• $ 5,7144
  • € 6,3117
  • 270.698
  • 106588
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Ortadoğu'da tarihin sonu mu?

Arap Baharı olarak literatüre geçen ve daha sonra tanımlanması dahil birçok açıdan dönüşümler geçiren süreci konuşmaya devam edeceğiz. Tıpkı ortaya çıktığı ilk zamanlarda yapılan aceleci yorumların yanılttığı gibi, birbiri ardına gelen felaketler sonrasında bir süreç olarak Arap Baharı’nı tiye alan aceleci yorumlar da yanıltıyor, yanıltacak. Tunus’tan başlamak üzere neşet eden olguyu tanımlamakta zorluklar yaşandığı doğru. Domino etkisiyle yayılan bu olguya dair iyimser bir kavrayışa sahip olanları da anlayışla karşılamak lazım. Bununla birlikte mücadelenin yenilikle-statüko arasında mı yaşandığı, süreci idare eden bölgesel ve küresel aktörlerin oyun planlarının mahiyetinin ne olduğu ve bölgede statükonun gücünün kısa vadede kırılıp kırılamayacağı soruları o zaman da şimdi de geçerliliğini korudu, koruyor.

Süreçten kastın ya da olgunun asıl mahiyetinin ne olduğunu, neşet etmesinden sekiz sene sonra belki de daha iyi analiz edebiliyoruz. Tunus, Mısır, Libya, Yemen, Suriye gibi ülkelerde demokratik gösterilerle on yıllara yayılmış statükoların ve bölgesel-küresel ittifakların kısa sürede dağılması 2011’de olduğu gibi şimdi de pek gerçekçi değil. Bu soğuk gerçeği kabul etmekle beraber, Arap Baharı sürecinin temelini teşkil eden değişim olgusunun da yaşanan bütün felaketlere rağmen kısa sürede ortadan kalktığını ya da kalkacağını ifade etmek de iddialı olur.

Yaşanan süreç iyilik ve kötülük dereceleri değişen bir şekilde tüm bölgeyi dönüştürdü aslında. Bazı zihinlerin değişim taleplerinin toplam faydasını sorguladığı da diğer zihinlerin şiddetle bastırılan talepleri sebebiyle daha stratejik düşünmeye başladığı da doğru. Diğer bir deyişle, acı tecrübelerle öğrenseler de bölge insanı organik olduğundan dolayı bastırılamayan değişim taleplerini dillendirmenin ve gerçekleşmesini sağlamanın başka yollarını arıyor. Bu açıdan baktığımızda ne Arap Baharı’na temel teşkil eden ruh tamamen ortadan kalktı, ne de isim ve cisim değiştiren statükonun değişimle mücadele etmek için başvurabilecekleri yöntemler değişti.

Bölge birbirinden öğrenen ve esinlenen aktörleri barındırıyor. Suriye halkı Esed’e karşı başkaldırılarının ilk aylarında daha önceki Cezayir örneğinden kaçınmak için ellerinden geleni yaptı. Esed ise statükonun değişim talepleriyle mücadelenin klasik metodu olan şiddeti tercih etti. Daha sonra ise Cezayir ve Sudan halkı Suriye örneğinden alınan dersle ayakları yere basan bir değişim iradesi ve metodu ortaya koydular.

Bu iki örnek bile, nasıl isimlendirilirse isimlendirilsin Arap devletlerinde yaşayan farklı arka planlara sahip kitlelerin kalbinde bir değişim kıvılcımını hâlâ taşıdığını göstermeye yeter. Fukuyama vari bir hataya düşmemek lazım: Bölgede tarihin sonu gelmedi, süreçler dönüşerek devam ediyor.

<p>Barış Pınarı Harekatı ile terörden temizlenen Suriye´nin Rasulayn kentine dönen yaklaşık 100 kişi

Mehmetçik´in Alnından Öpüp Secdeye Kapandılar

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları

İdlib'de vurulan çadır kampı havadan görüntüledi

Cumhurbaşkanı Erdoğan Ege Üniversitesi'ndeki cami açılışında konuştu!