18 Mart 2015 Çarşamba

Parti kapatma ve anayasa değişikliği II

Cumhuriyet Halk Partisi lideri ve yöneticilerinin bir yandan maskaralık dedikleri, diğer yandan da ciddiye alıp kamuoyunun gündemine taşıdıkları “CHP’yi kapatmaya çalışıyorlar” iddiasını ve bu iddia üzerine hazırlanan anayasa değişikliği teklif paketini konuşmaya devam ediyoruz.

Geçen yazıda paketin bir kısmını incelemiştik.
Paketin en önemli kısmı ise doğrudan parti kapatma usulüne ilişkin. Buna göre siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin davalar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın talebi üzerine, talebin TBMM’ye ulaştığı tarihte Meclis’te gurubu bulunan her bir siyasi partinin beşer üye ile temsil edildiği Komisyon’un üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ve gizli oyla vereceği izin üzerine açılır ve Anayasa Mahkemesi’nce kesin olarak karara bağlanır. Meclis Başkanı bu komisyona başkanlık eder; ancak oy kullanamaz. Komisyonun kararları, yargı denetimi dışındadır. İzin talebinin Meclis’e ulaşmasından itibaren otuz gün içinde Komisyon oluşturulur ve Komisyon, kararını izin talebinin Meclis’e ulaşmasından itibaren en geç altmış gün içinde verir.
Burada açık olan husus şudur: Artık siyasi partiler, yargı dünyasında üretilmiş algılara göre hazırlanan iddianamelerin yine başka bir yargı mekanizması olan Anayasa Mahkemesi’nde değerlendirilmesi sonucunda kapatılamayacaktır.
Yani mesele sadece teknik yargısal bir mesele olmayacaktır. Ve yine bir siyasi partinin anayasal düzen için tehdit oluşturup oluşturmadığına yargıçlar karar veremeyecektir.
Diğer bir sonuç şudur: Siyasi parti kapatma davaları sadece hukuki mahiyette görülmeyecektir. Bu yanlış değil. Zira siyasi partiler millete ait olan egemenliği en asli haliyle temsil etme, uygulama ve bu şekilde millet iradesini devlete egemen kılma aracıdırlar. Hem iktidar, hem de muhalefet partileri bu işleve sahiptirler. Bir siyasi partinin kapatılması demek, millet egemenliğine neşter vurmak demektir. Kapatma davasına konu olan parti iktidar partisi ise, ülkenin yasama ve yürütme erkine yönelik bir siyasi yok etme eylemine dönüşebilir. Muhalefet partisi ise, siyasal muhalefetin susturulması sonucunu doğurabilir. Her halükarda milletin temsili imkânı ve milletin bir kesiminin iradesinin geçersizleştirilmesi sonucunu doğurabilir.
O halde mesele sadece bir hukuki mesele değil, siyasal sonuçları olan bir meseledir. Siyasi sonuçları çok ağırdır.
Yargı kararını verirken bu sonuçlarla ilgilenmez. Doğası gereği ilgilenmemesi gerekebilir. Ama verdiği karar çok yıkıcı olabilir. Nitekim Türkiye’de partilerin kapatılmasına ilişkin pratiğin yol açtığı yıkımlar ortada.
Bu nedenle bir siyasi partinin anayasal düzen için esaslı bir tehdit oluşturup oluşturmadığı, kapatılmasının ulusal temsile meşru bir müdahale olup olmayacağı, vurulması gereken neşterin siyasal yaşam için zaruri olup olmadığının tartılması ve değerlendirilmesi gerekir. Bunu yapacak olan kurum yargı kurumu olamaz. Bu bir siyasi kurum olmalı. Bu hükümet olabilir. Ama hükümetin iznine tabi kılma Türkiye’de partizanlık suçlamalarına konu olma ihtimali nedeniyle, millet iradesinin tecelli ettiği Meclis’in olması daha makul gözüküyor.
Teklif metni bu yönüyle isabetli. Üstelik teklif metni partilerin temsil oranını değil, grubu bulunan tüm partilerin eşit temsilini esas alması nedeniyle oldukça adil ve güvenceli bir sistem getiriyor.
Ancak CHP’nin bu teklifi reddettiğini görüyoruz. 2010 referandumunda da reddetmişti. Bu da CHP’nin şikâyetinde çok ciddi olmadığının kanıtı.
Partilerin kapatılmasının zorlaştırılması yararlı. Ancak bu yöndeki siyasal enerjiyi kimi siyasi partilerin gayriciddi iddialarını karşılamak için değil, ülkeyi yeni bir anayasaya kavuşturmak için harcamak daha isabetli.

<p>Avrupa sevdalısı aydınların asıl derdi ne? Neden bir  Avrupalı'dan daha 'Avrupa'cılar'? Avrupa öz

Avrupa'yı bize ışıltılı tablolar gibi çizenler kimler?

Dereotunun az bilinen şaşırtıcı faydaları

NATO tatbikatına katılacak askerler yola çıktı

Demirspor, Süper Lig'e çıktı; Adanalılar çıldırdı!