• $12,5719
  • €14,1887
  • 726.446
  • 1779.45
17 Mayıs 2014 Cumartesi

‘Çizmemi çıkarayım mı sedye kirlenmesin!‘

Üç yüzün üzerinde ölü ve geride binlerce acı. Ulusal yas ilan edildi. Tüm ülkede, resmi kurumlarda bayraklar yarıya indirildi.
Son otuz kırk yılın en büyük insani dramı yaşandı, yaşanıyor.
Hükümet en hızlı ve en yoğun mesaisini harcıyor. Bakanlar gece gündüz olay yerinde çalışmaların içinde. Yardım kuruluşları çalışıyor, Türkiye kenetlenmiş bir vaziyette bu acıyı paylaşıyor. Zira acılar paylaştıkça azalıyor.
Bu kadarı çok önemli ama yeterli değil.
Bundan sonra atılacak adımlar var.
İlk olarak hükümet buna ilişkin elindeki tüm idari imkan ve araçları kullanmak suretiyle bu işin nedenlerini araştırmak zorunda.
Madencilik gibi ekonomi için önemli girişimlerin, insan hayatı üzerinde yarattığı riskler nedeniyle titizlikle incelenip denetlenmesi elbette idari bir sorumluluk. İlgili bakanlıklar, denetimde idari bir kusur olup olmadığını inceleyerek, ince eleyip kılı kırk yararak soruşturmalı, ortaya çıkan sonuçları kamuoyuyla paylaşmalı. Bu konuda sorumlular her kimse ortaya çıkarılmalı ve idari yönden gereği yerine getirilmeli.
Yargı kurumları “paralel yapı” darbe girişiminde gözlemlediğimiz gibi ayaklarını sürümek yerine, doğrudan doğruya yargısal imkan ve araçları devreye sokmalı, hukuki sorumlulukları araştırıp ortaya çıkarmalıdır. En az bakanlar kadar geceyi gündüze katmalı, delillerin yok edilmemesi için gerekli adli tedbirleri almalı.
Diğer yandan siyasi irade madencilik gibi riskli alanlarda yeni standartlar belirlemeli ve bu standartları etkin bir şekilde maden işletme ruhsatlarının zorunlu unsuruna dönüştürmeli.
Her yönüyle modernleşen, kalıplarını yırtarak güçlü bir ekonomiye dönüşen Türkiye bu alanlarda da, insanın hiçbir değerinin olmadığı yüzyıllık geçmiş uygulamalardan ve onun standartlarından uzaklaşmalı.
Evet tüm bunlar, yolları yapma ve tamir etme, trafik işaretlerini koyma ve bunları etkin kılma konusunda sorumluluğu bulunanlar ile ilgili. Bir de trafik kazasını yapanlar, direksiyonda oturanlar ve kazaya doğrudan doğruya yol açanlar.
Herhalde bu boyutu göz ardı etmeyeceğiz. Zira esas boyut bu. Facianın doğrudan doğruya muhatabı, yani sahibi üç gün geçtikten sonra konuştu. Bu süre içinde tüm soruların muhatabı ise sadece hükümet oldu...
Bir mahallede devriye görevinde olabilecek muhtemel aksaklıklar, hırsızlığı suç olmaktan çıkarmıyor, hırsızı masumlaştırmıyor.
Ortada ihmal, kusur veya kasıt var mı yok mu, soruşturma sonucunda anlayacağız.
Ancak Türk medyasının bir kısmı ve aynı çizgideki bir güruhun derdi farklı.
Facianın ağırlık merkezini bilinçli bir şekilde başka bir yere kaydırma derdi çok açık gözüküyor. Bu facia nedeniyle ön plana çıkardıkları olgulara ve bunların sunuş biçimine bakmak yeterli.
Sokak hareketleri, ateşe verilen arabalar, camları indirilen vitrinler vs. oldu, olmasına, ama sanırım istedikleri efekti yakalayamadılar.
Yakalamaları da mümkün değildi.
Zira yurdum insanının düşünce dünyası bu tür topluma yabancı, köksüz, gayri meşru ve gayri ahlaki amaçlara başarı şansı tanımıyor artık.
Madenden çıkarılan ve üstü başı isli bir işçi “Çizmelerimi çıkarayım mı, sedye kirlenmesin!” sözleriyle o facia zihniyetle arasına mesafe koyuyor. Kamunun, yani toplumun ortak malı karşısında çağdaş ve uygar dünyanın da alkışlayabileceği bir duyarlılık gösteriyor.
Onlar ise “Soma için sokak eylemlerine çağrı” derdinde...
Başkalarının yaşam, mülkiyet, seyahat ve benzeri özgürlüklerini yok edecek ve toplumun ortak mallarına zarar verecek “barışçı (!) gösteriler” peşinde...
Bu güruh ülkede demokrasinin önünde hep engel oldu. Hiçbir dönem katkı sağlamadı. Galiba böylece tarihe karışıp gidecekler...

<p class='MsoNormal'>Aykut  Enişte 2 filmiyle seyirci tarafından tanınıp benimsenen Mekin Sezer, iki

Gişeci'de Aykut Enişte 2 sohbetleri... Bölüm 3: Mekin Sezer

Kedi ile köpeğin şaşırtan dostluğu

Omicron varyantının semptomları açıklandı

Zor şartlarda mangal kömürü üretip ailelerinin geçimlerini sağlıyorlar