• $7,369
  • €8,975
  • 441.97
  • 1551.57
08 Aralık 2020 Salı

MİT TIR'ları kumpasından, gemi kumpasına: Türkiye'yi hedef alanlar

İstanbul’dan Libya’ya gitmek üzere yola çıkan Türk şirketi Arkas Denizciliğe ait boya ve insani yardım malzemesi taşıyan Rosaline A. yük gemisi, 22 Kasım’da Doğu Akdeniz’de Libya açıklarında Almanya firkateyni Hamburg tarafından, “yasadışı silah taşıdığı iddiasıyla” durdurulmuş ve 16 saat boyunca gemide arama yapılmıştı. Avrupa Birliği’nin (AB) İrini harekatı kapsamında Alman firkateyn ile İtalyan özel kuvvetlere bağlı silahlı askerler bir Yunan amiralin komutasında bu hukuk dışı eylemi icra etmişlerdi. Kimden ve ne maksatla aldıkları net olarak ortaya konulmayan sahte ihbara dayanılarak yapılan bu hukuksuzluğa karşı Türkiye gerekli tepkiyi göstererek, Dışişleri Bakanlığı tarafından Almanya ve İtalya’ya nota vermişti.

Her şeyden önce, BM Güvenlik Konseyi’nin 2016 yılında Libya’ya silah ambargosu uygulamaya dönük 2292 sayılı gerekçeyi kendine dayanak yapan Avrupa Birliği (AB) İrini isimli harekatı başlı başına tartışmalıdır. Bu konuda AB yetkili merci değildir. Ayrıca BM’nin meşru hükümet olarak kabul ettiği Serrac’ın Ulusal Mutabakat Hükümeti ile AB’nin bu konuda bir mutabakatı yoktur. Bunun yanı sıra meşru hükümeti devirmeye çalışan darbeci Hafter’in silah trafiğini hiçe saymaları da bir başka garabettir.

Açık denizlerin serbestisi ilkesi, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi, teamül hukuku bakımından her şey çok nettir. Türk bayrağı taşıyan gemi, bayrak devletinin izni olmadan hiçbir şekilde durdurulamaz ve aramaya yapılamaz. 4 saat kuralı, NATO sessizlik kuralı gibi gerekçeler geçerli değildir.

Bunu yapanlarda bu durumu çok bilmektedirler. Ancak öyle anlaşılıyor ki, bu hukuksuzluğu göze alanlar gemide mutlaka silah bulacaklarına inanmış veya inandırılmışlardı. O zaman da yaptıkları hukuksuzluğun önüne buldukları silah konusu geçecekti.

Tabii bu hukuksuzluğu yapanların ülkelerinden bağımsız, ferdi inisiyatifle adım atmadıkları çok açık. Bu çirkin kumpasın içinde kimler pozisyon almış olabilir? İlk akla gelen tabii ki FETÖ parmağıdır. Zira bugüne değin yaptıkları kirli yayınlarla Türkiye’yi karalamaya devam eden FETÖ’cü sosyal medya hesapları, uzunca bir süredir bunun altyapısını hazırlıyorlardı. MİT TIR’ları kumpası gibi Doğu Akdeniz’de de benzer bir kumpasın yapılmasının harareti içindeydiler.

Bu konuda fikri takibini hiç eksik etmeyen Müstafi Tümamiral Doç. Dr. Cihat Yaycı, günlerdir bu konuya işaret ediyor. Nitekim Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı bu konuda bir soruşturma başlatmış durumda.

Tüm bu gelişmeler bir yana geçtiğimiz günlerde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu maalesef son derece vahim bir skandala imza attı. Türk gemisinin adeta korsanlık yaparcasına durdurulup, aranmasına ilişkin şu ifadeleri kullandı: “Akdeniz’de bir gemimiz arandı, Yunan komutan, Almanya, İtalya aradılar. ‘Arama yapacağız’ diye Türkiye’ye bildiriyorlar. ‘Arama yapacağız, izin verin’ diye bildiriyorlar. Dört saat geçiyor, cevap yok. Dört saat geçiyor, cevap yok. Bunun üzerine Roma’daki büyükelçiliği arıyorlar. ‘Biz 4 saattir arıyoruz’. Yani bir saat de oradan geçiyor. Beşinci saatin sonunda NATO’nun bir ‘sessizlik yöntemi’ diye bir kuralı var. Yani, cevap vermezseniz, kabul ediyor anlamına geliyor. Bunlar da iniyorlar gemiyi arıyorlar.”

Bu sözler; içindeki teknik yanlışlıklar bir yana adeta hukuksuz arama yapanlara gerekçe üretmeye yarayan bir vahim durumu yansıtıyor.

Nitekim Yunan basını bunun üzerine hemen atlayarak, bu sözleri manşetlere taşıdı. Mesela Greek City Times isimli Yunan haber sitesi, sosyal medya hesaplarından; Turkish opposition: Greek commander was right about searching Turkish ship going to Libya yani Türk muhalefeti: Yunan komutan Libya’ya giden Türk gemisini aramakta haklıydı dedi.

Bu tutum son derece vahimdir. Bir an evvel bu tutumdan vazgeçilmelidir. Türkiye’ye zarar verdiği çok açıktır. Bu tutum sadece Türkiye karşıtlarını mutlu eder. Bu gerçeği kabul ederek, bu tarz yaklaşımlardan uzak durulması gerekir.

Aksi takdirde bu tür yaklaşımların; Türkiye’nin dışarıdan sıkıştırılmasını isteyip, içeride de iç cepheyi dağınık tutmanın bir dışa vurumu olarak nitelendirmesi kaçınılmazdır…

Aman dikkat… 

<p>'Burası bizim topraklarımız. Ne  kadar yerli olursak o kadar sağlıklı bakarız'</p><p>Osman

Türkiye'nin Batılılaşma serüveni

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Josep Borell ile görüştü

Ticaret Bakanlığınca ''fahiş fiyat'' denetimi yapıldı