• $ 7,8656
  • € 9,3235
  • 485.011
  • 1210.41
Haber Hattı
Haber hattı
0530 708 54 54
Bip""/
Haber hattı
0530 708 54 54
Reklamı Kapat

Bazen lisan yetersiz kalır

Paralel hayatlar yaşayan, farklı âlemlerin çocuklarının birbirini anlamıyor olmasına hayret etmemeli.

“Evet, oruçlu iken su da içmiyoruz” derken ben, irkilen gözlerle bakan ecnebi arkadaşlarımın hayretine, en az onlar kadar hayret etmişimdir. Cehaletime veriyorum bugün bu hayretimi.

Yatsı namazını kılmış Müslümanın infirâhını kime nasıl anlatabilirsiniz? Hudutsuz bir ferahlık, lâkin muvakkat. Ertesi gün güneş doğana kadar sizi yine istim üstünde tutacak, beyliği imsak ile biten, sonsuz rahatlıkların en kontrollüsü… Buyurun bu tanzim-i hayattan behresi olmayan bir kimseye, bunun nasıl bir his olduğunu anlatın.

Erich Fromm’un “Rüya, Masal, Mitos” kitabında verdiği ünlü örnekte olduğu gibi “hiç şarap içmemiş bir adama, şarabın tadını anlatamazsınız; lisanınızın kapasitesi yetmez. Lisanın bu yetersizliğini ancak rüya ile aşabilirsiniz.”

Birbirinin zevklerine mahrem olmayan kimselerin arasında bir lisan bağı tesis edemezsiniz. Bu insanlar birbirini en fazla tolere edebilirler.

Ömrü, öteki ile bir şekilde anlaşmaya çalışarak geçen bencileyin fıkara için kabullenmesi çok zor bir hakikat. Fakat hakikat. Hakikate küserek onu değiştiremezsiniz.

Hümeyra Ökten annemizin âlem-i cemale göçtüğünü öğrenince karnıma bir ağrı girdi. Ne yapmalı?

Eş dost soruyor, talebeliği ile müftehir olduğumuz Sadettin Ökten hocamızı arayıp taziye verelim mi diye? “Hayır” diyorum. Hocamız zaten müteessir, mükedder; telefonu durmuyordur şimdi “Bir de biz arayarak ağırlık vermeyelim. Zaten cenaze Medine-i Münevvere’de, bize düşecek bir vazife olmasa gerek”. Aksi aksi kabul ediyor arkadaşlarım “öyle şey mi olurmuş?” diyerek.

Ne yapayım? Bana sorarsan, meşrebimce cevap veririm. Benim de meşrebim bu.

Gelgelelim taziye diye de bir şey var. Yıllardır üzerimizde hakkı olan bir hocamıza taziyemizi arz etmemek olmaz. E hadi kapıdan bir uğrayalım, fakat kat’iyyen içeriye girmeyelim. Hem pandemi tedbirleri de var.

Zili çaldık mütereddit. Korktuğumuz başımıza geldi ve kapı açıldı.

“Oturun çocuklar” buyurdu hocamız, her zaman olduğu gibi çehresi mütebessim. Biz baş sağlığı dilemeden henüz, malum olan sebeb-i ziyaret uyarınca “Doksan beş sene ömür, altmış beş Hacc… Böyle bir hayat işte” diye söze girdi hocamız. “Nasıl bir halet-i ruhiye idi?” diye sorsa elin oğlu inanın anlatmakta zorlanırım; fakat müşterek zevklerle merzuk olduğumuz ahbab-ı yârâna tek kelime ile cevap verebilirim ve onlar da hiç zorlanmadan anlar ne dediğimi: Mutmain!

Rasyonel hesapların bir yere kadar gerekli olduğunu, akabinde irrasyonel bir hesapsızlık ile çepeçevre olduğumuzu defalarca kendisinden dinlediğimiz hocamızın sahip olduğu itminanı rasyonel bir çerçevede anlatamam.

Rasul-i Rabbilalemin’e mücavir bir hayat yaşamış olan hemşire-i büzürg hazretlerini, yine o şefkat ve merhamet menbainin ağuşuna emanet etmiş ve bundan yana şüphesi olmayan bir mü’minin tevekkülü işte. Anlatabilene aşk olsun.

Hem her şeyi anlatıp da ne yapacağız Allah aşkına? Hayat didaktik kaygılarla, hep başkalarına anlatabilme çabasıyla geçecek bir şey midir?

Hocamızı dinlerken bir yandan düşüncelere daldım. Öyle sanıyorum ki, zaman zaman duçar olduğum bu dalıp gitme hallerime kızıyordur, fakat o hususta henüz bir fırça yemedim. Beni meşgul eden, böyle bir itminanın gün gelip de fakir için de mümkün olup olmayacağı düşüncesi idi.

Aklıma yıllar önce Viyana’da aramızda geçen bir muhavere geldi.

“Hocam, rahipler iki yıllık ajanda kullanırlar, çok kullanışlıdır. Zât-ı âlileri de uygun görürlerse min gayr-i haddimiz takdim etmek isteriz” demiştim. “Bizde Zuhurat Baba diye bir adam vardır Taci Baba; günü gelir bütün hesapları ters yüz eder, o ajandayı hükümsüz kılar” buyurmuştu. “Hesap yapmayalım mı hocam?” diye sordum. “Yap ve teslim ol” buyurdular.

Hatırıma bu muhavere geldi.

Yaşam pratiği teslim olma üzerine kurulu bir pir-i faninin değerler silsilesini, hayatı mücadele olarak görenlere nasıl anlatabilirsiniz?

Anlatamazsınız erenler.

“Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni, değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.” diyen Shakespeare’in ne dediğini hepimiz anlarız.

“Yetmiyor, mutlu etmiyor, dönüp arkamı gideceğim” diyor adam.

“Bu dâr-ı fena çok güzel, ancak sonu olduğu için yeterince güzel değil. Bizi buraya gönderenin hükmüne teslim olduk. Burada başımıza gelenlere de teslim olduk. Dön derse, ona da teslim oluruz” diyen bir kimseyi ise bu ahlaktan hissemend olmayan kimse anlayamaz.

Uzun uzun anlatmaya çabalamanın bir âlemi yok.

Senin dünyan sana benim dünyam bana…

Bugün Eylül ayının ilk günü. Önceki gün ablasını dar-ı bekaya uğurlayan Sadettin hocamızın alem-i fenadaki doğum günü.

Uzun ömürler niyaz ederim. 

Taceddin Kutay Diğer Yazıları

Pes ettirme

31.08.2020

Nezaket perdesi

14.08.2020

Rektör

10.08.2020

Azerbaycan işgal altındaki topraklarını tek tek kurtarıyor

Azerbaycan işgal altındaki topraklarını tek tek kurtarıyor

Amida Höyük'te yapılan kazılarda 1800 yıllık kalorifer sis

Amida Höyük'te yapılan kazılarda 1800 yıllık kalorifer sistemi bulundu

Dünyaca ünlü şarkıcı Halsey saçlarını

Dünyaca ünlü şarkıcı Halsey saçlarını kazıttı

TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Azerbaycan'da

TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Azerbaycan'da