• $9,2853
  • €10,7565
  • 527.628
  • 1409.56
14 Ekim 2021 Perşembe

Mesele TÜGVA değil sen hâlâ anlamadın mı?

B.

Meşgul olmak istemediğim konularda yazı yazmak zorunda kalmak beni öfkelendiriyor.

Ancak son zamanlarda planlı bir biçimde sahnelenen acayiplikler hakkında bir şeyler söylemek lazım.

TÜGVA'nın Büyükada'da kiraladığı merkezin, Vakıf ile İBB arasında bir münazaaya dönüştüğünü bilmeyen yok.

Mümkündür, olur böyle şeyler. Bir iradenin çıkarı diğeri ile çatışır ve çözüm yolları aranır. Buna kabul edilmeyecek bir şey yok.

Kabul edilmeyecek olan şey, iktidar araçlarının olmayacak şekilde çeşitlendirilmesi ve devlet algımızın dönüştürülmeye çalışılması.

Belediye başkanı olması akabinde eline tutuşturulan notlarda sürekli "Merkezi hükumet" ifadesi yer alan ve Türkiye'nin üniter devlet yapısından bihaber gibi konuşmayı adet haline getiren Ekrem İmamoğlu –ki ben kendisi hakkında tek satır yazmadan bu yazı çizi işlerinden emekli olmayı çok isterdim- bambaşka bir tatbikat ortaya koydu.

Asıl alakamızı teksif etmemiz gereken nokta budur.

Daha önceleri çeşitli ilçe belediyelerinin zabıtaları ile IBB zabıtaları arasında yaşanan kavga gürültülere şahit olmuştuk.

Görev ve sorumluluk sınırları çok açık olan ve kamu düzeni görevlisi olan zabıtaya bir nevi kolluk kuvveti fonksiyonu yüklendi.

Elbette memuriyet hudutları içinde yer alan zabıtalara hesapsız bir kolluk fonksiyonu icra ettirmek mümkün değildir. Adamcağızların başı devletle belaya girer. Bir yere kadar sınırları zorlayabilirsiniz.

Büyükada'da yaşanan kepazelik bunun çok ötesinde bir eylemdir.

Canan Kaftancıoğlu riyasetinde parti teşkilatlarından bir tayfa toplayıp mekan basmak akıl alır şey değildir.

Zira ihkak-ı hak hak değildir!

Kanun vardır, nizam vardır. Hukuk vardır, mahkeme vardır. Akabinde yürütülecek sürecin safahati bellidir.

Savonarola'nın çocuk zaptiyeleri misali, mahalle kavgasına gider gibi adam toplayarak bir mekana gidilmez.

Bu, fevri bir hareket olmanın çok ötesindedir.

Devlet erkini nameşru, ona karşı var olanları ise meşru gören bir aklın yapabileceği bir şeydir.

Kılıçdaroğlu'nun, sistemi nameşru, HDP bileşenlerini meşru gördüğünü söylemesi benzer bir kafa karışıklığının, belki de kendilerince bir zihin berraklığının alametidir.

Türk ordusunun, polisinin, adliyesinin ve benzeri kurumların meşruiyeti devletin kendilerine açtığı alan iledir.

Bunun haricindeki alan taleplerinin hepsi, aslında sorunlu olunan şeyin bizzat devlet olduğunu ortaya koyar. Ondan sonra tartışmaya başlarız, "acaba Öztürk Yılmaz haklı mı? Kılıçdaroğlu ve şürekası hakikaten Türkiye'den nefret mi ediyor?" diye...

Biz yine de öyle sorular sormayalım. Öztürk Yılmaz'ın yorumu olarak kalsın bu

Bir süredir CHP'den yükselen ve federal sistemi tartışılır kılan söylemlerin, yakın vadede HDP üzerinden ülke gündemine taşınacağının ipuçlarıdır.

O tartışmalar öncesinde, toplumun bir kesiminin ancak bahusus gençlerin lokal güç merkezlerinin varlığını kabul edecek bir zihne sahip olması amaçlanıyor.

Yoksa Kaftancıoğlu da biliyor, yoldan çevirdiği üç beş kişiyle bir mekana çökemeyeceğini.

Meselenin ağırlık noktası, TÜGVA'nın bir mekan kiralamasının, kiranın bedelinin ne kadar olduğunun vb. çok ötesinde bir merkezde temerküz ediyor.

Kimilerinin partili cumhurbaşkanlığı sistemine karşı oluşunun temel motivasyonu da bu arzu ettikleri dönüşümdür.

Gücü merkezileştiren bir dönüşüm, gücü dağıtmak isteyenlerce elbette istenmez.

<p>İstanbul Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Eray Güçlüer, terör örgütü DHKP-C operasyonuna i

Kılıçdaroğlu'nun iddiası yeniden gündemde

Fenerbahçe, Trabzon'a ayak bastı

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (16 Ekim 2021)

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Angela Merkel ortak basın toplantısı düzenledi