• $12,9048
  • €14,5581
  • 740.321
  • 1808.79
18 Nisan 2018 Çarşamba

Kökünü sevdiğimin dış politikası...

Atatürk sonrasında şekillenen ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin “köklü diplomasi geleneği” denilen şeyi genlerimize kadar kökleyen İsmet İnönü’dür. Teori basittir. Hangi güçlü ülkeye dümen kırdıysak o ülkenin her dediğini yapmamız şarttır. İsmet İnönü, İkinci Dünya Savaşı’nı Almanya’nın kazanacağını varsaymış içeride ne kadar Almanya karşıtı varsa canlarına okumuştu. Ruslar Almanya’yı dize getirince de bu sefer Rusya muhaliflerini ezmişti. “Zikzak yapayım” derken az kalsın ülke uçuruma yuvarlanıyordu. Sonunda ABD’nin himayesinde karar kılındı. O gün bugündür köklü dış politika geleneği diye “zihnimize köklenen çip” bize güçsüz bir ülke olduğumuzu ve mutlaka güçlü bir devletin himayesine ihtiyaç duyduğumuzu fısıldar durur.

**

15 Temmuz hain darbe ve işgal girişimi karşısında Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan’ın liderliğinde milletimiz zihnine köklenen çipleri söküp attı. Türkiye’nin güçsüz ve kendi başına ayakta kalamayacak bir ülke olduğu varsayımına dayalı bütün tezler çöp oldu. Ama yeni durumu ifade edebileceğimiz entelektüel alt yapıyı da tesis edemiyoruz. Zorunluluklar ve acil durumlar “şeytan kovalamaktan salavat getirmeye” fırsat vermiyor.

***

ABD’nin İngiltere ve Fransa ile birlikte Suriye’ye yönelik göstermelik hava saldırısının ardından başlayan tartışmalar eski ezberlerin bugünü izah etmeye yetmediğini gösterdi. Eski kalıplarla konuşmak gerçeğin hiçbir yerine temas etmeyen tartışmalar dışında hiçbir fayda getirmiyor. Gerçek gözümüzün içinde ama “şaşı bak şaşır” durumundayız.

***

Net söyleyelim. İnönü döneminden kalma “dışarıda hangi devletin himayesindeysek içeride o ülkeye muhalif olanlar haindir ve bu durum zırt pırt değişebilir” yaklaşımı kadüktür. Sırf bu eski ideolojik kamplaşma merakı yüzünden Rusyacı, Amerikacı, falancı filancı olma mecburiyeti hisseden arkadaşlar zincirlerinden kurtulma şansına sahiptir. Bu durum onları köksüz, geleneksiz, tutarsız, dün dediğini bugün inkar eden sınıfına sokmaz. Mesela, Türkiye’nin bazı konularda ABD ile anlaşıp bazı konularda anlaşamaması normaldir. Aynı şey Rusya ile ilişkiler içinde geçerlidir. Türkiye özgüven temeline dayalı öz prensipleri çerçevesinde kimseden izin, icazet almadan dış politika tercihlerinde bulunabilir.

***

ABD terör örgütü PKK-PYD ile iş tutup Türkiye’ye karşı bir terör devleti oluşumuna güç, imkan ve yol verdiğinde elbette bunun karşısında can pahasına durulur. Hatta, “silahlarınızı ve bayraklarınızı toplayın yoksa biz toplar elinize veririz” denilir ve gereği yapılır. ABD farklı tavır sergiliyor diye Türkiye topraklarını terör örgütlerinin işgaline açacak değildir. Aynı ABD kendi halkını katleden Esed’i etkisiz hale getirmek için adım attığında Türkiye’nin bunu desteklemesi kadar da doğal bir şey olamaz. Çünkü Türkiye bölgedeki tercihini “Esed’siz Suriye” prensibi olarak başından beri ilan etmiş bulunmaktadır. ABD ile ilişkilerde belirleyici olan kendi prensiplerimiz olduğu gibi aynı durum Rusya ile ilişkiler için de söz konusudur. Nükleer enerji ve savunma sistemleri başta olmak üzere pek çok alanda işbirliği yaptığımız Rusya ile her konuda hemfikir olmamız şart değildir. Nasıl ABD ile aramızda “Katolik nikahı” gibi bir bağ söz konusu değilse Rusya ile de “platonik aşk” yaşamak gibi bir zorunluluğumuz yoktur.

***

“Türkiye şu ülkeler ile ittifak kursun” diyenler bir taraftan da “şu ülkelerle de selamı sabahı tamamen kessin” istiyorlar. Tüm güdümlü yaklaşımlar gibi bu da bize yörünge tayin etmekten başka bir anlam ifade etmiyor. Türkiye’nin “dostum da yok düşmanım da, prensiplerim var, gelen gelsin çizgimize” diyebilecek bir konuma yükselmiş olması kimi niye rahatsız eder ki?

<p> </p>

Sergen Yalçın'ın istifasına ret kararı

Uşak'ta dere yatağında patlamamış top mermisi bulundu

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (29 Kasım 2021)

Kuvvetli lodos hayatı olumsuz etkiliyor