• $7,4627
  • €9,024
  • 437.81
  • 1524.49
24 Ekim 2012 Çarşamba

Anlayamadım; bu rapor sizi neden şaşırttı?

Önemli bir kuruluş olan CPJ yani Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesi, Türkiye'deki basın özgürlüğünü konu alan bir rapor hazırladı.
Rapora; 'Gazetecilerin Hapsedildiği ve Muhalefetin Suç Sayıldığı Karanlık Günler' adı verildi.
Raporda; 'Türkiye'de basın özgürlüğü krizdedir, Recep Tayyip Erdoğan hükümeti basına karşı yakın tarihin dünya çapında en büyük saldırısını yürütüyor, otosansürün yerleşmesi için baskıcı taktikler uygulanıyor, gazeteciler terör veya devlete karşı suç işlemekle itham edilip hapsediliyor, Erdoğan gazetecilerin itibarına saldırıyor, eleştirel yazılar yazan gazetecileri uyarmaları veya işten atmaları için patronları zorluyor' gibi ifadeler yer aldı.
Ayrıca; 'Kürt gazetecilerin hapiste olması yalnızca Türkiye'deki demokrasinin göstergesi değil aynı zamanda Kürtlerin hak mücadelesiyle bağlantılı bir meseledir' gibi tespitlere de yer verildi.
Odatv, Ergenekon ve KCK'dan tutuklu gazetecilerin gazetecilik faaliyetlerinden dolayı 'içeride'  olduklarını, hali hazırda cezaevlerinde yatan 76 gazetecinin 61'nin 'sadece' mesleklerini icra ettikleri için tutuklu olduğunu belirlediklerini ve geriye kalan 15 kişi üzerinde de çalışmaya devam ettiklerini, okunan iddianameler ve yapılan incelemeler sonucu Soner Yalçın ve Mustafa Balbay gibi tanınmış isimlerin 'yazıları' ve 'haberleri' yüzünden tutuklu olduğu sonucuna vardıkları da yine aynı raporda belirtildi.
***
Bu raporda yazan ve bizi şaşırtacak hiçbir 'yeni bilgi' yok aslında.
Biz zaten tutuklu meslektaşlarımızın neden tutuklu olduğunu biliyoruz.
Çünkü iddianameleri okuduk, çünkü duruşmaları izledik, çünkü yaşananların fazlasıyla farkındayız.
Ama bakıyorum rapor çıktığından beri 'şaşırtan', 'ilginç', 'şok' gibi ifadelerle sunuluyor kamuoyuna.
Oysa bana göre bu ifadeler, güçlü ve tanınmış yabancı meslektaşlarımızın harekete geçmekete hayli zaman kaybetmiş olmasının altını çizmek için kullanmaya daha uygun!
Onların çoktan 'bize' sahip çıkmış olmaları gerekirdi.
Hatırlayacağınız üzere aynı komite geçen yıl 'Sadece 8 kişi gazetecilik faaliyetinden dolayı tutukludur' raporuna da imza atmıştı.
Rapor o günlerde eleştirilmişti, itirazlar olmuştu çünkü CPJ dersini çalışmamış, o raporu da çalışmadan, bilmeden, okumadan hazırlamıştı.
'Sekiz kişi' tespiti hükümet tarafından benimsenmiş, sıklıkla ortaya konmuş, gazetecilerin tutukluluğuna dair yapılan her eleştiride 'Buyurun size raporu' denmişti.
O rapordan alınan güçle içeride yatan gazetecilerin tecavüzcü, terörist, hırsız, katil olduğunu iddia eden hükümet şimdilerde sessiz. Sadece Başbakan'ın avukatı cevap niteliğinde bir açıklama yaptı. Dediki; basına açtığımız davalar işe yaradı. Özellikle köşe yazarlarının üslupları düzeldi. Eleştirinin dozu azaldı.
Ama bizler nasıl raporda yer alan 'bildiğimiz gerçekler'e şaşıramazsak bu tip açıklamalar karşısında da şaşıramayız...
Çünkü şaşırma sırası, çağımızda bu tip açıklamaları mesleğe yapılmış hakaret kabul edecek ve bizler gibi durumu tamamen kabullenmemiş Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesi'nde..
***
Yani özetle demek istediğim şudur; evet CPJ'nin raporu çok önemlidir. Çünkü dünyada saygın bulunan, kabul edilen bir kuruluştur ve ortaya koydukları rapor Türkiye'de yaşananları uluslararası düzeyde  somutlaştırmıştır.
Ama ortada bizi şaşırtacak bir bilgi de yoktur.
Biz zaten 'durumumuzun' ilk günden beri farkındayız.
Belleksiz, bilinçsiz ve bilgisiz varlıklarmış gibi 'şok rapor' demenin bir manası yok.
Gerçeğe uygun, 'farkındalık' barındıran tepkiler verirsek, içinde yaşadığımız ülkeye yabancıymışız gibi bir tablo da çizmemiş oluruz..
Sonuçta yıllardır gözümüzün içine bakıla bakıla 'bir şeyler' söyleniyor.
Biz ikna oluyor muyuz? Hayır.
Ama kalkıp da 'şok rapor' dersek o zaman bizi 'ayıltan'ın bu rapor olduğu algısı ortaya çıkar ki bu son derece yalan ve acıklı bir tablo olur.
Daha da kötüsü; 'Biz ancak sizin raporunuzu şaşırma efektiyle yayınlayabiliriz çünkü meslektaşlarımızı savunabilecek, mesleğimizin arkasında durabilecek cesaretimiz sadece sizin tespitlerinizi, sizin ağzınızdan tekrar edebilecek kadardır' demiş olur...

Emniyet müdüründen yanıt var
GEÇEN hafta Rosateks işçilerini, uğradıkları haksızlığı ve düzenledikleri eylemleri yazmıştım.
Yazı da eylemlerde görev alan polislerin olayın muhatabı Köşebaşı kebapçısından dürüm yediklerinden de bahsetmiştim.
Beşiktaş İlçe Emniyet Müdürü Zafer Ağırkaya aradı. 'Üzüldüm. Ekiplerim görev esnasında kebapçının tuvaletini bile kullanmıyorlar. Özel talimatım var. Taraf gibi algılanmamaya özen gösteriyorum. Tüm memurlarımın yediği yemeklerin faturası var. Asla 'ikram' kabul etmeyiz' dedi.
Hazır fırsatı yakalamışken polis sayısının eylemci sayısından fazla olmasının 'orantısız güç' algısına sebep olduğunu söyledim.
'Sayıca fazla olmamızın sebebi geçmişte eylemler esnasında yaşanan taraflar arası çatışmanın tekrarlamasını önlemektir. Yoksa güçsüzün karşısında aşırı güç gösterisinde bulunmak gibi bir amacımız asla yoktur' dedi.
İtiraf etmeliyim ki Ağırkaya ile yaptığım telefon görüşmesinden olumlu yönde etkilendim.
Polisi her daim ihtiyacı olanın, zayıf olanın, hakkı yenenin yanında görmek arzumuzdur.

<p>Okurlarından gelen 'Kullanmış olduğunuz dil, çoğu kez 'ağdalı ve anlaşılması güç' noktasında gele

'Türkçenin inceliklerini kullanmazsak yok olup gidecek'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Kasrik Boğazı güzel manzarasıyla keşfedilmeyi bekleniyor

Akrep ve fare karşı karşıya gelirse... İlk kez görüntülendi!