• $12,4902
  • €14,1202
  • 713.051
  • 1776.41
14 Mayıs 2014 Çarşamba

Yargı-siyaset ilişkisinde norm ve normal

Türkiye gündeminden düşmeyen konu başlıklarından biri yargı temsilcileri ile siyasal temsilciler arasında yaşanan tartışmalar gelir. Nitekim geçtiğimiz cumartesi günü Danıştay’ın 146. kuruluş yıldönümünde Barolar Birliği Başkanı’na Başbakan’ın verdiği tepki bu tartışmaların sonuncusu mahiyetinde. Ondan önce 25. Nisan’da da Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın siyasi temsilcilere yönelik ağır eleştirileri günlerce tartışılmıştı. Yargı temsilcilerin bu tür etkinliklerde siyasi temsilcileri eleştiri yağmuruna tutması yeni bir şey değil. Yeni olan, bu eleştirilerin artık yadırganıyor olması ve demokratik temsil kurumlarına karşı bir saygısızlık olarak nitelendirildiği eleştiriliyor olması.
Kimileri bunu yargıya saygısızlık olarak görmek istedi. Oysa gerçek biraz daha farklı.
Türkiye’de “norm”lar değişiyor. Buna bağlı olarak “normal” olan da değişiyor. Türkiye’nin son otuz yılda, özellikle son on iki yılda yaşadığı sosyokültürel ve siyasal değişim toplumsal ve siyasal alanda bir paradigma değişimine yol açtı. Bu durumun Osmanlı’nın son döneminden başlayarak yüz yıl boyunda ülkeyi kuşatan “norm” ve “normal”lerin meşruiyetini tartışmaya açtığı inkar edilemez.
Haliyle eskinin norm ve normali değişiyorsa, yeni siyasal kültürde yargı ve siyaset arasındaki norm da buna bağlı olarak değişiyor. Daha önce normal olan davranışlar yadırganır hale geliyor. Bu değişimi algılayamayan veya anlamayanlar neden tepki topladıklarını da anlamakta zorluk yaşıyorlar.
Eski normu hatırlayalım: 1924 yılından itibaren faşist ve ırkçı Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’un tek parti diktatörlüğü süresince biçimlendirdiği yargının en temel misyonu “adalet”ten çok “devrimleri hayata geçirme” oldu. Buna bağlı olarak yargı, toplumun çoğunluğun demokratik tepkilerini kriminalize etti. Bir azınlık ideolojisi olarak Kemalizm’e aykırı görüş ve düşünceleri, Kemalist yasaları uygulamak suretiyle yasakladı. Halkın yarısından fazlasının oyunu alan siyasi partiler, Kemalist darbelerin ürünü olan anayasaya aykırı görülerek yasaklandı. Elbette tüm bunlar sözünü ettiğimiz yargı organlarının marifeti.
Bununla da yetinilmedi. Yüksek yargı organlarının her birinin kuruluş yıldönümü kutlamaları siyasetçilerin “yasa gereği” hazır bulunduğu ve yargı mensuplarınca azarlandığı seremonilere dönüştürüldü. Bu şekilde toplumun çoğunluğunu oluşturan, dolayısıyla azınlık Kemalist ideolojiyle ontolojik bağdaşmazlık yaşayan siyasetçilerin meşruiyeti yok edilirken, Kemalist azınlığın meşruiyeti de “hukuken” tescil ediliyordu. Türkiye Barolar Birliği de kuruluşundan bu yana hep bu azınlığın hegemonyasının bir payandası olarak çalıştı.
Norm bu olunca, yargı ile yargıç yahut yargıcın yargısal fonksiyonu ile bireysel tutumu arasında ayrım ortadan kalıyor, yargıcın bireysel ideolojisi, sırf sırtına cüppe geçirmiş olduğu için “hukuki uyarı ve eleştiriler” kontenjanından masumlaştırılıyordu. İtirazlar ise “yargıya tahammülsüzlük” olarak etiketleniyor ve hatta parti kapatma davasına delil olarak konabiliyordu. Yargıcın kişisel ve ideolojik tutumu ile “yargı” arasında bir ayrım yapılmıyordu. Yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü yahut erkler ayrılığı ilkesi, bir azınlık ideolojisinin hegemonyası için araçsallaştırılıyordu.
İşte bu “anormal normal”in sonuna geldik.
Yeni norm çağdaş demokrasilerde olduğundan farklı değil: “Hukuki çerçevenin koruyucusu olan ancak bu çerçevenin içine müdahale etmeyen yargı ile hukuki çerçevenin dışına taşmayan, ancak bu çerçeve içinde tamamen toplumsal ve siyasal dinamiklere göre politikaları hayata geçiren siyaset”... Hem yargının hem de siyasetin saygınlığının kriteri bu. Erkler ayrılığı da bu.
Yargı kurumlarında bu kültürün güçlendiğini görmek sevindirici.

<p class='MsoNormal'>Aykut  Enişte 2 filmiyle beyaz perdeye dönmeye hazırlanan Melis Babadağ, iki  s

Gişeci'de Aykut Enişte 2 sohbetleri... Bölüm 2: Melis Babadağ

Galatasaray'a Malatya'da coşku seli

Hibe desteğiyle mantar tesisi kurdu! Şimdi siparişlere yetişemiyor

400 bin uçuş saatini başarıyla tamamladı! Türkiye'nin ilk milli ve özgün SİHA'sı