• $ 7,8228
  • € 9,4308
  • 459.326
  • 1328.83
Reklamı Kapat

KKTC halkı bağımsızlığına sahip çıktı

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) Cumhurbaşkanı Ersin Tatar oldu. Bu sonuçla, KKTC halkı bağımsızlığına sahip çıktı. Seçim öncesi yazımızda ifade ettiğimiz gibi bu seçim her zamankinden çok önemliydi ve esasen bağımsızlık seçimiydi. Öyle de oldu. Sözde barış adına, birleşme adına Rum tarafına toprak vermeyi açıkça ifade etme noktasına gelenler kaybetti. Türk tezlerinin yerine, Rum tezlerinin sözcülüğüne yapanlar kaybetti. Türkiye’nin garantörlüğü yerine, Yunanistan ve İngiltere’nin garantörlüğünü yeğleyenler kaybetti. Adadaki sömürgeci güçlerin askeri varlığından rahatsızlık duymayıp uluslararası hukukun gereği olarak adada bulunan Türk askerinin varlığından rahatsızlık duyanlar kaybetti. Doğu Akdeniz’de yeni sömürü düzeni kurmak isteyen emperyalizmin sözcüleri, maşaları kaybetti.

KKTC kazandı. KKTC halkı kazandı. KKTC’nin geleceği kazandı. Doğu Akdeniz’in kaynaklarını haksız, hukuksuz olarak göz koyanlara karşı Türkiye’nin ve KKTC’nin bütünleşme iradesi kazandı.

Sömürgeci emperyalist güçlerin medyadaki, siyasetteki sözcüleri ve unsurlarının diline dolanan, Türkiye’nin müdahalesi yaklaşımı, kara propaganda mahsulü kötü niyetli yaklaşımdır. Nedir dertleri? Ne yapsaydı KKTC halkı? Göz göre göre KKTC’yi öldürerek, Türk halkını azınlık durumuna düşürecek olan adına çözüm denilen sahteliğe boyun mu eğseydi?

Yıllardır Kıbrıs sorunu denilen gerçek; Avrupa Birliği (AB) ve ABD’nin sebep olduğu sorundur. Sorunun kaynağı kendileridir. Adadaki sınır sorunu çözülmeden nasıl olur da Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla bir tarafı tüm adanın tek egemeni gibi AB’ye alırsınız, BM kararlarını hiçe sayarsınız.

Bugün net olarak görelim ki; zaman içinde sorunu üretenler çözüm maskesi altında Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan Türklere dün olduğu gibi bugünde boyun eğdirmeye çalışıyor. Onlar için Kıbrıs sorununa ilişkin çözümün anlamı; KKTC’nin ölmesi, Türklerin azınlığa düşmesi, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) egemenliği altına girmesidir. Yıllardır dayattıkları budur.

En son olarak haritalar oluşturarak, bu kötü niyetlerini somut bir belgeye de dönüştürmüşlerdir. KKTC halkı, bu seçimle o haritayı da yırtıp atmıştır. Geleceğine sahip çıkmıştır.

AB, BM, ABD bir nebze hukuka, adalete değer veriyorsa yapacakları tek şey; kuzeydeki halkın varlığını kabul ederek, KTTC’yi içlerine sindirmeleridir. Kendi ayıplarını, hukuk tanımazlıklarını, adaletsizliklerini gidermenin tek yolu KKTC’yi kabullenerek adım atmalarıdır.

Bir adadan iki devlet çıkmaz diye bir uluslararası hukuk kuralı yoktur. Bunu kabul etmemeyi, kendi yarattıkları sorunu çözmemeyi, hukuksuzluğa devam etmeyi yeğlerseler, o zaman yapılacak tek şey; Türkiye’nin, KKTC’nin tanınması seferberliğini başlatmasıdır.

Türkiye’nin 1974’te attığı adımla başlayarak, 46 yıldır adada barış ve huzur egemen olmuştur. Bu huzuru bozmak isteyenler; bir tarafı diğer tarafa yem ederek, sindirerek razı etmeye çalışanlardır.

AB’ye hukuksuz bir şekilde tam üye yapılmış Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) eşit, dengeli bir biçimde kuzey ile bütünleşme adına elde ettiği kazanımlarından neden taviz versin? Bu akla, mantığa sığar mı?

Bu hukuksuzluğa ve dengesizliğe bilerek, isteyerek sebep olanlar, bu yolla Kuzey Kıbrıs Türklerini, KKTC’yi yutmanın hesabını yapmışlardır. Bu hesap tutmayınca da yeri geldiğinde zorbalığa, yeri geldiğinde KKTC içinde gedikler açarak dağıtmayı denemişlerdir.

Her ikisi de dün olduğu gibi bugün de püskürtülmüştür. Şimdi gün, KKTC’yi tanıma ve tanıtma günüdür. Bu sürecin ilk adımı, ilk tanıma iradesi, can kardeş Azerbaycan’ımıza çok yakışır. Ne dersiniz?