• $13,6147
  • €15,1659
  • 785.001
  • 2014.52
19 Mart 2014 Çarşamba

Yerel olmayan yerel seçim

17 Aralık'ın yol açtığı kırılmalardan biri yerel seçimin genel seçime dönüştürülmesi, bir bakıma hükümet bakımından bir güven oylaması biçimini alması gibi gözüküyor.
Hükümet kanadı kendine karşı başlatılan, pek çok bileşeni olduğu aşikar hamleleri bir ontoloji sorunu olarak görürken, hükümete karşı son bir kaç yıl içinde ortaya çıkan ittifaklar, yerel seçimleri kendi başarıları için iyi bir başlangıç olarak görüyor. Tam da böyle olması için 27 Mayıs Darbesi öncesinden bu yana rastlanmayan sertlikte mücadele ediyor.
Yerel seçimler her ne kadar daha çok yerelin dinamiklerinin belirleyici olduğu seçimler gibi görünse de, genelde Türkiye'de siyasal mücadele bakımından çok büyük anlamlar taşımıyor.
Seçimlere aday gösterilen kişiler seçildikleri belediye bakımından esaslı bir değişime yol açmıyor. Bunun da nedenini Türkiye'nin yerel yönetimler sisteminde aramak gerek.
Türkiye 1921 Anayasası istisnası dışında, katı merkeziyetçi bir sisteme sahip. Devlet, merkezin taşradaki temsilcileri tarafından yönetilmekte, temel siyasal kararlar, asayiş, ekonomi, eğitim, ziraat, kamu personel rejimi gibi pek çok konular anayasal olarak tamamen merkezin kontrolüne ve inisiyatifine tabidir.
Yerel yönetimler, anayasadaki ifadeyle "mahalli müşterek mahiyetteki ihtiyaçları karşılamak" üzere kurulur ve çalışırlar. Yani çöp toplar, yolları tamir eder ve kaldırım taşlarını döşerler vs. İmar konusunda yetkili olsalar da, buradaki sıkıntılar zamanla yetkilerin merkeze devrine yol açtı.
Türkiye'de parti içi demokrasideki zafiyetler, yerel aktörün yerele göre değil, merkeze göre politika yürütmesini zorunlu kıldı.
Dolayısıyla aslında yerel yönetimleri katılımcı demokrasinin imkanı olarak değerlendirmek oldukça güç.
Bu gerçek, yerel seçimlerin daima bir genel seçim havasına sokulmasına yol açıyor. Önemsizliği ise, yerel seçimlere çok fazla asılmayı ve sonuçlarını da genel siyaset açısından önemsenmesini gereksiz kılıyor.
Yeni Anayasa için kurulan Meclis Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nda yerel yönetimleri güçlendirme ihtimali muhalefetin kesin tavrı nedeniyle gerçekleşmemiş, yeniden 1982 Anayasası'nın 127. Maddesi üzerinde uzlaşılan metin olmuştu.
2010'dan sonra ise bu eğilimde ciddi bir sapma söz konusu.
2010 Türkiye'de iktidar haritasında değişiklik yaşandığı bir döneme tekabül ediyor. Yani demokratik temsil organları bu tarihten sonra ilk defa merkeze ve ülkenin kaderine hakim olma imkanını elde etti.
Merkezin çekim gücü, ekonomiyi kontrol etme imkanları ve sahip olduğu iktidar imkanları, elbette yerel yönetimleri daha da anlamsızlaştırıyor, seçimi merkezi hükümet için güven oylamasına dönüştürüyor.
Kuşkusuz bu durum, bu güce sahip olmak ve bu gücü ele geçirmek için yürütülecek siyasal mücadelenin dilini ve şiddetini de etkiliyor. Sistemin katılımcılığa kapalı oluşu, gayrimemnun kitlelerin bu mücadelenin aracı kılınarak seferber edilmesine imkan sağlıyor.
Ayrıca 2012'de yeni büyükşehir belediyesinin kurulması ve bunların yetki alanlarının il sınırlarının tamamını kapsamasına ilişkin kapsamlı değişiklik, özellikle büyükşehir belediyesine dönüştürülmüş illerde yerel yönetim seçimlerini biraz daha önemli kılıyor. Zira bu illerde il özel idaresi uygulamasına son veriliyor ve bir bakıma iki başlı yerel yönetim uygulaması, parti politikalarının daha belirleyici olduğu belediyede birleştiriliyor.
Ancak Türkiye'de parti hiyerarşisini güçlü kılan sistemin özelliklerini de dikkate aldığımızda, bu değişim dahi yerelden çok merkezi siyasetin öne çıkmasına neden oluyor.
Buradan hareketle anayasal düzen böyle kaldıkça, tüm seçimlerin benzer atmosfer içinde geçeceğini söylemek çok yanlış değil.

<p> </p>

Kamu işçisinin maaşı ne kadar artacak?

Dünyanın en garip saç modelleri! Gören kahkahayı basıyor

Boynundaki şişlik için doktora gitti! İçinden bakın ne çıktı

Dalış sırasında köpekbalığına yem oluyordu! Okyanusta dehşet anları