• $7,3975
  • €8,9853
  • 445.521
  • 1569.35
23 Ekim 2011 Pazar

Deniz Feneri, 6 tahliye ve Başkent'te konuşulanlar...

Deniz Feneri e.V. soruşturması... Ortada henüz iddianame bile yok... Ama her gün öyle gelişmeler oluyor ki, ağzımız bir karış açık kalıyor. Son olarak tutuklu 6 sanık serbest bırakıldı...
Yargının verdiği kararlar eleştirilebilir tabii ki! Ancak hüküm giymemiş kişilere suçlu muamelesi yapmak doğru değildir. Ne sanıkların serbest kalması ne malvarlıklarına konulan tedbirin kaldırılması konumuz... 
Çok daha vahim bir iddia konuşuluyor yargının koridorlarında, kapalı kapılar ardında.
İddia şu:
Nisan ayının ikinci haftasının ilk günleri... Deniz Feneri e.V.'nin (sonradan görevden alınan) 3 savcısı, Başsavcı'yı ziyaret ederler. 'Artık işe başlamak, ifadeleri almak istiyoruz' derler.
Almanya'ya gitmiş, binlerce dosya arasından seçtikleri yüzlerce dosyayı okumuş, parçaları birleştirmiş ve artık işe koyulmak istemektedirler.
Buraya kadar her şey normal. Anormal olan Başsavcı'nın 'iddiaya göre' verdiği o yanıttır. 'Seçime iki ay kala böyle bir operasyona başlamanıza izin veremem!' Aldıkları yanıt karşısında şaşkına dönen savcılar, 'O zaman soruşturmadan çekilmek istiyoruz' derler.
Yine iddiaya göre Başsavcı, bu tutumun da yanlış anlaşılacağını, spekülasyonlara neden olacağını söyleyerek beklemeleri gerektiği konusunda savcıları ikna eder.
Savcılar genel seçim sonrası, Ankara'da beklenen operasyonu başlatırlar. Ancak onlar zanlıları sorgularken tüm Türkiye başka bir 'Fener' mevzuunu konuşmaktadır. Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'ın tutuklandığı şike operasyonu zamanlaması ile Deniz Feneri'ni gölgede bırakmayı başarmıştır.
Deniz Feneri soruşturmasının, siyasetteki dengeleri değiştirebileceği hesabıyla seçim sonrasına ertelendiği iddiası gerçekse Türkiye'de bağımsız yargıdan söz etmek zaten mümkün değildir. Hani rüşvetin belgesi olmaz denir ya! Böyle bir iddianın ispatı da olmaz. Tek tanık, iddiaya konu olan o diyaloğun taraflarının vicdanlarıdır.

'Bırakalım ayrılsınlar' ruh hali
PKK, Türk tarafında öyle bir tiksinti yarattı ki, kiminle konuşsanız şu noktaya geldiğini görüyorsunuz, 'Niye mücadele ediyoruz ki? Özerklik falan da değil! Verelim gitsin! Ne halleri varsa görsünler bir başlarına!'
Türkiye'nin büyük bir bölümüne hakim ruh halini böyle özetlemek mümkün.
Tabii üç gün sonra milli maç heyecanının ya da Eurovision galibiyetinin bütün bu acıları bir anda unutturacağını bile bile konuşuyoruz bunları.
Toplumun önemli bir kesimine 'kurtulalım bu kangren olmuş koldan!' ruh halinin hakim olması... Belki de bunu istiyor PKK. Zaten artık hepten körleşmiş bir kitlesi var. Öcalan'a tapınan, PKK ne yapsa doğru kabul eden, sorgulamayan ve sivillerin, çoluk çocuğun öldürülmesini bile 'özgürlük mücadelesinde atılan bir adım' olarak gören körleşmiş bir taban...
Eğri oturup doğru konuşalım... O taban, bugün elde ettiği hakları silahlara borçlu olduğunu düşünüyor. 'Açlığa, yoksulluğa, adaletsizliğe hayır' diye değil, 'Öcalan'a özgürlük' diye çıkıyor sokağa.
Ne PKK'nın uluslararası güçlerin taşeronu olduğunu söylemek değiştirir gerçeği ne de ısrarla 'terörle askeri yöntemlerle mücadele edeceğiz' demek.
Koskoca bir coğrafyada, insanlar, masum sivilleri hedef alan eli silahlı kişileri koruyorsa, onlara arka çıkıyorsa bunun adı terör değildir. Teşhisi konulamamış bir hastalığı kim, nasıl tedavi edebilir?

Fazıl Say'a göre Lale Devri
ODTÜ'nün açılış konserini verdiği akşam demişti ki Fazıl Say, 'Sanatçılarla öğrenciler ve akademisyenler daha sık bir araya gelmeliyiz. Birbirimizden öğreneceklerimiz var.' Rektör Prof. Ahmet Acar'ın verdiği sözü dinleyicilerle paylaşan Say, 'ODTÜ'lü öğrencilere bedava konser vermek için tekrar geleceğim' deyince salonda alkış kopmuştu.
Haydn-Fa minör varyasyonlar, Stravinsky-Petrushka, Beethoven'ın-32. Piyano Sonatı, Zimmermann-Enchidrion... Zor ama harika bir repertuvardı...
Konser sonrası sohbet ettiğimiz Say'a sordum. Acaba son günlerdeki sert çıkışları ve iktidarı eleştiren tavrı nedeniyle sponsor bulmakta zorlanıyor mu? Aynen şu yanıtı verdi: Türkiye'de benim yaptığım müzik için sponsor bulmak hiçbir zaman kolay olmadı. Bunun benim muhalif duruşumla ilgisi yok. Sadece 90'lar... O yıllar klasik batı müziği için Türkiye'de Lale Devri idi.'

<p><span>Niğde'nin meşhur patatesi dondurmaya da lezzet katacak. 'Patatesli dondurma olur mu?' demey

Patatesli dondurma hem şaşırtıyor hem de tadanları kendine hayran bırakıyor

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Ankara buz kesti

Gediz Deltası'nın Yoılkı atları böyle görüntülendi