• $8,2699
  • €10,0858
  • 487.637
  • 1460.9
25 Mart 2015 Çarşamba

Yabancı düşmanlığına dikkat!

Yabancı düşmanlığı deyince aklımıza hep Avrupa, özellikle de Almanya geliyor. Ve yabancı düşmanlığı derken bunu 80’lerden itibaren göçmen işçiler nedeniyle görünürlük kazanan bir sorun olarak algılamayalım. Kökenlerini Avrupa’da 19. Yüzyıl sonlarından itibaren gelişen sosyo-ekonomik ve siyasal hareketlerde aramamız gereken bir sorundan söz ediyorum. Yahudi düşmanlığı ve ırkçılık da yabancı düşmanlığının özel tezahürlerinden.

Yabancı düşmanlığı başlı başına büyük bir kötülük. Böyle olduğu halde bununla turnusol kağıdı gibi insanları kolayca tasnif edemeyeceğini söyleyebiliriz.
Zira yabancı düşmanlığını besleyen dinamikler pekâlâ insani görünüme sahip olabilir.
Yabancı düşmanlığına iten nedenlere bakalım. Bazı toplumlarda değişen siyasal ve ekonomik ilişkiler nedeniyle köklü toplumsal değişimler ve çalkantılar ortaya çıkabilir. Bireyler ve toplumlar değişimi rasyonel bir şekilde okuyamayabilir ve bu da korku ve paniğe neden olabilir. Zira köklü değişimler, bireylerin ve toplumun alışkın olduğu kurumları ve kuralları ve tabii ki toplumsal kodları geçersizleştirebilir. Üzerinde kendini güvende hissettiği bir zeminin altından kaydığı hissine kapılan toplum, bu değişimleri okuyup rasyonel cevaplar üretemediğinde, akıldışı cevaplar üretmeye başlar.
Siyasetçiler bu dalgayı fark ettiklerinde iki türkü tepki verebilirler. Ya bu süreci düzenler, organize eder ve dönüşüm sürecinin öngörülebilir bir vizyon ve gelecek sunmak suretiyle hasarsız geçirmesini sağlarlar.
Yahut bu dalgadan kısa vadeli çıkarları tatmin için istifade etmeye çalışırlar. Özendirirler.
Birincisi demokrasiye ve yeni başlangıçlara götürür.
İkincisi ise felaketle sonuçlanır.
Batı tarihi her iki dünya savaşı sırasında bu felaketi yaşadı. Her iki felaket, felaketi üretenlerin mağlubiyetiyle sonuçlandı. Bunun üzerine yeni bir dünya düzeni kuruldu. Ve iyi kötü bu düzen, en azından, uzunca süre Batı’da bir denge üretebilmiş durumda.
Bir tespit daha yapalım. Yabancı düşmanlığı fakir toplumlara ait bir sorun değil. Daha çok gelişmesini tamamlama konusunda önemli bir merhale kat etmiş ama bu konuda doygunluğa ulaşmamış ve henüz ekonomik tatmini tam yakalayamamış toplumlarda görülür.
Böyle toplumlarda geleneksel kurumlar ve kurallar yetmemeye başlar ve toplum yeni bir dengeye ihtiyaç duyar. İş ve işsizlik, yükselen beklentiler ve bunların tamamını henüz karşılayamayacak mahiyetteki kurumsal, idari ve ekonomik altyapı ve anayasal düzen, tepkilere yol açar, karamsarlık üretir veya saldırganlığı besler.
Ve insanların tüm bu sorunlar nedeniyle dile getirdikleri insani şikâyetler...
Herhalde Türkiye’nin böyle bir dönemeçte olduğunu inkâr edemeyiz.
Mesele bu şikâyetlerin varlığı değil, bu şikâyetlerin başka tehlikeli noktalara kanalize edilmesi...
Bu yazıyı kaleme almaya yol açan husus, Kılıçdaroğlu’nun dünkü grup toplantısında dile getirdiği bir görüş oldu.
Kılıçdaroğlu grup toplantısında ekonomik meselelere değiniyor. İşsizlikten dem vuruyor. Emeklilere sesleniyor. Popülizme sarılıyor.
Ve Meclis’te “yabancı işçi çalıştırma imkanı” getiren yasal düzenleme girişimini sert bir şekilde eleştiriyor. Grupta bu ifade ciddi alkış alıyor.
Bundan aylar önce de “Suriyelilerin gönderilmesi” yönünde öneriler ortaya attığını hatırlıyoruz.
Ve bu siyasi parti iktidar alternatifi olduğu iddiasıyla seçimlere giriyor.
Türkiye, şu seçim atmosferinde üzerinden çokça durulmasa da, çok esaslı bir risk ile karşı karşıya kalabilir.
Buna bugünün kısır tartışmalarına rağmen dikkat çekmek şart.

<p><strong>KORUYUCU AİLE OLMANIN ŞARTLARI NELERDİR?</strong></p><ul><li>Korucu Aile olmak isteyen ki

Evlatlık edinmek ve koruyucu aile olmak arasında ne fark var?

Süper Lig'in yeni takımı GZT Giresunspor, coşkuyla karşılandı

Galatasaray, Yukatel Denizlispor maçı için şehre geldi

Deniz salyasından gübre, tarım ilacı ve temizlik malzemesi yapacaklar