üzereyiz' gibi raporlar veriyor.

NELER HAKKINDA KONUŞTU
Elbette bu şartlar altında Doğan Bey'le sohbet etmek imkansızdı. Ama her fırsatta konuşma imkanı doğduğu her anı değerlendirdim.
Kendim konuşmalara dahil olamadımsa da dinledim her
şeyi.
Aklımda kalanları aktarmaya çalışacağım:
- Sık sık koğuş arkadaşları Ahmet Şık ve Nedim Şener'den bahsediyor. Adlarını anıyor. Belli ki bu süreçte ona çok destek olmuşlar.
- Yalçın Küçük üzerinden dönen esprileri anlatıyor. Resmen Yalçın Küçük fıkra kitabı çıkabilir Silivri'den, o kadar yani!
- Soner Yalçın'ı hiç göremediğinden, aynı cezaevinin farklı kanatlarında yattıklarından bahsediyor.
- 'Ah şu tecrit olmasa' diyor.
- İddianameden bahsediliyor ara ara. Herkese 'Okudunuz mu?' diye soruyor.
- Eşi Güngör Hanım'la anılarını anlatıyor. Gözleri dolu dolu 'Güngör demişti ki' diye başlıyor konuş-
maya.
- Cezaevinde koğuşlarına yuva yapan kuşları anlatıyor bir ara başsağlığı kuyruğundaki yakınına.
- Ve diyor ki 'Bu üç günlük izin bana aylarca yetecek. Kızıma kavuştum, ona sarıldım. Ailemi gördüm. Daha ne isterim?' O sırada internet sitelerinde çıkan 'Karısının cenaze namazını kılmadı' haberini iletiyor avukatı. 'Namaz kılsaydım 'Ne oldu da ateist adam namaz kıldı' diye çarpıtılacaktı o yüzden takılmıyorum' diyerek kapatıyor konuyu...
Mezarlıktan sonra kendi evine götürüyorlar Doğan Bey'i... Biz de camide Doğan Yurdakul'a sıkı sıkı sarılmış olmanın mutluluğuyla veda ediyoruz Ankara'ya...

Soner Yalçın'a özel not:
OLDUM olası kafam karışık olduğunda sana soru sormayı sevmişimdir. Sence, tutuklu bir gazetecinin eşinin cenazesine katılmasına tanıklık etmek 'normal şartlarda' gazeteciyi heyecanlandırır mı, heyecanlandırmaz mı? Ve Böyle bir olaya kaç yılda bir tanıklık edebilme şansı elde edilir? Yoksa bu çok sıradan bir olaydır ve her şeyi gözlemleyip yazma üstadı meslektaşlarımızın ilgisini çekmeme sebebi sık sık yaşanıyor olması mıdır?  Aman yanlış anlama; ben demiyorum ki neden 'köşe yazarları' gelip o cenazede 'özgürlükler' adına destek vermek amacıyla bulunmadı? Tam tersine cenazeler ideolojik duruşların yeri olamaz.. Ama ben diyorum ki; mesleki güdüler de mi bu kadar yok oldu arkadaş?

<div><br></div><p><br></p>

Meteoroloji Hava Tahmin Uzmanı açıkladı... İstanbul'a kar yağacak mı?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Simpsonlar yine şoke etti! Bunu da bildiler

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Brüksel'de NATO Genel Sekreteri ile görüştü