• $15,8429
  • €16,7472
  • 927.402
  • 2394.83
14 Nisan 2012 Cumartesi

Yağlı kazık: Mezhep savaşı

Robert Fisk'in 'Medeniyet için büyük savaş: Ortadoğu'nun fethi'ni bir kez daha okuyorum. Fisk'in bu topraklarda Batı'nın kanlı işgallerine dair tanıklıkları dehşet verici.
Tam bu esnada devreye Hüsnü Mahalli'nin kitabı elime geçti:
'Ortadoğu'da Kanlı Bahar' Hüsnü Mahalli bu coğrafyayı ve dengeleri en iyi bilen gazetecilerden.
Kitabında, Şerif Hüseyin'den Zevahiri Ailesi'ne, Hasan el-Benna'dan El Suud'lara, Katar Emirliği'nden Şeyh Hamed Ailesi'ne Ortadoğu'yu Batı'yla işbirliği yaparak kanatanları anlatıyor.
Mahalli, Müslüman Kardeşler gibi örgütlerin 'Arap Baharı' sonrasında kurulan yeni hükümetlerde aldıkları pozisyonlara işaret ediyor ve olan biten hakkında bizlere bir fikir veriyor.
Ortadoğu'daki işgal tarihini Temmuz 1798'de İskenderiye Limanı'na ordusunu indiren Napolyon Bonapart'la başlatıyor Mahalli. Burada yaptığı ilk konuşmaya besmeleyle başlayan Bonapart'ın, Mısırlı din adamlarına 'Fransızların Allah'a inanan, gerçek Müslümanlar olduklarına' dair fetvalar verdirttiğini öğreniyoruz.
Mahalli, Blair'in Danışma Konseyi'nde de, tarihin garip cilvesi, Müslüman Kardeşler'in kurucusu Hasan el Benna'nın torunu Tarık Ramadan'ın da yer almasına dikkat çekiyor.
Mahalli, Büyük Ortadoğu Projesi'ni son derece detaylı açıyor.
Fas'tan Pakistan'a, Yemen'den Türkiye ve Karadeniz'e kadar uzanan bölgedeki Müslüman ülke pazarlarının 'demokrasi ihracı' adı altında uluslararası sermayeye açılmasının amaçlandığını ve tüm bu proje için en uygun siyasi alt yapının 'ılımlı İslam' olarak belirlendiğini söylüyor.
Mahalli, 'bölgesindeki Müslüman ülkelere kabul ettirebilmek için AKP yönetimindeki Türkiye daha hızlı bir şekilde İslami gelenek, motif ve anlayışların ağır basacağı bir ülkeye dönüştürülmeli. İslamcı ülkelerin Türkiye modeline ilgilerinin sürmesi için bundan böyle daha da İslamlaşması ve giderek Arap ülkelerine benzemesi gerekmektedir.'
Mahalli, Batı ve ABD'nin 'AKP kadrolarının ABD, İsrail, Siyonizm, emperyalizm ve benzeri konulardaki inanç, algı, tutum ve davranışlarının bundan bir 15 yıl öncesine göre geçirdiği değişimin' de izlendiğini belirtiyor. Ve bu durumun 'bölgedeki İslamcıların dönüşmesi konusunda Batı'ya yol göstermesi' konusunda hesaplar yapıldığını da anlatıyor.
Kitaptaki asıl kritik bölüm elbette Suriye. Türkiye'nin pozisyonunu ve neden Suriye'de Esad'ın hedef olduğunu çok net görebiliyorsunuz.
1993'te Bağdat'ın düşmesinin ardından Şam'a giden ABD Dışişleri Bakanı Powell'ın Başkan Esad'a 'Ya dediklerimizi yapar destek olursun ya da başına geleceklere hazırlıklı olursun' tehdidinde bulunmasıyla sürecin başladığını belirtiyor.
Hariri suikastı ve sonrasında yaşananları hepimiz biliyoruz.
Suriye'de yaşanacak olası bir iç savaşta Şiiler, Hanefiler, Araplar ve Kürtler açısından da sonuçlar detaylı olarak analiz ediyor.
Bölgemizdeki tüm dengeleri dönüştürecek yıkıcı potansiyele sahip Suriye iç savaşı önümüzdeki ayların bir numaralı gündemi olacak.
Türkiye bundan nasıl etkilenecek?
Anlamak ve nasıl bir uçuruma yuvarlandığımızı görmek istiyorsanız bu kitabı okuyun derim.

<p>Earle Dickson, 1920'li yılların başında genç ve oldukça sakar bir kadınla evli olan bir şirket ça

Yara bandı nasıl icat edildi? | İcat Çıkarma #7

Perlit'e talep yağıyor! Dünyadaki rezervinin yüzde 75'i Türkiye'de

Çinliler sonunda bunu da yaptı! Kendi kendine giden yemek arabasıyla yemek hizmeti başladı

Bakan Kurum'dan Atatürk Havalimanı ile ilgili açıklama